aphrael

  • delikanlı (446)
  • 726
  • 0
  • 0
  • 0
  • geçen yıl

din kültürü ve ahlak bilgisi

öğrenim hayatımın geride kalmış yıllarından sevimsiz bir anı.

küçüklüğümde fena olmayan bir din eğitimi aldığım için ve kısa süreli hafızamın o yaşlarda fazlasıyla iyi olması nedeniyle, birkaç okuma sonucunda ortalama herhangi bir duayı ezberleyebiliyordum. yani sorun arapça çıkarılan bir takım tuhaf seslerle ilgili değildi. bu dua mevzusu çarpım tablosunu ezberlemekten bile nefret eden bendenize tam bir işkenceydi. mantık dahilinde işe yarar bir açılım bulamıyordum. verilen cevaplarsa: allah, din, kitap eksenindeydi. yani hala bir şey ifade etmiyordu.
kafamda tanrıyla ilgili bir konsept oluşamamıştı, malum 9-10 yaş civarı, tanrının beyaz sakallı bir dede olmadığını bir süredir anladığımız zamanlar. ama henüz daha parlak bir önerim yoktu.

biraz daha büyüdüğümde din derslerini ciddiye almak zorunda olmadığımı, en müslüman geçinen öğrencilerin bile gayet de dersi kaale almayabildiğini fark ettim. *
işte bu bölümden sonra din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinin delirten kısmı ahlak bölümü olmaya başladı. zaten ortaokulda dua faslımız hafiflemiş, vaazlar daha fazla yer tutar olmuştu. üstelik arada sırada "ailenin kutsallığı" "yalan söylemenin kötülüğü" gibi konularda öğrencilere sorulan, elbette ki derste anlatılanlar ekseninde yorumlar beklenen eziyetler vardı. bir şekilde ailenin kutsallığından şüphe duyup yalan söylemenin pekala da meşru kabul edilebileceği durumlar olduğunu düşünürken öğretmenlerin istediği gibi cevaplar vermeye devam ettim. veletken, insanların duymak istediği şeyleri söyleme konusunda daha iyi, başka bir deyişle daha midesizdim.

ortaokul sonlarına doğru, lgs* stresiyle şalterlerim atmışken asilik kanım yerinde duramaz hale gelmişti. "hocam kadınlar sizin tarlalarınızdır dilediğiniz gibi sürün*" ne demek gibi provokatif sorular sorma moduna girip din öğretmenlerini köşeye sıkıştırıyordum. ama köşeye sıkıştırma eylemimin bir sanrı olduğunu farketmem uzun sürmedi. karşımdaki beni muhattap almıyordu ki! sanki sorduğum sorular kasetten cevaplanıyordu:

- hocam peki kuran'ı bilmeyen, afrika'da ilkel bir kabilede yaşayan adam da cehenneme mi gidecek allah'a ibadet etmiyor diye?
+ tüm insanlar kalbinde neyin doğru olduğunu bilir ama önemli olan yoldan çıkmamaktır.

daha kötüleri de oluyordu:

- hocam allahın varlığının kanıtı nedir?
+ bu evren, bu düzen, çiçekler, böcekler, nasıl bu kadar kusursuz olabilir. senin iki gözün değil de üç gözün olsa ne kadar çirkin olurdun düşünsene!!

cevaplanamayan, üstelik cevaplanmadığı bile kabul edilmeyen sorularımın sonu gelmediğini anlamam uzun sürmedi. görmediğim/bilemediğim herhangi bişi hakkında kesin iddiaları olan, üstelik buna inanmayanlar kesin bir şekilde reddeden şeylerden hoşlanmıyordum. durum bariz bir şekilde buydu. onlar benim ahlak anlayışımı onaylamıyor, bense onları yüzeysel buluyordum. uçurum gittikçe artıyordu.

sanıyorum bu dönemlerde diğer dinler hakkında okumaya başladım. hristiyanlık, taoizm, paganizm, hatta satanizm ve islam... tasavvuf anlayışı hakkında doğru düzgün fikirler edinmeye başladıkça islam hakkındaki kötü düşüncelerim azaldı. ama hala favorilerim arasında değildi. üstelik bu dinler arasında çok belirgin benzerlikler vardı. niye kimse bize bunlardan bahsetmiyordu ki?

