şükela:  tümü | bugün
  • bugün elime geçince okuduğum gazete.

    enver aysever adlı çalakalem yazan ve yanlış yazan birine tam sayfa yazı yazdırmışlar. (anladığım kadarıyla düzenli yazıyor)

    yusuf atılgan sözkonusu olunca okudum.

    aylak adam'ı 26-27 yıl önce okumuş. (eh, bizim gibi varlık'tan çıkınca okuyacak yaşta değil tabii)

    birgün'e yakışmayacak hataları gösteriverelim bu yazardan:

    1. o yıllarda (26-27 yıl öncesindeki bir zamanda) iyi yazarları keşfettiğini ve berna moran'ın " 'türk edebiyatına eleştirel bir bakış' adlı üç cilt, değerli çalışması o günlerde yayımlanmıştı" diyerek, bu kitaptan o günlerde yararlandığını anlatıyor.

    a) berna hocanın bu kitaplarının ilk cildi 1983'te (32 yıl önce), ikinci cildi 1990'da (25 yıl önce), son cildi ise ölümününden bir yıl sonra 1994'te (21 yıl önce) yayımlanmıştı.

    b) demek ki 26-27 yıl önce yazarlığa hazırlanırken üçüncü cilt ortada yoktu daha... ilkiyle sonuncusu arasında 11 yıl var o kitapların. üçünü birden o günlerde okumuş olamaz. (ben dikkat etmesem bu ağız kalabalıklığıyla ne entelektüel görüecek değil mi?)

    2. şöyle bir cümlesi var aysever'in çok sevdiği yusuf atılgan'ın mektupları hakkında:

    "doğrusu yusuf atılgan evlenip istanbul'a gittikten sonra yazdığı mektuplarda pek bir şey bulamadım." (cümle düşüklüğü aysever'in)

    ne bulmayı bekliyordu acaba iki tanış arasındaki mektuplarda? (ve edebiyattan korkunç anlayan biri gibi ne üst perdeden bir beğenmeme saklı değil mi bu cümlenin altında...)

    3. "yusuf atılgan gibi bir yazarın/okurun kütüphanesi olmaması ne garip!"miş aysever'e göre...

    nesi garip. adam köyde hacırahmanlar'da oturuyor. ben evini gördüm. orada o ilişkiler içinde nasıl kütüphane sahibi olacaktı ki?

    üstelik bu bir seçim de olamaz mı?

    herkes tv celebrity'si, entelektüel gazete yazarı değil ki (belki söz eder diye) boyuna bedava kitap gönderilsin kendisine...

    sensin garip!

    4. "ilk romanıyla yunus nadi roman armağanı'nda ikinci olur yusuf atılgan. birinci yılanı öldürseler romanıyla fakir baykurt'tur."

    bu lafın neresini düzeltelim...

    a) yılanı öldürseler yaşar kemal'indir...

    b) fakir'in romanının adı ise yılanların öcü...

    5) dizgi hatası iki kere olur mu bilmem ama aysever iki kere ve üç dört satır arayla "feti naci" yazıyor... tamam hızlı konuşurken "h"yi düşürebilirsin ama yazarken "fethi" yazmak gerekmiyor mu?

    6. "ben yusuf atılgan'a armağan kitapta okudum." böyle cümle düşüklükleri aysever tarzı mı acaba?

    7. birinci tekil şahıs yazım ve üslubunun da kötü bir ataç (ataç'a selam) taklidi olduğunu da ekleyeyim de içimde kalmasın.

    ey birgün: bu zata bir sayfa vermişsiniz. bir de sayfa okuyucusu verin.

    (ben gene feridun nadir'e döneyim en iyisi)
  • birgün bu manşetiyle kendi eline topladığı güzel bir çiçek demetini elinden düşürmüş durumda. elinde ne kalır bilemiyoruz; ama kaybedilen büyük şans o kesin. ama birgün'ü linç etmek şu noktada ciddi anlamda yanlış.

    ece temelkuran habertürk'ün ekran yüzüyken, yıldırım türker radikal'in kimliğiyken bu iki gazetenin yaptıkları ortada. nuray mert ki hürriyet'e dahi yazmıştır. banu güven ntv'de görev almış bir insan, kurumlarını ne zaman bu kadar rahatlıkla yargıladılar.

    olay 5 bin satan bir gazetenin manşetindeki reklam mı? radikal'deki habertürk'teki ntv'deki hiçbir şey bu yazarları incitmedi mi?

