alexander goygoyevic

  • 3493
  • 12
  • 6
  • 1
  • bugün

arı

minik dostumuzla ilk tanışmam, çocukluk yıllarıma denk gelir. 9, bilemedin 10 yaşında falanım. çocukluğun da getirisi olarak tüm denyoluğumla, tüm enerjimle oyuna vermişim kendimi. hiperaktif misali oraya koş, buraya tırman. zor iş, ama o zamanlar dibini bulana kadar oynuyorsun.

o anda da kimin aklına geldiyse, çalılıkları düşman bellemişiz, elimizdeki tahtadan kılıçlarla bunları öldürüyoruz. kendimi conan gibi hissediyorum. piktler etrafımı sarmış. ama, ölmüş erkekleri için ağıt yakan pikt kadınlarının feryatları akilonya sınırından duyulacak bu gece. o derece kaptırmışım kendimi. tabi, çalıların içine gizlenmiş küçücük, mini minnacık bir arı kovanını da farketmemişim, vurmuşum sanırsam. sen tut, şefleri midir, liderleri midir, gel sok alnımdan. hassktir. gaçhayım diyorum ama ne mümkün, etrafım sarılmış. piktlere de benzemiyor bunlar. amına koduklarım bal arısı değil, cehennem zebanisi. babaannemin evine kadar kovaladılar beni. pratik çözümlerin insanı olan babaannem de, hemen bir pamuğa çişimi yaptırdı. o pamuğu da arıların soktuğu yerlere sürdü bi güzel. sanırım, dönemin gazetelerine "arıların öldürdüğü çocuk" şeklinde haber olmamamı babaannemin bu ilk müdahelesine ve kendi çişimdeki amonyağa borçluyum. zira vücudumda kırk kadar arı iğnesi vardı. o zaman kısmet olmadı ama ümitliyim, bir gün bir şekilde çıkıcam gazetelere. netice itibarı ile ilk tanışmamız kötü bir hatıra bıraktı bende.

bu kötü hatıraya bir de, babaannemden olay sonrasında yediğim dayağı da ekliyorum. kinim büyük.

arıcılığın oldukça yoğun olduğu bir memlekette yaşadığımdan` : marmaris` ve her önüne gelenin oraya buraya arı kovanı bırakıyor olmasından dolayı ilişkimiz bu kadarla da sınırlı kalmadı tabi. ne zaman bir yere gidilse, yeme içme ortamı olsa, bu arı kardeşlerimiz de sofraya yancı olmaktan geri kalmazlar. artık ağzına attığın lokmaya mı saldırsın, balığına mı salça olsun, kola şişenin içine mi düşsün. o, onun keyfine kalmış artık. hayır, el kol hareketi yapınca da asabileşiyorlar. e, arkadaşım sen arı değil misin? senin işin çiçekle, bitkiyle değil mi? peki o zaman sana ne lan benim balığımdan, pirzolamdan? git bitkilerden öz topla balını yap. ben sana karışıyor muyum?

bir de bu arı etrafında vızıldadığı zaman "hareket etme, bırak gider o" diyenler var ki (ben de onlardanım aslında) sevimli dostumuz kendi kulağınının dibinde vızıldamaya başladığı zaman sergilediği el kol hareketlerini kameraya çekip izlemek, izletmek gerekir bunlara.

yeri gelmişken ifade etmek istiyorum, bu arı denen yaratık, hayatımda gördüğüm en mendebur hayvandır. diyaloğa tamamen kapalı ibnenin evladı. aklına estiği gibi takılıyor. hayır bir köpek saldırsa çömelirsin, ne bileyim kaçarsın. olmadı konuşup anlaşmaya çalışırsın. başını falan okşarsın. keza, akrep makrep olsa bir iki adım kaçıverirsin. olmadı basıver üstüne. o akrebin kanatlı olduğunu ve sürü halinde tepende gezindiğini düşünsene. al, hazır yapılmışı var işte. arı. cinsini siktiklerim.