lise yıllarımda biraz daha sakinleşmiştim. öğretmenler üzerime gelmediği sürece cozutmuyordum. dinin bir çok insan için hayatında önemli yer tuttuğunu anlamıştım. bana çok mantıklı gelen savlarım onlar için hiçbir şey ifade etmiyordu. ("bak dünyanın bu kısmında doğmasaydın farklı bir dinden olacaktın. müslüman olman gayet tesadüfi" desem "kader" cevabını alırdım. kime ne anlatmaya çalışacaktım ki...) işte sorun, tam buralarda bir yerlerdeydi. cihat mantığıyla dinini yaymaya çalışan, domuz düğümü atıp beynini dağıtamıyorsa bile kınayan bakışlarla da olsa üzerine üzerine gelen, linç gücünü ele geçirdiği anda yakmaya çekinmeyecek bir zihniyetten bahsediyorum.
sorun aynı şeye inanmamamız değildi. yan komşumun pazar günleri kiliseye gitmesi ya da bayram namazı için erken kalkması beni nasıl ilgilendirebilirdi ki? sorun benim aynı şeye inanmamı istiyor olmalarıydı. inanmıyorsam bile çenemi kapamamı istiyor olmalarıydı. benim inanmamak için sunduğum her gerekçeyi hakarat kabul edip kutsal değerlere hakaret gibi neresinden tutsan elinde kalan bir iddia öne sürüyorlardı.

ne kadar fazla okursam umutsuzluğum o kadar artıyordu. feminizm, mülkiyet, tek tanrılı dinler, new age dinleri, insan hakları... bilgi, daha iyi hissetmemi sağlamıyordu.
üstelik komik olan, fanatik inançlı herhangi bir grubun dışardan kendilerine bakamamasıydı. herhangi bir new age dinine mensup birinin "sen daha aydınlanmamışsın. genç bir ruhsun" iddiası ile, "gittiğin yol, yol değil." iddiası arasında o kadar da büyük fark yoktu. belki paranoyakça gelecek ama: new age dinleri egemen olsa, inanmadığınız için sizi materyal dünyaya çok bağlı hasta bir insan olarak değerlendirip psikiyatriste gönderme güçleri olsa yapmazlar mı?... evet, en azından taşlamayacaklarını düşünüyorum.

din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinin beni delirtmesi, mutsuz etmesi ve samimiyetle söylüyorum ki üzmesinin nedeni bu yazdıklarımın toplamı ve çok daha fazlasıdır.
bu derslerin içeriği hizbullah militanları yetiştirmeyi hedeflemiyor olmayabilir, sizi el kaide elemanı ya da intihar bombacısı yapmayabilir, hatta sivasta insanları yakmanızı sağlamayabilir. ama kolaylıkla, bunlar yapıldığında ses çıkarmayan, sizden farklı düşünen birini gördüğünüzde yoğun önyargı ile yaklaşmanıza neden olan ya da malatya'da boğazı kesilenleri düşündüğünüzde kalbinizin acımadığı bir insan haline gelebilirsiniz.
din kültürü ve ahlak bilgisi dersleri, bu konudaki kültürü ve bilgiyi yaymayı amaçlayan, hoşgörü ve ortak paydalar üzerinden bunları yapan, iddiaları gerekçelendiren, gerekçelendiremediği bölümleri de itiraf eden, sosyoloji ve felsefeden yardım alan ve kesinlikle sadece imam olarak yetiştirilen insanlar tarafından verilmemesi gereken derslerdir. insanların hangi dine inandığı, inanmadığı, gereklerini ne kadar yerine getirdiği ve getirmediği sadece tanrısını ve kendisini ilgilendiren bir mevzudur. bu gerçeğin herhangi bir bölümünü inkar eden her söylem/ideoloji/eylem/ders(!) insanın özgürlüğünü ve iradesini kısıtlar. bunun da mantık dahilinde savunulacak hiçbir tarafı yoktur.

devamını okuyayım »
29.11.2007 21:54