aggromela

  • şekerpare (681)
  • 626
  • 0
  • 0
  • 0
  • 3 ay önce

trekking

gölün kenarında sakin sakin otururken, bir akıllının ettiği "şu tepeye tırmanalım mı?" lafının ciddiye alınmış hali..

fakat benim tırmanış stilime farklı bir isim bulmak gerekebilir. ayakta converse'ler -patinaj kabiliyetini artırmak için- zira bu tırmanışta güvenlik pek ön planda değil. rezillik uğruna güvenlikten feragat edilmiş.. elde başa bela fotoğraf makinesi çantası, omuzda tripod -alan derinliği sevdasına süper işgüzarlık- şehirden kaçıp oksijeni yiyince ne yapacağını bilemeyip kendini dağlara vuran ekipte tek fotoğraf çeken kişi olmak, daima arkada kalmak demek oluyor. benzerleri milyonlarca kez çekilmiş fotoğraflardan bir 400 tane daha.. yeşille maviyi aynı karede buluşturma inadı. tamam dağın tepesindeki çiçekler gerçekten bir başka ama ön planda çiçek, net-flu oyunlarıyla nereye kadar mela? çiçeğe bir arı konduğu zaman illa fotoğrafını çekmek niye? ağaçları alt açıdan çekmeler, yok efendim sazlıklardan havalananlar falan.. bir yandan beni bekleyip bir yandan dinlenen ekip, ben yanlarına geldiğimde yeniden tırmanmaya başlıyor, böylece ben asla dinlenemiş oluyorum ve bir süre sonra yine geride kalıyorum. tırmanırken tutunduğum ağaç kökü elimde kalıyor. öndekileri hiçbir zirve kesmiyor, zirvenin de zirvesini istiyorlar, gözden kayboluyorlar. hepsi sporcu. bu ayrıntıyı unutmuşum..

bana kalsa yeniden ağaçların tepesinde yaşamaya başlarım, saatlerce otu çiçeği incelerim ama nedir bu zirve sevdası? yok ama öyle deme çünkü yükseklik arttıkça bu bitkilere bir haller oluyor. zor şartlarda yaşayabilmek için fazlalıkları atarak evrim geçirmişler, çok acayip olmuşlar. neyse, bu çıkışın bir inişi de olacaktı, nitekim oldu, çok güzel oldu..

dağılmış bir şekilde, elimdeki asayı toprağa saplaya saplaya inişe geçtim. hüküm dağı'ndan verim alamamış orta dünyalı gibiydim. tam iniş kolaymış derken eğim arttı. psikolojik destek amaçlı tutunduğum sembolik otlar, dallar, yapraklar elimde kaldı. yuvarlanmayayım diye tuttuğum vahşi çiçeğin dikenleri elime saplandı da yine bırakamadım. denize düşen yılana sarılır dedim. hızımı alamadım, yardıma gelen güçlü kuvvetli arkadaşı da önüme katıp bir süre aşağı doğru kaydım. baktım olmuyor, saldım kendimi yamaçtan aşağı. daha kolay ve heyecanlı oldu. hem çok kısa sürdü. doğal zımpara. biri "nerelerde sürttün bu saate kadar?" diye sorsa cevabım çok net olacaktı.

eve gidip aynaya bakınca rüzgardan yüzümün yandığını gördüm. yüzümün yarısı kırmızı yarısı normal, burnum komple kızarmış. terminatörle susam sokağı kuklası arası bir şey olmuşum.

doğayla bir sonraki buluşmam tek bir parkurdan oluşacak. mümkünse bir hamağa uzanıp kitap okuyacağım ve tatlı tatlı kestireceğim. gördüklerimi de serbest formatta beynime kaydedeceğim.

devamını okuyayım »
26.08.2009 13:48