şükela:  tümü | bugün
  • salmak.
    kullanmaktan vazgeçmek.
    terketmek.
  • 'bırakmak', elinde bulunan bişeyi 'tutmaz olmak' şeklinde geçmiştir fiteratüreye. (neye!) fitaretür'e? (literatür ulan!) feka, bişeyi bırakmasını istemek için, "tutmaz ol" denmez kimseye. mesela, çay mı, su mu, matkap mı getirmiştir o kişi; 'şuraya bırakıver' filan denir. veya samiimi bi kişiyse, 'bırakıver tatlım' denir. ya da hiçbişiy denmez, o kendisi bırakır elbet!. ve bırakırken, mutlaka bi ses çıkar. en yavaş bi şekilde bıraksak bile, bi bardağı masaya; hafifçe şöyle, 'çıt! 'tık! filan eder. bırakıldıının, bilimsel kanıtlarından biridir bu!. bir de, sadece "bırak yaa" vardır. neyin bırakılması istendii kesin belirtilmeden, genel bir bırakışı tarif eder. örneğin, konuşurken bi arkadaş, "bırak yaa allaasen!" dersek aniden, onun söylediklerine hiç değer vermediğimizi gösteririz. hâttâ kalbini bile kırarız. "bırak yaa!" dediğimizde şaşırır, üzülür azıcık. fekat açıkgöz bi kişilikse, "sen bırak lan! diyebilir ardından. gerçi saçma olur ama. en yersiz kullanılan bırak'lardan biridir zaten.. daha espritüel olan "bırak bu işleri - devlet su işleri" deyimindeki 'bırak' ise, alaylı bi annatımın ifadesidir. ille de bırakmak gerekmez öyle söylenildiinde! siz de, başka bir 'bıraklı' espri yöneltebilirsiniz karşı tarafa. mesela, adı burak'sa, 'burak bırak yaa' denilip, küçük bir hoşluk sergilenebilir. ismi, şenol'sa eğer: "şenol bırol yoo, bırok yom bırak, broal? braşk?!. braaağk!..bırahk, raat bırak beni!.. "nooluyo lan?" (şenol)
    yaşamda, bazen 'bırakmak', bazen de 'tutmak' gerekmektedir. 'atem tutam ben seni' ibaresi, (ibare ne be şindi!) 'tut bırak'ı andırır biraz bu deyim. bu ibare?.. ibaare! ibaaree!. bi askeri 'atıp tutarken' örneğin, havaya bırakmalı; fekat sonra kesinnikle tutmalıyız! kolundan, bacaandan, çıkıntılı bi yerinden, neresi denk gelirse, hiç seçmeden... en güzel 'bıraklar'dan bi tanesi ama, 'uçurtma bırakmaktır!. arkadaş, uzak bi mesafede tutuyodur çıtalı uçurtmayı. bırak! denir aniden, rüzgar tam estii anda!. sonra, uçmaz fakat. 'tut' deniz bi kez daa. "sen tut ulan, sıkıldım," derse, ipi ona bırakır, uçurtmayı siz tutarsınız, o 'bırak' deme görevini üstlenir bu kez; hava kaldırıp tutar, tâlimat geldiinde bırakırsınız.. daha seri 'tut bıraklar'a, mastırbasyon esnasında yaşanan tut bırakları örnek verebiliriz. devamlı ve yağlı bi hareket söz konusudur.. ikili ilişkilerde ise, tutmayı daha fazla isteriz. bırakmak, bi hata, erkencilik olarak görülür, (erkencilik ne be? manyak mısın!) bırakmamaya, aklımıza başka şeyler getirmeye çalışmalıyız. ne kadar tutulabilirse o kadar iyidir.. ruhsal annamda da geçerlidir bu çabamız. kendimizi hemen bırakmamalı, nefsimize ve irâdemize hakim olmalıyız. kimsenin canını sıkmamalı, insannara değer vermeliyiz.. 'sevda kuşun kanadında...' denirken, annatılmak istenen elbet, romantik ve dramatik bi 'tutma' eylemdir. çok sıkı tutarsak eğer, 'fareler ve insannar'daki adamcaazın yaptıı gerçekleşir; corf! diye ezeriz. az tutarsak da kaçıverir fekat. en sinir bozucu 'tut bıraklardan' bi tanesidir zaetn. ne zamana tutucaz ne zaman bırakıcaz, pek belli olmaz. en iyisi, yine 'oluruna' bırakmaktır! tabii o bırakma tarzının da, çok annaşılır bi bırakış olmadıı ortadadır. 'oluru' ne demektir ki çünkü! kişisel koşulların ve sabit içsel değerlerin korunduu, sarsılmaz bi dış denge diyebilir miyiz acaba?. her ne haltsa işte, ona dikkat ederken, şunu da unutmamalıyız ki, öyle her bırakılan şeyi tutmamak lâzımdır! birisi, "şunu biraz tutsana" deyip elimize bi paket bırakıverirse, "ne var lan bunun içinde" dememiz icap eder.. elimizde paketle, salak gibi beklerken orada; ola ya (olur ya!) uzaktaki bi esnaf da, bize yaklaşmakta olan, son sürat koşan başka bi herifi işaret ediyodur, "kardeş tut tut! kaçıyo!" diye bağırarak. işte, o karmaşık zamanda, pakedi yere bırakmalı, adamı tutmalı.. (bi dakka?) ..ya da, adamla hiç elleşmeyip paketi öbür elimize almalı.. dur, en iyisi.. adamı azıcık, hani tutuyomuş gibi yaparaktan uzanmalı, paketi de o esnada çaktırmadan yere düşürmeli ve sıvışmalıyız bu hareketli bölgeden!.
    'bırak' karşıtı olan 'tut'lardan, en gerzek 'tut' modeli ise, köpeklere söylenen tutlardır. "dut reks, dut dut!" denebilir, -şiveli bi ağızla-. reks, kendisinden tutması istenilen şeye bir bakar, ve tutma atağında bulunur hemen! tutulucak kişi de irkilir, ve oradan kaçma belirtileri gösterir. çok istiyosak reks'in tutmasını, ipi bırakır; istemiyorsak, ipinden geri çekeriz. bizim de, aklımızda felan, böyle bi ip vardır! irâde gücü denir ona. en karanlık derinliklere bile inip oraları kurcalayabilir, ama pimize tutunarak, tekrar yüzeye çıkabiliriz. fakat asla, bi tahta parçasını geri getirmemeliyiz. reks, meks veya benzerleri, bunu yapmaya bayılırlar! atılan tahtayı, geri getirir ağzıyla tutarak, önümüze bırakır! bişeyin, tam önüne 'bırakılmasını' çok sever insanoolu! su bardağı önüne bırakılsın, yemek tabağı önüne bırakılsın, kültablası, kumanda! iki santim uzanmaya üşenir lavuk!. bazen "aman, 'bırak' şu herifi yaa!" diyerek, o tür insanlardan iyreniriz!. "yok bee, iyi birisi aslında," ders karşımızdaki. sonra biz de pişman oluruz söylediimize. çünkü, bıraksan bırakılmaz, atsan atılmaz, satsan satılmaz tipler vardır! onnarı, kendi hâline bırakmak, yani öyle 'kâbul etmek' gerekir.. bi yönüyle biraz 'kadercilii' andıran 'bazı şeyleri kâbullanmecilik', bırakmaktan daa iyidir tabi... en zor bırakılan şeyler ise, zararlı alışkannıklardır elbet. meselâ, sigarayı bırakmak ister devamlı, bırakamayanların tümü.
    sigaralar, kültablasına, sehpanın ucuna, duvar kenarına, göbeğe filan, kolayca 'bırakılabilir'. ordan, tekrar alınır! hiç almamak, yani kesin bir 'bırakma' eylemi için, o anda başka bi şeyi tutuyo veya tutunuyo olmamız gerekir. bi boşluk, o şekilde dolar. yoktan bişey var edilemez. iki ayağımızı da havaya kaldıramayız. sıçramadan önce, düşecek zemini ayarlamak gerekir. ('siçremeden önçü çüşecek memini niv niv gevekir'.. hıyar!. daa kolay bişeylerden bahsetsene!. sanki bırakabiliyomuş gibi..) iyi yaa, tamam.. bazı şeyler, bıraktıımız yerde güzel durmayabilir!. saksı, mesela! balkon camının önünde iyi durmuyosa, başka bi tarafa bırakmalıyız. hiç karşı gelmez zaten eşyalar, bu sonsuz sayıdaki yerleştirişlerimize, tutup bırakışlarımıza. insannar öyle değildir tabii; onnarı her istediimiz biçimde ve sürede tutamayız. bi insanın üzerine abanıp göğüslerini okşamaya kalkıştıımızda, belki bir "bırak", aynen devam etmemize engel değildir. fekat üçüncü kez, "metin bırak yaa! salak mısın!" benzeri bi ikâz duyulduunda, gururumuzu düşünmeli, hemen bırakmalıyız!. zaten, en net bırakışlar, (bi saniye yaa.. devam edemiycem ben!. az önce baardım, alay ettim ya kendimle, niv niv niv diye. canım ona sıkıldı! şindi, üzerine ne desem boş. bırakıyom ben bu işi. (bir işi bırakmadan önce, yeni işi ayarlamak gerekir!. en tehlikeli bırakışlardan biridir çünkü..) aha, al! bırakamıyosun ki hiç! bırakıcak gibi oluyoken, tutunuyosun son anda yine, en salakça bi espriyle bile olsa.. bırak allaaşkına!. (yeter bırak, tamam!)