    birgün'e belki de en ağır eleştirileri yapanlardan biriyim, ama bugün birgün'ü şu koşullarda terk etmek yoldaşlık hukukuna yakışmaz. şu noktada birgün'ü eleştirmek geçmiş davaların arkasını kollamaktır.
  • "birgün türkiye'nin en küçük yazarını transfer etti" haberini gorunce mehmet ali birand'i transfer etmisler sandigim gazete. meger 12 yasinda bi cocugu almislar kadroya.
  • birgün gazetesini bilirsiniz. hani şu malum yasakları alaycı bir tavırla hiçe sayan gazete... tüm maddi imkansızlıklara rağmen ayakta durmayı başarmış, senin benim gazetem.

    işte o gazetenin yazı işleri müdürüne, dolayısıyla gazeteye ve tüm okurlarına yeni bir dava açılmış. sebebi, hakkında daha önce açılan bir davaya verdiği akrostişli cevap. hani şu aslında ülkenin neredeyse hepsinin bildiği bir gerçeği ifade ettiği için 4 yıl hapis cezası isteniyormuş.

    zaten başka bir şey de beklememek lazımdı. hobi olarak birgün'e dava açan zat-ı âlileri niye bu kadar gecikti şaşırmıştık doğrusu. öyle ya adliye sarayları, saray ehlinin rahatını düşünerek dizayn edilen kanunların uygulanma alanıydı.

    evimizin, ailemizin hatta yatak odamızın içerisine kadar giren; kaç çocuk yapacağımızdan, doğacak çocukların ne kadar kindar ve dindar olacaklarına kadar her şeyi belirlemeye çalışan bir iktidardan da başka bir hamle beklemek saçmalık olurdu zaten.

    daha düne kadar ekürisi olan gülen cemaati ile papaz olduğundan beri, bizimle fazla uğraşacak vakit bulamamış olsa gerek. yoksa bu kadar geç kalmazlardı. zaten birgün bir adet çalışanını çağlayan taraflarında ikamet ettirmek zorunda kalacak yakında. malum adliyeye her gün gitmek epey yol parası yapar. hayat işte, bir garip. kimi uçaklarla altın kaçırırken kimi de tıklım tıkış metrobüsü kaçırmamaya çalışıyor.

    ekranlarda her gün görmekten usandığımız sözde gazeteciler ve korkak patronlarla kurduğu medya düzeninin içinde ona göre bir çıban gibi duran birgün gazetesinin, gezi'den bu güne yakaladığı ivmeyi de hesap edecek olursak; iktidarın gazeteye açtığı ve açacağı davaların sayısını - hatta sonucunu- kestirmek güç değil.

    dünyanın en özgür medyası bizde sözleriyle nasıl bir özgürlük anlayışına sahip olduklarını ispat eden muktedirlerin bizi biraz daha özgürleştirmek adına açtıkları bu davaların neticesi ne olursa olsun; tarih elbette zulme karşı dik duranları, direnenleri ve yılmayanları yazacaktır. tarih yazana kadar da doğruları birgün yazmaya devam edecektir.

    ankara'nın ayazında günlerce direnen tekel işçilerinin sesini kim duyurduysa, herkesin lal olduğu anlarda kim iş cinayetlerini cesurca yazdıysa, onlar yine yazacaktır elbet gelecek güzel günlerin haberlerini.

    vadesi çoktan dolmuş, son çırpınışlarıyla ülkeyi de kendi bataklığına çekmeye çalışan iktidarın pisliklerinin bir bir ortaya saçıldığı günlerde, mit tırlarıyla sözde insani yardım adı altında ışid çetelerine silah taşıyanların haberlerini, açılacak yeni davaları göze alarak yayınlayan kimse; tarih elbette onu yazacaktır.

    avrupa'nın orta yerinde katledilen 12 insanın ardından timsah gözyaşları döken fakat bunu da çok sürdüremeden gerçek yüzlerini ortaya çıkaranların karşısında eşit, özgür, demokratik ve laik bir ülke için kim dik duruyorsa; tarih elbette onu yazacaktır.

    anamızdan emdiğimiz sütten bile "özel tüketim vergisi" alabilecek olan duble yol kazıkçılarının, iki duble içen insanlara ayyaş demeleri aslan sütünün tadını bilmediklerinden midir bilemem ama aslanlar gibi direnen gencecik insanların karşısında afallayacakları kesindir. ha bu arada söz konusu davalık yazıda beşiktaş'ın galibiyetlerinden bahsediliyordu. memlekette iyi giden tek şey beşiktaş'tı, onu da bizim fenerbahçe bozdu zaten.

