antigravity

  • çetrefilli (373)
  • 759
  • 0
  • 0
  • 0
  • geçen yıl

erenköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesi

büyükçe bir bahçeye sahiptir. ve kanımca içerisinde bugüne kadar kimsenin tahmin dahi edemediği, keşfedilmeyi bekleyen, gizemli bir gerçeği barındırır.

istanbul’un en huzurlu semtlerinden biri olan erenköy’de söz konusu hastahanenin ağaçlarla çevrili, mistik bir havaya sahip olan bahçesini gören bir apartman dairesinde uzunca süre yaşama imkanının şahsıma verdiği tecrübe ile söyleyebilirim ki bu bahçede kesinlikle tuhaf bir şeyler meydana gelmektedir.

dışarıdan bakan insanlar için sıradan bir ormanlık alan izlenimi veren ancak dikkatle bakıldığında koruyu oluşturan ağaçların hizalı bir biçimde sıralandığını görülen bir yer burası. ağaçlar nereden baksanız 80-90 yıllık. içeride bazı eski binalar var ve zorlukla seçilebiliyorlar. istanbul gibi kargaşanın ve kaosun hakim olduğu bir şehrin ortasında huzur ve dinginlik saçan bir mekan. bozulmamış, dokunulmamış, çam kokularının yanında buram buram tarih de kokan, nadir yerlerden biri burası. nerden biliyorsun bu kadarını diye sormayın. içeriden yazmıyorum. başta söylediğim gibi, saçılan huzur bütün çevre sitelere ve apartmanlara sirayet etmekte.

son yıllarda hastahanenin bahçesi ilgimi daha da çekmeye başladı ve tarihi hakkında küçük bir araştırmaya koyuldum. ve karşıma nezahet nurettin ege ismi çıktı. yazmış olduğu "amerikan ziraat teknikleri" kitabının önsözünde, fevziye çamsever adında, hemcinsi "ağaç dostu" bir kadından bahsetmektedir. soyadından da anlaşıldığı gibi fevziye hanım gerçekten de tam bir "çam sever"miş. ne yazık ki onun hakkında da sizlere ayrıntılı bilgi sunamıyorum. belki birileri merak eder de bu aziz insanı gün yüzüne çıkarır, o yüzden en azından ansiklopedilerde yaşar umuduyla bu satırları yazıyorum. nezahet hanım kitabında yücelere koyduğu fevziye çamsever'i şöyle tanıtıyor:

"erenköy sanatoryumunun (şimdi ruh ve sinir hastalıkları hastanesi) yanı başında baştan başa çam ağaçlarıyla kaplı sevimli küçük bir çam ormanı vardır. burası, memleketimizde insan eliyle oluşturulmuş birkaç özel ormandan biridir. bu ormanı diğerlerinden farklı kılan bir başka özelliği de, ilk ağaçtan sonuncusuna kadar hepsinin bir kadın eliyle yetiştirilmiş olmasıdır.

eski, güçlü ve kibar bir aileye mensup olan fevziye çamsever, henüz minimini bir yavruyken âdet olduğu üzere edebiyat ve musikiye yönlendirildi. ama o kendini daha çok "ilmi ve ameli" cephede gösterdi. bahçede bahçıvanlarla, ahırda uşaklarla ahbaplık ederek, hayvan beslemek, çiçek yetiştirmek, tohum toplamak gibi uğraşlar içinde kendine has bir âlem yaratmıştı.

fevziye çamsever bir gün ahırı dağıttı ve insanları başından savdı. doğup büyüdüğü erenköy'de asırlarca payidar kalacak, gelecek nesillerin hatırasında saygı, sevgi ve övünçle yaşayacak bir orman, fıstık çamı ormanı yetiştirmek üzere kolları sıvadı. 1921 yılında bu kararla yola çıkan fevziye çamsever hanımefendi, köşklerin bahçelerindeki çam fıstıklarından, ada çamlarından kozalaklar toplamış, üç bin, beş bin, on bin tohumlu özel yastıklarda fide yetiştirmeye koyulmuştu. tam üç yıl sonra bu tohumlar küçük, zarif bir fidan olarak asıl yerlerine dikilecek kadar büyümüş olacaklardı. şimdi asıl mesele bu fideleri firesiz olarak toprağa yerleştirmekti.

eğer onun yerine başkası olsaydı, ailesinin zenginliğine güvenerek yüzlerce lira sarfıyla, bahçıvanlar tutar, fideleri dışarıdan getirtir, diktirir, sulatır, büyütmeye gayret eder, sonra da çok masrafa mal oluyor diyerek ihmal eder, bahçe de harap olur, fidancıklar kuruyup giderdi."

