alexis zorba

  • azimli
  • mülayim ama sempatik (547)
  • 1346
  • 0
  • 0
  • 0
  • geçen ay

halil berktay

halil berktay'ı düşününce tabii çok şeyler geliyor gözümün önüne ama en yakıcı biçimde ve de tuhaf şekilde, sosyal bilimlerle (social sciences) [hadi halil berktay gibi yapıp orijinali ne kadar lalettayin de olsa ingilizce'sini de parantez içinde vereyim:)] beşeri ilimler (humanities) arasındaki fark kanlı canlı oluyor. şimdi söyleyeceklerime itirazlar getirilebilir elbet; ama bana öyle geliyor ki beşeri ilimler, sosyal bilimlerin aksine, açıklayıcı modellemeler ve/ya farklı durumlara tatbik edilebilen izahlar/kaideler getirmeye çalışmaktan ziyade genel olarak beşeriyetle ve özel olarak insan olma haliyle ilgili geçmişte ya da bugünde olanı biteni tüm farklılıklarıyla beraber duyumsamaya, anlamaya daha çok mesai harcıyor. bir disiplin olarak "tarih" tam da bu ikisinin arasında bir yerde duruyor ve tarihi yapan tarihçiler, meşreplerine göre işin sosyal bilim ya da beşeri ilim tarafında mevzilenebiliyor.

berktay, gerek çoğu mazide kalmış akademik üretiminde gerek halen devam ettirdiği öğretim sürecinde, kendi geçmiş olduğu ekonomi tedrisatı ve marksist teorik geleneğe bağlı dava adamlığı neticesinde her daim katı bir sosyal bilimci profili çizdi. bunun akademik bakımdan illa sorunlu olduğunu söyleyecek değilim, dediğim gibi bu bir meşrep meselesi. misal fakiri master programlarına kabul etmezden evvel yaptıkları mülakatı anımsıyorum da. tek bir soru sormuş, neden iktisat okuyup tarihe geçmeye karar verdiğimi açıklamamı istemişti. o zamanlar ingilizce öyle derdi iyi ifade etme şansı pek olmadığından dilim döndüğünce insan olma hallerinin çetrefilliğinden ve ekonomi gibi büyük varsayımlardan hareket eden her türlü yaklaşıma mesafeyle baktığımdan dem vurmuştum. duyduklarından çok da hoşnut olduğunu söyleyebileceğim bir ifade yoktu yüzünde ya da belki de ben mülakatlara sinen o mutat donuk ifadeleri şimdi öyle kurguluyorum. ama berktay'ın siyasete ve memleket ahvaline dair yazdığı yazılar ve televizyonlarda söylediği şeyler de, içeriklerindeki falsolardan maada, bir yaklaşım olarak kendi genel akademik duruşunun muazzam tezahürleri olarak epey bir zamandır dikkatimi çekiyor. bugün herhangi bir berktay yazısını açıp okusanız, orada her defasında kendi peşin hükümlü (biased) filtresiyle veri toplayan, bu verileri (önemi ya da uygunluğuna bakmazsızın) belli bir nazari konumu dikte ettirmek için kullanan ve iddia ettiği görüş dışında bir realitenin mümkün olmadığının altını kalın kalın çizen katı bir sosyal bilimci figürüyle karşı karşıya kalırsınız. bu düzleştirici perspektifi sayesindedir ki ona kalsa memleketin yegane kurtuluş reçetesi akepedir; ülke tek tük falsolar dışında müthiş bir demokrasi ve adalet bilinciyle yoluna devam etmektedir. mevcut falsolarsa haşa erdoğan ve/ya akepe kaynaklı değil, olsa olsa şiddet yanlısı hdp, yıllardır aynı bağnazlıktaki kemalist ve ulusalcılar, ve biraz da akepe çevresindeki aklıselimden uzak ve hızla terbiye edilmesi gereken birkaç kendini bilmezden gelmektedir. berktay'ın öyle bir türkiye okuması vardır ki, siyasi kurumları ve yargı organlarıyla muntazaman işleyen yapıdaki tek eksiklik afedersiniz anti-akpci/tayyipçi, darbeci, kurtuluşu yurtdışı müdahalesinde arayan zihniyettir. bu zihniyet yüzündendir ki kendi pozisyonunu vatan sevgisi ve ulusal çıkarlar gereği anti-anti-akepe olarak almak durumunda kalmıştır. onun memleket okumasında erdoğan'ın hiç de öyle özgül bir ağırlığı, kritik bir rolü filan yoktur. her şey erdoğan düşmanı sözcü okurunun abartması, endişeli modernlerin uydurmasıdır (fabrication). akp'yi ve özel olarak tayyip'i eleştiren kesimin tamamı, kurtuluşu darbede ve devirmecilikte görüp bu uğurda yurtdışı müdahalesini talep etmekte, hatta buna yönelik her türlü çaba içine girmektedir. inanmayanlar journal of asia studies adlı kilimcinin köroğlu gazetesinde yayınlanan bir türkiye analizine ya da kendisine gönderilmiş birkaç fotoğraf-twitter paylaşımına bakabilir. zaten gezi parkı'ndaki olaylar da aynı zihniyet mahsülüdür; hareketteki meşru taleplerin, siyasi idarenin gezi'ye gelesiye ve sırasında yaptığı büyük kabahatlerin bu darbeci-devirmeci kesimin yediği herzeler yanında öyle pek de üzerinde durmaya değecek kadar ehemmiyeti yoktur.

berktay'da artık iyice katlanılamaz olan tavır da tam olarak bu maalesef. meseleye yandaşlık-düşmanlık parametreleri üzerinden yaklaşanları haklı bir şekilde eleştirirken her defasında yalnızca kendi "düşman"larına kılıçlar savurduğunun farkına varamaması, hakkaniyetin yerinde mütemadiyen yeller estirmesi, ihtimaller evrenini hep daracık ve kendi konumunu güçlendirecek şekilde kurması, ve "iki saattir konuşuyoruz bir kere atatürk demedik"e benzer "yıllardır yazıp çiziyoruz bir kere lafı erdoğan'a getiremedik"ten paçasını kurtaramaması.

devamını okuyayım »
05.12.2015 22:52