    çok uzun oldu biliyorum. ama akroştiş dediğin illa da şiir olacak değil ya. bazen de paragraf paragraf yazılabilir.
  • bir süre önce kendi arka sayfasında verdiği ilanlarla hem çaresizlerin, ezilenlerin yanındaki tavrını göstermiş hem de bizi güldürmüştü. birgün'ün imkanları kısıtlı olduğundan olsa gerek bu ilanlar, başka mecralarda yayınlanamadı. benim de gönlüm buna razı olmadı. internet dünyasında yer alsınlar istedim.

    ilanlar günümüzden 10-15 yıl sonrasının birgün manşetlerini anlatıyor. bugünün muktedirlerinin gelecekte düştükleri muhayyel aciz durumda yanlarında yine birgün'ün olduğunu anlatıyor.

    kemal unakıtan
    http://img14.imageshack.us/…birgungazetesiunktn.jpg

    aydın doğan
    http://img3.imageshack.us/…38/birgungazetesidgn.jpg

    recep tayyip erdoğan
    http://img7.imageshack.us/…/birgungazetesierdgn.jpg
  • çok ilginç lan. ismi geçen yazarlar dolaylı yoldan sansüre uğramadılar mı? muhaliflikleri sebebiyle kurumlarından uzaklaştırılmadılar mı? evet. e abi adamlar işte bunu göstermişler, "engellenen muhalifleri bir araya getiriyoruz" demişler, duyulsun diye de bu şekilde yapmışlar. daha ne aga. fıstık gibi manşet.
    hayır birgün'ün kapağı amacını aşşa ne olur ki? yazmayacaklarını açıklayanların alayı eski doğan medyacı. orada çok tepkiliydiler sanki manşetlere?
  • sanki ülkede tek adam gerçeği yokmuş gibi bütün siyasi, ekonomik, sosyolojik gerçekliğin mücessem bir simgesi olmuş şahıs üzerinden o şahsın siyaseti ve kişiliği ile doğrudan bağlantılı sansüre tavır göndermesini anlamayanlarca tu kaka ilan edilmiş bir gazete. haa bir de sol cilalı liberal konformistler var. tiynetleri çıktı ortaya.
  • bilgisayar kursuna eğitim için kuran kursuna yazılmayı mecbur tutan yobazları haber yaptığı için provokatörlükle suçlanması yavuz hırsızlıkta yeni bir mertebedir.
  • kendini solcu zanneden ama hayattaki tek tavırları, amerikan kültüründen aşırılmış boktan bir liberalizm yorumu olan siyaseten doğruculuktan ibaret insancıklara çok yanlış gelmiş kapak. bir çuval incir berbat olmuş, kendi kendini vurmuş birgün, hiç olur muymuş, tayyip'in seviyesiymiş.

    hadi lan oradan. kapak gibi kapaktır.

    ismini orada görmek istemeyen yazarlar da yazmasın zaten o gazetede.
  • (bkz: ironidir ironi)

    çekilen bandı ciddi ciddi, 'hadi tayyip'i sansürleyelim, yok edelim' gibi düşünenleri göstermiş. sansüre karşı olan bir gazetenin, kongreye dahi çağrılmamış bir gazetenin, 'siz bize böyle yaptınız; biz de size bunu yapacağız' manasında bir sayfa hazırladığını düşünenleri gerçekten anlamıyorum.

    sayfayı ilk gördüğüm an, 'sansüre karşı, birleştik' anlamı çıkardım ki 'sansürleyelim' anlamını çıkaranların iyi niyetli olduğunu düşünmüyorum. en azından yeterince zeki... reklam çok zekice mi? hayır değil. hatta kötü bile denebilir; ama burada, gazetenin karşı olduğu bir şeyi, siz de bize bunu yaptınız, biz de size aynısını yapacağız gibi yaklaşımda bulunacağını çıkarmak, pek de mantıklı değil.

    ironiden ironiye koşanlar, mecazdan mecaza konanlar, ne zaman bu kadar dar bir görüşe sahip oldu? bakın yaptıkları ironi vs. neyse çok iyi demiyorum. ama kötü olanı da anlayamamak, komik.

    yazarlara danışılmadan yapılması da büyük sorun. bunun bir bahanesi olamaz sanırım. reklamın kötülüğü eleştirilebilir, yazarlara danışılmadığı eleştirilebilir; ama 'bakın birgün de sansüre başlıyor' ya da 'sırf tayyip'e saldıracaklar' gibi bir çıkarım yapmanın hiçbir açıklaması, dayanağı yok. ki gazeteyi okuyan varsa bunu bilir. olay sadece tayyip erdoğan değildir. kömür madenlerinde de haber vardır, meydanlarda da.

    tayyip erdoğan'ın bir simge olarak kullanılmasının nesi sorun? faşizm, hitler'le; 12 eylül, kenan evren'le... bunlar hep içinde bulunan sistemin simgesidir. tayyip erdoğan demek; yaşlı adam coplayan polis demek, biber gazı sıkılan öğrenci demek, madene üç kuruş için inen madenci demek... tayyip erdoğan bir kişi değildir; bir sistemdir. ki bunu kapakta tek kişi olarak kullanmanın nesi çirkin?

    basit olabilir, kötü olabilir, yeterince iyi olmayabilir; ama yanlış değildir.