ali gel

  • azimli
  • anadolu çocuğu (325)
  • 1968
  • 4
  • 2
  • 0
  • 4 gün önce

biruni

güneş sisteminin unutulan yıldızı

çapı 110, ağırlığı 333.000, hacmi 1,3 milyon kat büyük olsa da dünyadan, 200 milyar yıldız içinde cüce yıldızlar sınıfına girer güneş. güneşi güneş yapan ne kendi ekseninde 70.000 km. hızla dönüşü, ne merkezindeki 15 milyon derece sıcaklık, ne de peşine taktığı uydular, kuyrukluyıldızlar, göktaşları, gaz bulutları ve gezegenlerdir.
sevgilileri yakınlık derecesiyle merkür, venüs, dünya, mars, jüpiter, satürn, uranüs, neptün, plüton şeklinde sıralansalar da dünyayı sıra dışı, güneşi güneş yapan insandır. tıpkı zamanın xi. yüzyıl adı verilen diliminde 2540 km.lik aral gölü yolculuğunu coşkuyla sürdüren amuderya nehrinin harzem devletinin kas şehrini doğu kıyısında yeşerterek başkent yaptığı gibi.

yeşillikler içinde bir çocuk gözlerini sonuna kadar açmış kelebekleri, otları, çiçekleri, ağaçları, tepeleri, suları, balıkları dolduruyor hafızasına. sonra başını yukarı kaldırıp göğün mavisini, bulutun beyazını, güneşin sarısını ekliyor bu karışıma. yalnız zihnini değil ellerini de boş bırakmıyor. her akşam bir demet reyhanla dönüyor annesine. annesi “reyhancı” adını takıyor bu zarif yetime. reyhancı basamakları hızla tırmanıyor: saraya ilaç getiren yaşlı bir türkmen merdivenin ilk basamağı. matematikçi ebu nasr, gökbilimci ve matematikçi abdussamed el-hakîm ikinci ve üçüncü basamak. 17 yaşında ilk rasadını yapıyor. işte o gün güneş sisteminin içine gözlerini ekliyor reyhancı. ferini tamamen kaybedene kadar hiç ayrılmıyor yörüngesinden. derecelere ayırdığı bir çemberle kas şehrinin enlemini hesaplıyor. hızını alamayıp 22 yaşındayken sekiz metrelik astronomik bir çember çeviriyor gökyüzünde. tarihin akışı şehirden şehre, hükümdardan hükümdara, bilginden bilgine sürüklüyor onu. kas’tan rey’e, rey’den buhara’ya gidiyor. filozof ibn miskeveyh’in müdürlüğünü yaptığı buhara kütüphanesi’nde önce genç ibn sîna ile onun vasıtası ile de sultan ii. mansur’la tanışıyor. işığın sesten hızlı olduğunu, ısının metaller üzerindeki genleşme etkisini, altın, cıva, bakır, demir, yakut, akik ve zümrüt gibi pek çok elementin özgül ağırlıklarını keşfediyor. peşpeşe kitaplar yazıyor reyhancı. sultan ii. mansur hayretle, “bir bakıyorum gökbilimcisin, bir bakıyorum bitkibilimcisin. şimdi de fizik bilgini olduğunu kanıtladın. söyler misin ey bîrûnî, sen ne bilginisin?” diyor ona.

doğrusu ebu’r-reyhân muhammed b. ahmed el- bîrûnî’nin bilim skalası bu ilimlerle sınırlı kalmıyor. “allah, cahilliği mazur görmeyen mutlak güç sahibidir.” sözüyle çıktığı seyahat onu zamanın bütün ilimlerinde söz sahibi yapıyor. colomb’dan önce yeni kıtalardan, newton’dan önce yerçekiminden söz ediyor. ilmi hakikatle kardeş yapan bîrûnî, akıl sahiplerinin kâinatın yapısından ve düzeninden allah’a ulaşabileceğine, ilmin o’nu yüceltmede bir araç olduğuna inanıyor. zira ona göre bilim alanında ne kadar mesafe alınırsa alınsın insan aczini itiraf etmek zorundadır. bu yüzden bir yandan eczacılık ilminin temellerini atarken diğer yandan allah korkusunun birey ve toplum psikolojisi üzerindeki müspet rolünü irdeleyerek bedenin devasının yanı sıra ruhun şifasını arıyor. gazneli mahmut’un, “sarayımızın en değerli hazinesidir.” dediği bu büyük bilgin, gazneli mahmut’tan değil, gazne’de kıblenin tayini için geliştirdiği matematik yöntemi dolayısıyla rabb’inden mükafat bekliyor. nitekim gazneli mahmut’un ölümünden sonra oğlu sultan mes’ûd, kendisine ithaf edilen “yeryüzü ve yıldızlar hakkında yasa” kitabında bîrûnî’nin dünyanın güneşin çevresinde, ayın da dünyanın çevresinde döndüğünü kanıtladığını, bini aşkın yıldızın konumlarını ve yeryüzünün yarıçapını belirlediğini, güneşin dünyadan uzaklığını ve bu mesafenin her 305 yılda bir derece arttığını ispat ettiğini görünce bir fil yükü altın, gümüş ve mücevherle ödüllendirmek istiyor onu. ancak çocukluğunda annesine çiçekler taşıyan reyhancı, kendisine sunulan ödülü önemsemeyerek reddediyor şu tarihi sözüyle: “bu kitabı servet için değil, bilim için yazdım.”

o ilmin zevkini başka zevklerden üstün tutuyor çünkü. “çünkü ilim güzeldir ve lezzeti kalıcıdır. araştırma boyunca bu lezzet sürer gider.” hem ilimle uğraşanlar kalplerini manevi hastalıklardan arındırmalıdırlar. ona göre “taassup, kıskançlık, nefsin peşinde gitme, makam ve mevki sevdası ilim adamına yakışmaz. bu nedenle de herkes ilim adamı olamaz. öte yandan ilim yolu çetin olsa da ulaşılmaz değildir”. yeter ki sadece gözlem ve deneyle değil, tefekkür ve akıl yürütmeyle de mesafe kat edilsin. dahası ilâhî vahyin işaretlerinden de faydalanılsın bu zorlu uğraşta. mutlak ilim sahibinden yardım istenilsin.

astronomi, jeoloji, coğrafya, fizik, kimya, biyoloji, matematik, cebir, geometri, eczacılık, tıp, dinler tarihi, jeodezi, felsefe gibi bilimin pek çok vadisinde ölene kadar at koşturdu bîrûnî. parlak gözlerini güneşle tanıştırdığı günden beri yavaş yavaş azalan görme yetisini tamamen kaybettiğinde güneş sistemi yeni, ancak kimsenin bilmediği bir gezegen kazandı.

a.ali ural
zaman 04.03.2007

devamını okuyayım »
06.03.2007 16:13