acid rain

  • aklıselim (568)
  • 615
  • 0
  • 0
  • 0
  • 4 ay önce

aziz nesin

kendi hikayem adlı hikayesinde hayatını anlatmış yazar. şöyle bir özet geçersek:
hikaye yazmaya askerlik yıllarında başlamış. o zamanlar, gazetelere yazı yazan askerlere üstleri iyi gözle bakmadığından, yazılarını kendi adı nusret nesin'le değil, babasının adı olan aziz nesin'le yazarmış. zamanla bu takma ad, gerçek adını örtmüş. diğer yandan, babası aziz nesin, her türlü resmi dairede kendisinin 'aziz nesin' olduğunu isbat etmeye çalışıp durmuş hayatı boyunca. yıllar sonra da, kitapları yabancı dillere çevrilince, telif haklarını almakta zorluk çekmiş, kimliğinde nusret nesin yazdığından, bu kez kendisi 'aziz nesin' olduğunu isbatta zorluk yaşamış.
yazı yazmaya şiirle başlamış. fakat nazım hikmet, kendisine şiiri bırakmasını, kötü şiir yazdığını, yalnız hikaye ve roman yazması gerektiğini söylemiş. kendi deyimiyle, 'bu sözlerden nazım'ın onu kıskandığını' anlamış, ve şiire olan saygısından ötürü şiir yazmayı bırakmış. şiir hakkındaki görüşlerini de şu sözlerle ifade ediyor: 'şiirin büyük sanat olduğuna inanırım. çünkü birçokları, şair olmadıkları için ünlü ve büyük yazar olmak zorunda kalmışlardır. bu sözleri kendim için söylemiyorum, çünkü ben, ne denli kötü şiir yazılabileceğini göstererek şiirde büyük başarı kazandım. yayınlanan bu şiirlerime ilgi göstermelerinin nedeni, şiirlerin güzel oluşundan değil, altında bir kadın imzası bulunmasındandı. bir kadın takma adıyla şiirlerimi yayınlıyordum, ve bu kadın adına yığınla aşk mektubu yağıyordu'.
çocukluğundan beri hayali hep insanları ağlatacak yazılar yazmakmış. bu amaçla da bir gün yazdığı bir hikayeyi bir dergi editörüne götürmüş. fakat adam 'çok anlayışsız' olduğu için, hüngür hüngür ağlaması gerekirken kahkahadan yaşaran gözlerini silerek 'aferin sana, çok güzel. bunun gibi başka hikayeler de yaz, getir bize!' demiş. bu ilk hayalkırıklığı bir türlü geçmemiş. yazdığı kitaplar boyuna ulaştığı dönemlerde bile hep insanlar ağlasın diye yazdıklarına, okurlar gülmeye devam etmişler. ve bununla ilgili vardığı kanı sonuçta şu olmuş: 'gülmece çok ciddi bir iştir'.
bu yukarıda bahsettiğim isim meselesi, daha sonraları da devam etmiş. siyasi fikirlerinden dolayı gazeteler tarafından ardı sıra işine son verildikçe, her yeni işinde yeni bir isim aramaya koyulmuş. bir ara çocuklarının ismini birleştirip oya ateş takma adıyla çocuk kitapları yayınlamaya başlamış. ve bu isim, türk kadın yazarlar bibliografyasında bir kadın yazar olarak yer almış. yine uydurma bir fransız adıyla yazdığı ve bir dergide yayınlanan bir hikaye de, bir dünya mizah antolojisinde fransız mizahına örnek olarak dahil edilmiş.
yazıları yüzünden beşbuçuk yıl hapis yatmış. ve bu yılların ilk altı ayı, mısır kralı ve iran şahı'nın kendilerine hakaret ettiği gerekçesiyle ankara'daki büyükelçiliklerine şikayette bulunmaları ve mahkemeye verilmesi sonucu olmuş.
ilk tutuklanışında kendisine sürekli sorulan soru da şu olmuş:

'senin imzanla çıkan bu yazıların gerçek yazarı kim?'

yazıları onun yazdığına bir türlü inanamıyorlarmış. ve bu olaydan iki yıl sonra da bunun tam tersi olmuş. bu kez de polis, başka imzalı yazıları onun yazdığını iddia etmiş. ve yazmadığı bir yazı yüzünden onaltı ay hapse mahkum edilmiş.

ikinci eşiyle, cezaevi parmaklıkları arasından birbirlerine nişan yüzükleri takarak nişanlanmışlar.

hikayeyi yazdığı zamandaki kendini şöyle anlatıyor.: 'elli üç yaşındayım. elliüç kitabım var. kırkbin lira borcum, dört çocuğum, bir torunum var. yalnız yaşıyorum. yazılarım yirmiüç, kitaplarım onyedi dile çevrildi. piyeslerim yedi ülkede oynandı. yalnız iki şeyi başkalarından saklayabiliyorum; biri yorgunluğumu, biri yaşımı... bu ikisinin dışında herşeyim ortada ve açık. yaşımdan genç göründüğümü söylüyorlar. çalışmaktan, yaşlanmaya zaman bulamadığım için yaşlanmamış olacağım.
bütün insanlık tarihinde ölmemiş tek kişi bulunsaydı, ona bakıp ben de ölmeyecektim. ama ne yapayım ki , örnek yok. suç benim değil. öleceğim, herkes gibi...'

ve yukarıdaki hikayesinden onbir yıl sonra, kendi hikayem'e şöyle devam ediyor:
'ne şaşılası şey. nazım hikmet benden ondört yaş büyüktü, şimdi ben ondan dört yaş büyük oldum. sabahattin ali benden yedi yaş büyüktür,oysa ben şimdi ondan onbeş yaş büyüğüm. hele orhan veli, benden bir yaş büyükken, ben ondan öyle yaşlıyım ki şimdi... benden beş yaş büyük olan kemal tahir'den üç yaş büyük oldum. ve daha kimler kimler... birgün bir yerde onlarla buluştuğumuzda, hepsi de bana aziz ağbi mi diyecekler? '

öyledir muhtemelen. şimdi bir yerlerde bu insanlar ona aziz abi diyorlardır. çünkü aziz nesin, türkiye'nin gelmiş geçmiş (ve bu tabiri sonuna kadar hak eden) en iyi yazarıdır.*

devamını okuyayım »