bu satırlardan anlaşılan o ki bahçeden yayılan olağan üstü enerjinin kaynağı çok eski tarihlere dayanmakta. ayrıca hastahane bahçesinin içerisinde fevziye çamsever'in köşkü duruyor. hatta fevziye hanım bu köşkünde semt çocuklarına piyano öğretmiş. nezahet ege'nin kızı güneş hanım da ondan bu köşkte piyano dersleri almış. ne acı ki, bu köşk geçtiğimiz aylarda soyulmuş. kısaca çok ilginç bir tarihe sahip burası.

yeri gelmişken fevziye çamsever’e ait köşkün bugünkü durumundan biraz daha bahsetmek istiyorum. 16 mart 2006 tarihli akşam gazetesinin haberinden alıntı yaparak devam edelim. haberin başlığı “tarihi köşkleri hırsızlar yağmalıyor”

“hırsızların talan ettiği köşklerden biri istanbul erenköy’de bulunan yaklaşık 130 yıllık tarihi fevziye çamsever köşkü. geçmişi tam olarak bilinmeyen köşk, 1972-1992 yılları arasında verem savaş dispanseri ve geriatri hastanesi olarak hizmet verdi. köşk, 1998’e dek sağlık meslek lisesi olarak kullanıldı. tarihi köşk daha sonra bahçesine kurulan ssk teftiş kurulu 1 no’lu grup başkanlığı ile erenköy fizik tedavi ve rehabilitasyan hastanesi’ne devredildi.

ssk, köşkün 2005 yılında restorasyonu için 5 trilyonluk bütçe ayırdı. ancak istanbul 2 numaralı kültür ve tabiat varlıklarını koruma kurulu restorasyona izin vermedi.

hastanenin sağlık bakanlığı’na devredilmesi ile iki kurum arasında bahçenin ve köşkün mülkiyeti konusunda sorunlar yaşanmaya başlandı. ssk teftiş kurulu 1 no’lu grup başkanı ali tezel köşkte yaptığı incelemede pirinç kurnaların ve ceylan derisi üzerine yağlı boya ile yapılmış duvar ve tavan süslemelerinin söküldüğünü tespit ederek, savcılığa bildirdi.

erenköy fizik tedavi ve rehabilitasyon hastanesi’nin başhekimi dr. erdal atalay, olayın iki üç yıl önce meydana geldiğini söyledi. ancak olaya ilişkin poliste bir kayda rastlanmadı. iki kurum arasında bu tartışmalar sürerken olan köşke oldu. üç katlı köşk, adeta bir viraneye döndü.”

bu haberden de tarihi varlıklarımıza karşı gösterdiğimiz olağan üstü (!) özeni görmek mümkün. ancak dikkatimi çeken başka bir nokta var. 5 trilyon bütçe ayrılmasına karşın köşkün restorasyona izin verilmemesi biraz kafa karıştırıcı. göz önünde olan bir yer olsa şaşırmazdık ama bu köşkten birçok insanın haberi dahi yok. çevrede bulunan birçok köşk bu köşkün aksine yenilenmekte hatta bu tarihi mekanların yerlerini zamanla yüksek apartmanlar, lüks konutlar almakta. anlaşılan birileri bu köşke dokunulmasına ısrarla mani oluyor. tıpkı geçen yıllara karşın varlığını sürdürebilen bu el yapımı koru gibi. bu bölgenin garip bir dokunulmazlığı var. tabi ki dokunulmasın, hatta bir an önce koruma altına alınsın. çünkü doğrusu bu. ama bu bölgeye gösterilen farklı tutumun arkasında yatan da bir sebep olmalı. aklıma gelen sorular bununla sınırlı değil. viraneye dönen köşkün içerisinden çalınanlar sadece yağlı boya tablolar ve süslemeler miydi? bu köşk bizim bilmediğimiz başka hangi tarihi varlıklara ev sahipliği yapmakta idi. şimdilerde hepsi muamma. ya da hala bilen birileri var.

