alti kursunlu rus ruleti

  • anadolu çocuğu (304)
  • 686
  • 9
  • 3
  • 0
  • dün

ihsan oktay anar sempozyumu

acemice ama gayet iyi niyetle hazırlanmış bir sempozyumdu.
hepimiz anar’ın yüceltileceğini, yüceltilmese bile ne bileyim pohpohlanmasını bekliyorduk. murat belge ile başlayan dalganın ardından öyle olmayacağını düşündük. kişi hakkında yeterli bilgisinin olmadığını belirten belge’nin kısa konuşmasından sonra ( hepimizin ezbere söylediği ses-nefes ilişkisinden dem vurdu yalnızca ) ahmet inam yüreğimize su serpti. anar’ı tam da istediğimiz gibi tasvir etti. biraz rahatladık.
gürsel korat, can alıcı eleştiriler yapıyordu. kısaca şöyle alıntılayayım dediklerini (kelimeler birebir aynı olmayabilir): “anar'ın romanları hayali bir istanbul’da, heterojen bir sosyokültürel yapının olduğu mekanlardaki iktidar olamamış kişilerin paraya ulaşmak için nasıl zalimleştiğini, olağan ya da olağanüstü keşiflere ulaşmak için yaşadıkları macerayı anlatıyor. hem olağan hem olağanüstü keşiflere ulaşmaya çalıştığı için de efsun ile bilim tekniği harmanlıyor. klasik zaman düzleminin kırılarak rüya boyutuna atlandığı zaman düzleminde gerçek kişiler de benzer isimlerle yer alıyor. [en basitinden rendekar gibi] neredeyse tüm kişiler bir düş, bir imkansız için uğraşıyor.
alt metinlerle oyunlar kurarak kafa karıştırıyor, anakronizmalarla eğlendiriyor, olayları duyu organlarıyla algılandığından çok daha farklı anlatıyor anar. okuyucu hiçbir zaman romanda kendini bulamıyor. zaten romanda anlatılanlar hiçbir okuyucunun yaşadığını iddia edebileceği türden değildir. bu yüzden romanlar bir mizah, bir karikatür boyutunu aşamaz, okuyucuyu içine çeken o roman estetiği yoktur. okur karakterlerle bütünleşmez; onlarla birlikte gülmez, onların haline güler.
olaylar bir mantıki nedene bağlanmaz. zaten anar romanının yapısını anlamış birisi her şeyi bir mantık düzlemine oturtmayı da denemez. sadece nedeniyle eğlenir. çünkü sonuç da neden de bir masal tadındadır.
kısaca, anar romanı, roman için yeni bir soluktur, yeni bir tarzdır fakat bir masal olarak bakıldığında gayet sıradandır.”
ahmet inam’dan sonra biraz kafa dinlendirmek gerekiyordu. sabri adındaki kardeşimiz 10 dakika süreceği söylenen meddah gösterisini 40 dakikaya uzattı. kitab-ül hiyel’in en muhteşem cümlesini de alıntılayarak anlattığı hikayede çoğu kişi gibi ben de sıkıldım. elif şafak’tan zaman çalması saygısızcaydı. başka bir zaman anlatsa 2 saat de dinleyebilirdim ama dedim ya zaman yanlıştı. bu arada o muhteşem cümle de şuydu: “demir hemen boyun eğmez; ateşte dövülerek günahlarını öder.”
“kadınsızlığı” ile alay edilen ener’in “kitaplarında kadınlardan bahsedilmemesi” eksikliği anlatıldıktan sonra konuşmacı olarak dünyanın en tok sesine ve zarif yüzüne sahip kadının konuşmacı olarak gelmesi tam bir ironiydi. bu kadın elif şafaktı. şafak, odtu günlerinde puslu kıtalar atlası’nın nasıl moda olduğunu, dost sohbetlerinde ne kadar önemli bir konu olduğunu anlattı. bir romancı gözüyle anar’ı eleştirmek yerine ona neden destek olduğundan bahsetti:”oğuz atay, yusuf atılgan’a tutunamayanlar’ı okuması ve eleştirmesi için göndermiş. atılgan, kitabı okuduktan sonra atay’a hiçbir şekilde geri dönmemiş. atay, ölümünden önce ona sitem etmiş bu sebepten. atılgan, bundan duyduğu vicdan azabıyla şunları söylemiş:’böyle bir eseri yazan birinin benim iki lafıma muhtaç olmayacağını düşünmüştüm.’ halbuki atay gerçekten bir cevap, bir eleştiri beklemektedir. ne kadar başarılı bir eser ortaya çıkarmış olursa olsun her yazar kendisinden, eserlerinden iki çift kelamla bahsedilmesini ister.” elif şafak da bütün zarafetiyle ortama estetik ve neşe getirdi. anar’ı layıkıyla anlatanlardan biri de oydu.
sonra uzmanların gözüyle anar kitapları değerlendirildi. haluk örs belki de seçilmiş en yanlış kişiydi. anar’dan yeni haberi olmuş ve kitaba gelirken yolda şöyle bir göz atmış gibi konuşuyordu. haluk örs, kitab-ül hiyel’i çok afedersin itin götüne soktu. çoğu makinanın gerçeklenemeyeceğini, gerçeklense bile insanı büyüleyecek kadar orijinal buluşlar olmadığını, zaten hepsinin günlük yaşamda kullanıldığını söyledi. ardından, bilimin kendi macerasının bundan daha çekici olduğunu söyleyerek aşağılamasına devam etti. (bunları okuyacağınıza oturun bilim insanlarının kendi maceralarını okuyun daha iyi mealinde) bu kitabın neden başka dillere çevrilemeyeceğini de anlatırken benim sinirimi yeterince kaldırmıştı. [ turgut berkeş, puslu kıtalar atlası'nın gayet de çevrilebileceğini anlatarak ona gereken cevabı vermişti. ] hele bir de en son bir fıkra anlattı ki tamamen ortamdan kopmuştum. (sağ taraf iskele, sol taraf sancak…)
temuçin tüzecan gayet iyi hazırlanmıştı. iki lafından biri master and commander olsa da amat’ta anlatılan atmosferi bu filmden alıntıladığı sahnelerle gayet iyi yansıttı. kullanılan gemilerin temsili resimlerinin ilban ertem’in çizdikleriyle bütünleşmesi sempozyumun başarısıydı (konuk seçimleri bu noktada mükemmeldi). amat’ın atmosferi görsel olarak gayet iyi canlandırılmıştı bu kişilerin çabalarıyla. artık sinemadan konuşmanın vakti gelmişti.
mustafa altıoklar ve derviş zaim duyurulduğu halde gelememişlerdi. neyse çok büyük kayıp değil. ezel akay tek başına gayet başarılı ve sempatik bir konuşmayla kitab-ül hiyel’i sinemaya uyarlayacağını anlattı. iktidar mücadelesi ana fikrinin etrafında dolanacak filmin atmosferinin yaratılabileceğine olan inancın az olduğu salondakilerin sorularıyla belli olmuştu. akay “siz bana güvenmiyor musunuz” diyerek kendine olan özgüvenini vurguladı ve beynimizde “lan? belki? neden olmasın?” sorularını doğurdu. oyuncu olarak kimi seçtiğini söylemese de aklımızda birileri canlandı. neyse. bu arada “dört yönetmen birleşin, öyle film çekin” diyen kıza sesleniyorum; güzel olduğunuz kadar da hayalcisiniz. olur mu yahu öyle şey. akay’ın esprisi de çok güzeldi zaten: “dört kişi bir filme girmeye gerek yok, biz anar’ın kitaplarını paylaştık, her birimiz bir kitaba film çekeceğiz.”
güldük, eğlendik, akay’ın tek başına son konuşmacı olarak çıkması planlanmamış olsa da planlanmıştan bile iyi oldu ve ağızda hoş bir tat bıraktı. emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz. bu arada arka sıralardan “anar niye gelmedi, sosyal problemleri mi var ahuhaha” diyen geri zekalı arkadaşım, sen ne mal bir insanmışsın lan. siktir git.

devamını okuyayım »
26.04.2009 12:22