24 saat uyuyan adam

  • 1652
  • 0
  • 0
  • 0
  • geçen ay

güneşi gördüm

--- spoiler ---

kadri ve abisi arasındaki diyalog filmi kat eden temel hikâye. kadri, feminen tavırları olan, içinde yetiştiği genel dominant kültürün aksine bir davranış biçimi geliştiren bir ötekini temsil etmekte. abisi mamo dominant kültürün koruyucusu içinde çıkan ötekilerle mücadele eden onları güce başvurarak bastıran bir karakterdir. kadri öylesine “mutlak ötekiyi” temsil eder ki, bütün herkesin erkek beklediği bir ortamda kızları daha çok sevdiğini dile getiren tek kişidir. mamo temsil ettiği sınıfı bütün azametiyle korur ve bu uğurda kardeşi kadri’nin üzerinde şiddete varana kadar her yolu uygular.

kadri ve mamo’yu karşı karşıya getiren dünya erkek egemen, şiddetin ilişki biçimlerini kat ettiği, dışa kapalı, ötekine mesafeli bir dünyadır. davut her ne kadar “yaşadığımız yer dünyanın en güzel yeriydi, ama cehenneme çevirdiler” dese de bu güzelliği mümkün kılan şey dışa kapalı kendi başlarına yaşamlarıdır. zaten köyün fazlasıyla sakin ve ücra bir mekânda kurulmuş olması ve en nihayetinde içinde barındırdığı insanlar arasında biyolojik bir ilişkinin bulunması bunu kanıtlıyor. burayı “dünyanın en güzel yeri” yapan şey dışarıya olan tecritliğidir aslında. işte böylesi bir koşulların üzerine doğan kadri burada varlığını sürdürebilmek için kimliğini bastırmak zorundadır. kimliğini her ortaya çıkardığında genelin kimliğini en baskın şekilde temsil eden abisi mamo tarafından en şiddetli şekilde cezalandırılır.

kadri’yi savunan ama kendi içinde barındırdığı bir eziklikle savunan kesinlikle egemen kültürün temsilcileri olan erkekler değil, zora boyun eğen kadınlardır. onlarla birlikte kimliğini yaşayabilen kadri, erkek sınıfla muhatap olduğunda tamamıyla sessizleşen bir karakterdir. işte bu iki karakter arasındaki ilişki filmin genel hikâyesinin proto-tipidir (mikro yansımasıdır). belli bir kimliğin temsilcisi olan devlet bu kimliğe meydan okuyan ötekilere bütün şiddetiyle müdahale etmekte ve onun kendi kimliğini yaşamasının önüne geçmektedir. kürt “isyancılarla” devlet güçleri arasındaki ilişki ve devletin bunları görme biçimi mamo’nun kadri’yi görme biçimiyle bire bir örtüşür.

kürtlerin kendi kimliklerini yaşamaları durumunda dominant kimliğin tehlikeye gireceğini düşünen kürtlerin kendi kimlikleri üzerine yaşamalarını elinden geldiğince engellemeye uğraşır. bu tıpkı memo’nun kardeşinin farklı bir kimlik taşıdığını bilmesi ve tepkisini bu kimliği sadece icraata döktüğünde göstermesi gibidir. kimlik bastırıldığı ve taklidi bir yaşam sürdürüldüğü sürece problem yoktur. problem kimliğin dillendirilmesidir. zaten devletin kimliğini net bir şekilde dillendirmeyen kürtlerle bir problemi “yoktur”. fakat film burada ciddi bir problem içerir. dağa çıkan kürtlerden farklı olarak isyana kalkışmayan halkın bu kimlik bastırma sürecini görmezden gelir. bu nedenle devletin diğer (yani isyan etmeyen) kürtleri neden olduğu gibi kabul ettiği tam olarak anlaşılmaz.

kadri kimliği bilinse de, onu bastırdığı sürece yani ağabeylerinin yanında “normal” tavırlar sergilediği sürece hayatta kalabilirken, dağa çıkmayan kürtlerin nasıl olup da bu bastırma eylemini gerçekleştirdiğini görmeyiz. elbette bunlar da kendi kimliklerinin farkındadırlar ve nasıl olup ta bir “oto-bastırma” süreci yaşadıkları karanlıkta kalır. bunu muallakta bırakan şey, dağa çıkmayan kürtlerin kendi kimlikleri ile olan ilişkisi konusunda filmin izleyiciye bir şey söylememesi. bu soruyu norveç’te yaşayan nedim’in arabada yaptığı uzun ve boğucu konuşması da cevaplamaz. bu diyaloga göre, tüm problem dağa çıkanlar ile devletin şiddet politikası arasında kalan masumların ölmesidir.

işte bu boşluk filmi tam da devlet söyleminin bir uzantısı haline getirir. bu nedenle film hümanizm (hepimiz kardeşiz) üzerinden devlet söylemine bir omuz daha dayamaktan başka bir şey yapmaz. hepimiz kardeşiz vurgusu dağa çıkmayan kürtlerin kendi kimliklerine yönelik nasıl bir “oto-bastırma” uyguladıklarını görmezden gelen temel saiktir. bu filmin sonunda memo’nun kadri’yi öldürdüğü sahnede açık bir şekilde belli olur. memo kadri’yi tüm her şeye rağmen öldürmeme kararı aldığı anda kadri’nin kimliğini bağıra bağıra ifade etmesi mema’ya onu öldürmekten başka bir seçenek bırakmaz.

kimliğin yüksek sesle dile getirilmesidir problem. bu yüksek sesle dile getirme kadri’nin dilinde öylesine rahatsız edici bir şekil alır ki, izleyici de memo’nun kadri’yi vurmasına kendini hazırlar. filmin başından beri ötekinin nasıl hakim kültür içinde nasıl zor bir yaşam sürdüğünü anlatırken bir anda ötekinin nasıl katlanılamaz bir hal alabileceğine döner. kadri’nin bu “iğrenç fantezilerine” dayanamayan memo onu vurur. tıpkı “devlet babanın” son ana kadar kendi içindeki ötekilere “sessiz” kalması gibi. bu yüzden devlet aslında merhametlidir. dolayısıyla ilk bakışta film devleti karşısına alıyor gibi gözükse de aslında devlet söylemine yamalanmaktan kurtulamaz.

--- spoiler ---

devamını okuyayım »
02.10.2010 23:53