akiaki

  • hippi (408)
  • 526
  • 21
  • 6
  • 1
  • bugün

inherent vice

there will be blood'a zirve deyip, the master zirvenin hak olduğunu gösterdi diye sağda solda baş sallayan bana, zirve köpeğin olsun lan it dedirtmiş filmdir. sinematografisine, oyuncu seçimine, uyarlama senaryosuna vb. laf etmek hiç haddime değil zira yukarıdaki cümlelerim hissiyatımı beyan etmiştir. ama gelelim öyküye (kitabın türkçe versiyonu olmadığı için okuyamayan arkadaşlar, özellikle seyredin). bu kadar politik bir eser (sabrı olanlar için sebepler aşağıda) bu kadar mı güzel apolitik bir yaklaşımla, hiç göze sokmadan, esere bu kadar bağlı kalınarak anlatılabilir? anderson'ın ellerinden gözlerinden öperim, şahsi oscar'larımın tamamını veririm.
dönem 70'lerin başı, abd vietnam'da boğulmuş, hem savaştan dönenleri yatıştıracak, hem de ortada dolananı şuursuzlaştıracak devlet politikalarıyla uyuşturucu meydanda kol geziyoruz. kafası hep çıkışta olan karakterimiz doc, hikayenin sonunda, sistemin en masum kurbanlarını kurtarmaya kalkışacak kadar cesurken, kafası normallere dönemediği için sistemin geldiği vaziyete de bir o kadar duyarsız. polis fbı'a takık, savcı fbı'ın peşinde, fbı'ın da dünya mikine minare dötüne.. ortam nefis, sistem kusursuz. devlet uyuşturucuyu salıyor, millete dişleri kaybettirip (şimdi başlı başına bir kolu ve fatura bedeli olan diş sigortasına yol açmıştır ki; bizim memlekette de tartışılıyor şu anda aynı sistem - tabi ki gelsin diye) avuç dolu parasıyla dişlerini geri veren hekimler türettiriyor. fbı uyuşturucuyu dayadığı mafya babasını koruma altına alıp delirdiğine inandırıyor; paraları yiyen hatun mutlu, çarkı çeviren devlet mutlu. neyse, harp oluyor darp oluyor.. anderson bunların hepsini depresif aşk hikayesi anlatır gibi anlatıyor. enfes..

devamını okuyayım »
04.06.2015 23:59