amorphe

  • 351
  • 0
  • 0
  • 0
  • 4 ay önce

kuzey avrupa sineması

kendisi deryalar kadar genis bir mevhumdur. bu sebeple siz degerli okurlari bu konu hakkinda bilgilendirmek amaciylan, anahtar kelimeleri bakiniz fasilitesi vasitasiylan verip, siz olayin hangi kismiyla daha cok ilgileniyorsaniz, oraya yonlendirmek en dogrusu olacaktir. eklemek isterim ki, 50’li yillardan sonrasini insanlarin daha cok merak edebilecegini tahmin ederek, ki zaten oncesinde cekilmis kuzey avrupa filmlerini herhangi bir yerde gormenin zorlugundan oturu, bu ulkelerdeki sinema tarihinin baslarindan bahsetmeyi fuzuli goruyorum. ayrica sadece yonetmenlerden yola cikarak ele alacagim bu konuyu, ama yine de goreceksiniz ne kadar uzun olacak.

simdi efendim cografya derslerinden de hatirlayacaginiz uzre, kuzey avrupa deyince akla, ilk basta isvec, norvec, finlandiya nin olusturdugu erkek uzvuna benzeyen « iskandinavya » da diyebilecegimiz yarim adayi takiben izlanda denen ada gelir. her ne kadar « kuzey avrupa » mevhumuna danimarka, polonya ve almanya da dahil olsa da, sinematografik acidan bence ilk basta saydigimiz ulkeler butununu almak yerinde olacaktir (danimarkadan da bahsedecegim yine de biraz). bu durumda iste size ulkelere gore sinemanin durumu :

izlanda :

bu minik 260 bin nufuslu ada dunyada kisi basina en cok basilan kitap ve en cok yapilan filmin dustugu , kultur kupu insanlarla dolu kendi halinde topraklardir. ozellikle 1976 yilindan sonra genc bir yonetmen kafilesinin cesitli ulkelerde sinema egitimi gordukten sonra sinema tarihine 50 kadar film kazandirdigini gormekteyiz. bu yonetmenlerden saymak gerekirse, en bilinenleri, fridrik thor fridriksson (rock in reykjavik/1982, white whales/ 1987, children of nature/1992, movie days /1994, cold fever/ 1995, devils island/ 1996), baltasar kormakur( the sea / 2003, 101 reykjavik /2000) , dagur kari (noi the albino/2003, lost weekend /1999), berthelsson (deep winter/1985, a new life/1983, pastoral life/1984, a policeman’s lot/1985, magnus/1989, private lives/1995), gunnlaugsson (father’s estate/1980, inter nos/1982, when the raven’s flies/1984, the white wiking/1981, the sacred mound/1983) dir.
izlanda sinemasi, tek cumleyle tanimlamak istersek, viking sagalarindan, polisiyeye, ailevi meselelerden, coluk cocuga deginmis, dogaustu olaylara (ki izlandalilar dogaustu guclere en cok inanan topluluklardandir, hepsi hayatlarinda bir kere mutlaka bir elfle dostluk kurmus (bkz: jean-michel roux) (bkz: enquete sur le monde invisible) ve yerel western rock muziklerine filmlerinde bolca yer vermislerdir.

isvec:

simdi isvec sinemasi deyince aklimiza hemen bir isim gelir, ki bu cok da normaldir: ingmar bergman. evet gercekten de, ingmar bergman, isvec sinemasi icinde kolayca bir iki satirla bastan savulamayacak kadar onemlidir sinefiller icin. bu yuzden bergman’dan ben bu baslik altinda bahsetmeyecegim.
yerine az ama oz filmi olan ve daha nice basarilara imza atmasini bekledigim, yeni donem sinemasinda yildizi azicik da olsa parlayan bir yonetmen daha vardir, ondan bahsedecegim: lukas moodysson. turk sinema severlere bu yonetmeni hatirlatmak icin, korsanlarda bolca bulabilecegimiz, dvd si de bircok yerde mevcut olan, hatta dijiturkte bir donem bolca goterilmis lilja 4-everfilmini soylersem herhalde biraz olsun kafalarinda birseyler canlanacaktir. aslinda kendisinin -maalesef turkiye’de bogazici kutuphanesinden baska biryerde izine rastlayamadigim- tillsammans (2000) diye bir filmi vardir ki, sahsi kanaatimce dunyanin en sevimli filmlerinden biridir. ayrica bence oyunculuklari, muzikleri, kostumleri, goruntusuyle de yarmis bir filmdir. bir de fucking amal(1998) diye baska bir guzel filmi daha vardir ayni yonetmenin, amal adli allahin siktirettigi yerdeki liseli genclerin buhranlarini eglenceli bir sekilde vermeyi basarmistir.

norvec:

bu ulke diger iskandinav ulkelerine gore cok fazla yonetmen cikarmamis gordugum kadariyla, veya en azindan digerleriyle ayni istikrarda film ceken olmamis diyelim, zira yine de bir iki basarili filme imza atmis insanlar var bu topraklardan da. bunlardan lasse henriksen1970 yilinda altin ayiya layik gorulen “love is war” adinda bir film cekmis, yine anja breien adinda bir hatun kisi “the wives” 1975’te locarno’da odul almis.

finlandiya:

finlandiya sinemasi deyince akla ilk gelen isim suphesiz aki kaurismaki’dir. kendisi her ne kadar, alkol tuketimiyle de bol bol anilsa da, sinematografi alaninda yaptigi seylere diyecek yoktur, kendisi bircok yerde bazi densiz elestirmenlerce bresson’la karsilastirilsa da, ben alakayi gorememekte, kaurismaki’yi sevdigim icin, gormek de istememekteyim. son olarak izlemeye nail oldugumuz “the man without a past” adli 2002 yapimi filmi basta cannes olmak uzere bircok festivalde dunyanin dort bir yaninda buyuk sempatiyle izlenmistir. bunun disinda ilgi goren oduller alan filmleri pek tabii suruyle vardir, fakat bunun icin yine kaurismaki ismine yonlenmenizi veya imdb ye basvurmanizi tavsiye edecegim. bu aki’nin bir de kardesi var yine yonetmenlik yapan, o da mika. mika beyler ise, daha cok road movietarzinda filmler kazandirmislardir sinemaya. mika kaurismaki’nin en bilinen filmleri arasinda (odul de almistir bunlar cesitli festivallerde ve agabeyiyle yardimlasarak yapilmistir) 1984 yapimi “the clan” ve 1991 yapimi “the ghost train” i gormek mumkun.
finlandiya’dan kaurismaki kardesler disinda da basarili yonetmenler cikmistir. keza, bir mikko niskanen olsun(eight deadly shots/1972, pojat/1962), bir erik blomberg olsun (the white reindeer/1952) bilimum festivallerde ragbet gormus yonetmenlerdir.

danimarka:

danimarka sinemasi tarihe bircok renkli ve onemli sima kazandirmistir. bu yuzdendir ki, cok fazla bu baslik altinda spekulasyon yapmaya gerek yoktur, bunun yerine isimlerden yola cikarak haklarinda bilgi edinilmesi hem beni daha fazla ugrastirmamasi acisindan, hem de daha icerikli bilgi edinebilmeniz acisindan uygun gorulmustur. dolayisiyla, bu ulkenin sinemasinin neye benzedigini ogrenmek icin iste size birkac isim: carl dreyer, benjamin christensen, jorgen leth, nils malmros, bille august, ole bornedal,thomas vinterberg, lars von trier aka l’enfant terrible. son olarak bir keyword veriyorum ve baska da birsey demiyorum size! : (bkz: dogma95)

devamını okuyayım »