neyse, konuyu fazla dağıtmayayım. bak, bu sefer ortaokul yılları. karşı cinsle ilişkilerin hasım düzeyinden çıkıp, "full alaka" moduna geçmeye başladığı dönemler. ceren diye bir kız var ama, inanılmaz güzel. böyle masmavi gözleri, küt kesilmiş sarı saçlarıyla falan. üff yani.. bu bir gün, mahallede top oynadığımız sahaya geldi bir kız arkadaşıyla beraber. kızdan fena hoşlanıyorum ama o güne kadar bir iki defa saçını çekmek dışında ilgimi gösterebilmişliğim yok. ben topu falan bırakıp gittim bunların yanına. oradan buradan derken muhabbet açıldı. tabi, çok geçmeden arı kardeşimiz de bok var gibi ortama daldı. başladı kızların etrafında vızıldamaya. ben tabi, engin tecrübem ve karizmamla "hareket etmeyin, kızdırmayın, gider o" falan dedikçe bu şerefsiz daha fazla sokuldu. göt lalesi, işime çomak sokacak ya. gel benim koluma kon. "ee, eheh.. bakın, bir şey yapmaz bu" gibi bir şeyler kekelerken o pis iğnesini koluma sokuverdi. sokmak ne kelime, sokup sokup çıkartıyor orospu evladı. ben müdahele edinceye kadar iki üç kere şişledi beni. bir de kızlar gülmeye başladı, iyice sinirim bozuldu. "ne gülüyonuz lan, sikicem ha" diye ağzımdan çıkıvermez mi. hatunun ortamı terk etmesi fazla uzun sürmedi tabi. hayır, en ufak bir yamuğum olsa da gelip soksan anlıycam. ne yaptım ki ben sana arkadaşım, yuvanı mı bozdum, balını mı aldım? ama yok, gelip sokacak illa. bari kızı soksaydın da, ilk yardım yapıyorum diye şefkatimi, ilgimi gösterseydim. aslında pamuğa işeyip sürmek dışında bir ilk yardım da bilmiyordum ama. bilemiyorum, belki iyi olmuş böyle. ceren.. hala güzeldir bence. ama yaş otuz küsür. çökmüştür şimdiye kadar. siktiret.

zamanla büyüdük efendim. motor yılları geldi. özellikle şehirler arası yollarda, bu arı denen bir gramlık hayvanın kafaya çarptığı zaman verdiği acıyı motorcu arkadaşlar bilir. kask falan da bahane. vizörü açarsın azıcık serinlik olsun diye, oradan gelip çarpar suratına. kapalı tutsan gelip boynunu bulur, sokar. onu bırak, 100 küsür kilometre hızla geliyorum. hangi arada beni farkedip, hangi arada iğneni hazırlayıp, o saniyenin binde bilmem kaçında sokmayı beceriyorsun? şurada bir keyfimiz var, içine etmeden duramıyor musun?

ben biliyorum ama bunun derdini. insanların eğlenmesinden haz etmiyor resmen. istiyor ki, tabiatın tek sahibi o olsun, biz evimizde oturalım. oldu canım, sen bal yapacaksın diye ben dünyayı sana bırakayım. çok güzel düşünmüşsün, bravo.

yoksa neden benim rakıma, mangalıma, balığıma göz diksin ki ipnetor? misal, bu hafta arkadaşlarla doğa yürüyüşü yapalım dedik, demez olaydık. her tarafta kovan var. o arıcılar da az değil. adam giymiş giysisini, azdırıyor bunları, veriyor gazı, veriyor gazı sonra olan bize oluyor. var ya, belamızı siktiler bu hafta. kulağımız, ağzımız, burnumuz, sokulmadık tarafımızı bırakmadılar.

hayır, icraatlarına bakacak olsan dünyanın en zeki hayvanı. neymiş, dans ederek iletişim kuruyormuş da, farklı diller geliştirebiliyorlarmış, çiçeklerden öz toplarken rotasını çizermiş, falan filan. bu arıların mayınları bulmak üzere eğitilebildiğini biliyor muydunuz acaba? ya yaa..

peki, madem bu kadar zekisin, peteğini altıgen şeklinde yapıp bizi şaşırtabiliyorsun, üç kilometreden koku alabiliyorsun da, benim senin için bir tehlike oluşturmayacağımı neden anlayamıyorsun a kraliçesini siktiğim?

oradan iki kilo bal yapıyorsun diye bu afra tafran niye biraderim? muhtaç mıyım lan ben senin balına? reçel yiyiveririm olur biter. onu da geç, koskoca nutella var lan it.

devamını okuyayım »
22.10.2008 14:29