apedron

  • 324
  • 0
  • 0
  • 0
  • geçen ay

cem yılmaz

kendisini leman kültür günlerinden tanıdığım ve çıktığı camiaya yakın olduğum için rahatlıkla söyleyebilirim ki kısmen haklıyken meselesini haksız şekilde dile getirerek yanlış yapmış insan evladıdır.

evvela şunda mutabık kalalım, türkiye’de sinemanın vasat – ağır aksak bir görünüm arz ediyor olmasının sebeb-i hikmeti korsan satışlar değildir. bu temel sorunun asıl nedeni öyle 140 karakterle açıklanabilecek denli basit hiç değildir. sinemamızdaki yavanlığın nedenleri ancak tarihsel, ekonomik, politik, kültürel (üst-alt-postfigurative), linguistik ve verilen eğitimin niteliği-kalitesi-pozitifliği gibi birçok parametre ile açıklanabilir. “mcık ağızlı terimlerle konuşma kafam basmıyor” diye söylenenler için örneklerle açıklayayım. çok bilinen bir filmi ele alalım. inception’ın senaryosunu ben yazsaydım ve türkiye’deki bütün yapımcı şirketlere bu senaryoyu yollayacak kadar kartuş tüketseydim sonuç ne olurdu? tahmin edeceğiniz üzere hüsran. peki niye? işte yukarıda saydığım disiplinlerle madde madde analiz yaparsanız bu ülkeden şu safhada asla inception gibi bir yapımın çıkmayacağını anlarsınız. yalnızca popüler bilimkurgular da değil, bu ülkeden bu safhada ruby sparks, the fall, old boy, rust and bone, persona, stalker, amour, 2046 gibi filmler de çıkmaz. ya neden ekonomik olacaktır, ya politik, ya kültürel ya da eğitim.

geçen yıl kız arkadaşla bir sinema muhabbeti esnasında şöyle bir şey demiştim . “bir adamın sabah uyandığında salonun ortasında bir fil görmesiyle başlayan bir film projem var sence nasıl fikir? sisteme adapte olmuş protagonistin çocuksu heyecanı ile yaşamın yıkıcı kuralları arasındaki gelgitini toplumsal bir hiciv yaparak beyazperdeye aktarmış olurdum”. hatun önce bir tebessüm etti sonra da “o fil ölümcül bir hastalıktan muzdarip sofistike bir kız olmadığı müddetçe sen o senaryoyu yazacağına git bir çay demle de kendine gel” dedi. gülüp geçilecek bir cevap ama doğruydu. türk sineması her zaman ürettiği yapımları kendi iç piyasasına dönük hazırlamaktadır ve yine yukarıda birkaçını yazdığım parametrelerin süzgecinden geçtikten sonra çığır açacak bir proje öhhh diye tepki verilecek bir yapıma evrilecektir. biri bana şunu söylesin. cem yılmaz tüm dünyanın gülebileceği, evrensel bir üslubu yakalayıp güzel bir yapıma imza atamaz mıydı yahşi batı’yı çekeceğine? cem yılmaz madem türk sinemasının haline çok üzülüyor bir zahmet bunu yapsın da biz de helal olsun diyelim. ama cem yılmaz bunu yapacağına, ekranda usturuplu türkçeyle konuşan popüler figürlerin beyazperdede herkes gibi küfürlü diyaloglar içerisine girmesinin izleyici üzerinde yarattığı haz, aidiyet ve tatmin duygularına sesleniyor senelerdir. bunun kötü bir şey olduğu kanaatinde değilim ama bir sinema eserinde başat öğe bu ise kusura bakmayın benim sinema olarak bildiğim şey bu değildir. kaldı ki cm101mmxi fundamentals bir sinema filmi de değil. (sezarın hakkı sezara, hokkabaz’ın esaslı bir yapım olduğunu, cem yılmaz’ın kendini geliştiren bir oyuncu ve bir senarist olduğunu düşünüyorum)

gelelim korsan konusuna. para ile satılan dvdlerin emek hırsızlığı olduğu aşikar. bu hususta şeytanın avukatlığını yapacak değilim. aksini savunmak bile akılla bağdaşmıyor. düşünsenize bir film çekiyorsunuz ve işinizde en ufak payı olmayan insanlar filminizi kopyalayıp para ile satıyor. ben de olsam öfkeden deliye dönerdim. lakin emin olunuz şu an korsana laf eden bazı sanatçıların evlerini şöyle bir ziyaret etseniz birçok korsan dvd bulabilirsiniz. bildiğim, gördüğüm için söylüyorum bunu size.