    [16 mayıs 2003tarihli lemanda metin fidanın ayrıntılar köşesinde yer alan yazısıdır. imla şekilleri dahil aynen aktarılmıştır.]
  • içinde istek yokken mecburiyetten bir iş yapmanın insanlıkdışılığından "olan olsun bıraktım anlamı yok zorlamanın" tınıları eşliğinde özgür willycesine kurtulmak, selamete ermek.
  • çişini altina kaçırmak.
  • genelde açık havada içilen mekanlarda (örn: moda sahili) çişinin gelmesinden yakınan arkadaşa verilen dost tavsiyesinin fiili.

    "ağacın dibine bırakıver."
  • ''başarıyı da başarısızlığı da insan belirli bir yerinde bırakmalıdır.
    hayır.. bırakmasını bilmelidir.''

    özdemir asaf
    yuvarlağın köşeleri
  • almanca karşılığı hiçbir şekilde abfallen olmayan kelime.

    kusura bakmayın, almanca bilmeyen birileri güya tematik sözlük çalışması yapıyor da. chicken translatevari almanca cümleler kurmanıza gönlüm elvermiyor.
  • bir insan söz konusu olduğunda ayrılmak, terketmek,
    bir iş veya okul söz konusu olduğunda istifa etmek, okumaktan ya da çalışmaktan vazgeçmek, hayat söz konusu olduğunda intihar etmek anlamına gelen kelime..