mecburen sürekli duvarların ve yıllanmış tel örgülerin ardından bakabildiğim ve içerisinde neler olduğunu düşünüp durduğum hastahaneye yılların verdiği merakla geçenlerde adımımı attım. başlarda stres hakimdi. tek tük etrafta dolaşan hastahane personelinin şahsımı hasta zannedip içeri almasından korktum. içeriye doğru süzülen asfalt yolu takip ettim ve ufak bir büfenin yanında bulunan plastik masalardan birine oturdum. etrafta hasta yakınları ve doktorlar vardı. genç bir doktor yan masada hafif yaşlıca bir kişiye hocam diye hitap ediyor ikisinin arasında sıcak bir sohbet gelişiyordu.

etrafıma şöyle bir bakındım. ağaçların arasından süzülen sabah güneşi gözümü alıyordu. çevremde kuş sesleri yankılanıyor, hafif bir rüzgar çam kokuları eşliğinde yüzümü okşuyordu. gerçekten huzur verici bir andı. doktor olsaydım hiç şüphesiz böyle bir ortamda ömrümün sonuna kadar çalışmak isterdim. bu arada insanlarla konuşmaktan mümkün oldukça çekiniyordum. kimlerin hasta kimlerin hasta yakını olduğu görünümlerinden az çok anlaşılıyordu.

çayımı bitirdikten sonra doğruldum ve geri dönmeye koyuldum. yıllarca evimin penceresinde gözleyip durduğum o bahçede dolaşmak içimde bir ukte olarak kalmıştı. korunun yan tarafında bulunan açık araziye doğru ilerlemeye başladım. şimdilerde özel bir okula tahsis edilmiş olan arazi gözüme oldukça küçük göründü. sararmış çalıların içerisinden biraz daha yürüdüm. oturduğum daire de gözüküyordu artık. bizimkilere el sallasam beni görürler miydi acaba. çok ilginç bir andı benim için. sonunda karşı taraftaydım. daha önce bahsettiğim köşk büyük ihtimalle iç taraflarda kalmıştı ama oraya kadar gidecek vaktim yoktu. artık dönme vaktiydi.

tekrar hastahanenin bahçesine dönelim. buradaki ilginçlikler anlattıklarımla sınırlı değil. bazı akşamlar zifiri karanlık bahçenin iç taraflarına doğru dolaşan araba farlarını görüyorum. o saatlerde hasta yakını olacağını hiç sanmıyorum. gece yarısı dahi gelip giden arabalara ve kim olduğunu kestiremediğim birtakım insanlara rastlamak mümkün. garip bir şeylerin döndüğü kesin. bunu söylemek için mutlaka aşırı şüpheci veya paranoyak olmaya gerek yok. büyük ihtimalle hastahanede kalan hastalar daha farklı olaylara ve garipliklere şahit olmuştur. tabi ki kimsenin onların anlattıklarına kulak verip inanmasını bekleyemeyiz.

gizli bir toplanma merkezinde, geçtiğimiz yıllarda göztepe’de bulunan filizli köşk’te yapılan encümen-i daniş toplantılarının bir benzeri pek ala gerçekleşiyor olabilir. erenköy bilindiği üzere tarihi köşkleriyle ünlü bir yer. 12 mart döneminde sosyalistleri işkenceden geçiren silahlı kuvvetlerimizin bu faaliyetinde kullandığı, ilhan selçuk gibi yazarları da konuk eden ziverbey köşkü’nün de bu bölgeye oldukça yakın olduğunu belirtmekte fayda var. yeraltında bulunabilecek gizli üslere, yer altı tünelleriyle birbirine bağlanmış tarihi yapılara müsait bir yer burası. şehrin göbeğinde bulunan bu geniş arazide yıllardır temel gerektiren bir inşaat yapılmamaktadır. geçtiğimiz aylarda, hastahane bahçesinin fevziye mektepleri vakfı'na (bu ismin fevziye çamsever ile büyük ihtimalle bir bağlantısı var) tahsis edilen bölgesinde yapılmaya çalışılan çelik konstürksyon spor kompleksinin inşaatı mahkeme kararıyla durduruldu.

geçmişi 1921 yılına kadar dayanan bu tarihi koru keşfedilmeyi bekleyen bir cevhere sahip olabilir. bu arazi diğerleri gibi zamanı gelir de bir gün imar rantına kurban giderse, inşa edilecek lüks siteler için yapılan temel kazılarında ilginç şeylerle karşılaşılabilir. ancak şahsi fikrim, bu bölge birileri tarafından uzun yıllar daha korunacak ve sırlarını barındırmaya devam edecektir. son olarak, bizlere böylesine güzel bir çam ormanını miras bırakan fevziye çamsever’i minnetle anmadan geçememeliyiz.

devamını okuyayım »
20.06.2009 20:02