bir de meselenin diğer boyutu var ki işte burada cem yılmaz ile görüş ayrılığına düşüyoruz. o da sanal ortamdaki korsan dosyalar. cem yılmaz burada büyük bir yanılgı içerisine düşmüş durumda. sanıyor ki korsan veya internet olmasaydı iki katı kazanç sağlardı. bütün malvarlığımla iddiaya girerdim ki korsan ve torrent olmayan bir dünyada bile cem yılmaz’ın cm101mmxi fundamentals hasılatı şu anki hasılatın azami yüzde onu fazla olurdu. çünkü mal bu! hep böyleydi. bu adam ne zannediyor, türkiye’de on milyon sinema izleyicisinin olduğunu mu? haydi gelin kaldırın torrenti bir deney yapalım, bakalım torrent indiren kesim sinemaya gidecek mi gitmeyecek mi? torrent kullanıcısının ekseriyeti harçlığı-kazancı düzenli sinema izleyicisi olmasında engel teşkil ettiği için sanal dosyalar arasında fink atıyor. bir hayali adamı ele alalım. torrent kullanıyor. iki film var diyelim vizyonda. ancak cebindeki para bir filme gidecek kadar. diğer filmi ancak ay başı izleyebilir. sinemaya gidip birini beyazperdede izliyor, diğerini ise torrent vasıtasıyla indirip bilgisayarında izliyor. şimdi diyeceksiniz ki neden ikinci film için aybaşını beklemiyor. beklesin izlesin. peki ay başı geldiğinde ya film vizyondan kalkarsa, ya izlenecek listesine bir film daha girerse… kısır döngü bu, içinden çıkamazsınız. zaten tuzu kuru adamsanız empati kurmakta zorlanırsınız.

zamanında orhan gencebay üzerinden itü sözlük’te bir yazı yazmıştım. bilirsiniz üstat ezilmişlerin feveranlarını dile getirerek bu günlere geldi. aferin ona. onu iyi tanıyorsanız, korsan ve internetteki paylaşımlara karşı olduğunu, hatta hukuki mücadele verdiğini de bilirsiniz. peki orhan gencebay nezdinde tüm korsan-torrent karşıtlarına şöyle farazi bir sorum olacak. 700 lira net para ile yaşamını idame eden bir genç (öğrenci/çalışan) aylık masraflarından sonra (kira, faturalar, yemek, kılık kıyafet) müzik albümü almak için 15 lira ayırsa ve piyasaya yeni çıkan orhan gencebay albümünü almak için bir müzik mağazasına gitse. şans bu ya, yine çok sevdiği bir sanatçının albümünün çıktığını görse ne yapmalı? orhan gencebay ve onun gibilere göre söz konusu adam bir albümü almalı ve diğer albümü almak için ya bir yerden para bulmalı, ya maaş gününü beklemeli ya da gittiği mekanlarda veya takıldığı radyolarda alamadığı albümden şarkıların çalmasını beklemeli. düşünün bu orhan gencebay ezilmişlerin sesi. nasıl bir ülke lan burası:)

velhasıl durum hep böyleydi. sanatçıların yaşadığı yanılgı ise, eserlerinin internet ve korsan piyasasındaki satış paylarına aldanıp, bu iki mecrada fink atan insanların eskiden kendi eserlerini satın alan ama artık yitirmiş oldukları tüketiciler olduğunu düşünmeleri. yok böyle bir şey cem yılmaz, orhan gencebay ve diğerleri! bir delüzyon yaşıyorsunuz lan.

siz hiç rihanna’nın, ricky gervais’in, christopher nolan’ın “korsan yüzünden sinema müzik gelişmiyor, para kazanamıyoruz, sektör batıyor, üç kuruşa tamah eder hale geldik” falan dediğini duydunuz mu? duymadınız zira onlar çağın internet çağı olduğunun ve bazı şeylerin değişmekte olduğunun farkında. onlar internetin popülaritelerini artırdığının ve eserlerini para vererek satın almak yerine internetten indirip izleyen, dinleyen kullanıcıların bile en azından sosyal medyada eserlerinin word of mouth pazarlamasına fark etmeden yardım ettiğini biliyor. parayı kazanan yine aynı parayı kazanıyor ama cem yılmaz doymuyor işte. her daim sahnede yaptığı stand up gösteriyi 500 bin dolar maliyetle kameraya çekip 35mm ye dönüştürüyor ve sinema filmiymiş gibi vizyona sokuyor, maliyetin kırk katı hasılat elde ediliyor ama doymuyor. doyuramıyoruz cem yılmaz’ı.

daha yazacak çok şey var ama işte çakırkeyif vaziyette gecenin dördünde anca bu kadarı geliyor elimden. selam olsun torrentçilerin tekmiline birden!

devamını okuyayım »