all your brainz r belong to us

  • şekerpare (672)
  • 523
  • 2
  • 0
  • 0
  • 3 hafta önce

arrival

başlamadan söyleyeyim film gerçekten güzel.
--- spoiler ---
lousie ve ian ilk defa sis önüne gelince boss fight geliyor dedim. hele bir de lousie o sisli cama elini değince traverse the fog yapıyor sandım bir an. dark souls'u çok oynamanın sonuçları işte.

şimdi ben aslında olaya daha fazla örnekle sapir - whorf hipotezi açısından yaklaşacağım. benim dark souls serisine 300 saat gibi bir süre ayırmam ister istemez filmdeki bazı sahneleri dark souls kültüründen - ya da dilinden görmemi sağladı. çünkü bu benim o dile fazla maruz kalmamla ilgiliydi.

filmde louise uzaylıların diliyle o kadar haşır neşir oluyor ki bu dil onun düşünce yapısını ve dünyayı algılayışını değiştiriyor. dil ile dünyayı algılamak nasıl olur acaba? içinde olduğumuz kültürden başlayalım. türkçe'de akrabalık belirten sözcükler vardır ve çoğu dilde karşılığı yoktur. görümceden tutun da kayına kadar, eltiden tutun da bacanağa kadar. bu dil ile algısı şekillenen çocuk ister istemez dünyayı algılarken akrabaların çok önemli insanlar olduğunu görüşü ile büyüyecektir.

aynı şekilde daha önceden de verdiğim bir örnek vardı. türkçe'de "şu lisede okuyorum" derken ingilizce'de ise "i am studying at ....." yapısı kullanılır. okumak bir bakıma müfredata bağlı kalmaktır ve eline verilen bilgileri okuyup bir yerlere gelmek demektir. burada dil konuşucusu okuyorum derken daha pasif roldedir; aksine study eylemi daha çok aktiflik belirtir çünkü study içinde okumayı yazmayı ya da düşünme eylemlerini barındırabilir. herkes eğitimin ezberci olduğunu eleştirir ama kimse kültüre dil aracılığı ile sokulmuş bir eylemin insanların düşünce yapısını nasıl etkileyeceğine bakmaz.

son olarak isveçliler bu hipotezin önemini kavramış olacak ki yeni bir düzenlemeyle kadın ve erkekler için farklı olan (she - he ) adıllarını tek bir çatı altında birleştirmiş. han (he) ve hon (she) yerine hen kullanmaya karar vermişler.

ingilizce'de allah kavramının "he" olması, türkçedeki cinsiyetçi küfürler hepsi sapir - whorf hipotezini besler bir bakıma. neyse konu çok dağıldı.

to sum up, filmdeki uzaylılar için zaman kavramı zamansızdır (time is timeless) ve zamanı non-linear olarak görüyorlar. uzaylıların dilini kavramaya çalışan dilbilimcinin de algıları uzaylılar gibi oluyor ve hayatını non - linear bir şekilde görebiliyor.

filmin yapımcıları mıt mezunu ve şu an mcgill'de çalışan dilbilimcilerle sürekli bilgi alışverişinde bulunmulşar. bu konuya bu şekilde değişik bir açıdan yaklaştıkları için film bence çok başarılıdır.
--- spoiler ---

devamını okuyayım »
26.11.2016 13:51