aran suildur

  • azimli
  • anadolu çocuğu (348)
  • 4286
  • 26
  • 13
  • 3
  • bugün

aydoğan vatandaş

okul arkadaşım, hatta sınıf arkadaşım.

kendisi hakkındaki "bağzı" gerçekler aşağıdaki gibidir:

(1) gerçek adı aydoğan vatandaş'dır.

(2) deniz lisesi 1988 girişlidir. 1989-1990 öğretim yılının sonunda devre kaybederek (sınıfta kalarak) bizim devreye (89 girişlilere) kalmıştır. 1990-1991 öğretim yılında lise 1'de aynı şubedeydik. sınıftaki entel dantel tiplerden olduğumuz için de her zaman aydoğan'la bir sohbetimiz olmuştur. özellikle, atatürk ve kemalizm hakkında bazı fikirleri olduğunda gelir benimle tartışırdı.

(3) aydoğan öyle süper zeki biri falan değildir (o yaşlardan sonra zeka değişir mi bilmiyorum). iyi kötü okur(du), kalemi iyidir (o da tartışılır, açıklayacağım), ağzı laf yapar, tartışmada kontra/karşı atak yapma yeteneği yüksek(ti)r. ama bu kadar, daha fazla değil. matematik, fen kafası yoktur (gördüğüm kadarıyla hala yok).

(4) aydoğan'ın yazı yeteneği... aydoğan'ın orijinal fikir üretme kapasitesi düşüktü, tahminim hala öyle, çünkü hala kolaj yapıyor. güzel şiir yazardı, ama yeterince şair bilmeyene göre güzel. ilk kıta nazım, ikinci kıtanın iki dizesi necip fazıl, iki dizesi mehmet akif falan, işte araya da kendisi bir iki kelime, dize serpiştirir. kompozisyonda da öyleydi, çok güzel kolaj yapardı.

kolaj da bir yetenektir, küçümsemiyorum, aksine çok güzel yapardı. lakin, komplo teorisi yazarken kolaj yapmak çok da faydalı gözükmüyor.

(5) kendisi okuldan ayrıldı, yok solculuktan atıldı iddiaları ise boştur, yanlıştır. maalesef, kendi kitaplarında da ayrıldığını yazıyor. o zamanlar harp okulu 1. sınıfta istifa ederek okuldan ayrılma seçeneği vardı (şimdi de öyle galiba). başka türlü harp okulundan ayrılma seçeneği yoktur, ya disiplinsizlikten, ya akademik yetersizlikten, ya da yasal olaylardan atılırsınız. aydoğan harp 1'i bitirdi, harp 2'ye geçerken bölüm olarak makina mühendisliğini seçti ve o yılın sonunda da bizim devreden de bir alt devreye kaldı. sonraki yıl bir daha kaldı. yani harp okulunda iki defa kalarak "akademik başarısızlık" nedeniyle okuldan atıldı.

(6) solculuğu öyle aşırı falan değildi. yıllardır siyaset yapıyorum, hayat bazen ilginç noktalara sürükledi beni, radikal solcu insanlarla da çok yakın oldum, örneğin cengiz abi. haliyle, radikal sol nedir, sanırım biliyorum. aydoğan'dan olsa olsa radikal sosyal demokrat olur(du). bizim sınıfta ondan çok daha solcu ve ateşli arkadaşlar olduğu gibi, solculuktan atılan da oldu. hoş, o olay da, arkadaş solcu olduğu, okulda solculuk propagandası yaptığı falan için değil, yaz tatilindeyken o zamanlar dev-sol ile organik ilişkileri olan bir sol parti örgütünün toplantısına abisinin yanında gidip, tesadüfen orada bulunan mit elemanın durumu rapor etmesi ile gerçekleşen bir olay. bizim devrede de, bir üst devrede sağlam solcu öğrenciler vardı, herkes işine baktığı sürece kimseye de bir şey olmadı.

(bu arada, oruç tutmak falan da sıradan olaylardı o zaman, şimdi nasıl bilmiyorum. kimse kimseye oruç tutuyor diye şu bu gözle bakmamıştır. öyle şeyler yaşarsınız ki 14 yaşında girdiğiniz liseden itibaren, en sevmediğiniz adamın donunu bilirsiniz. oruç tutanların isminin alınması ise öncelikle fişleme amaçlı değil, oburluğu önleme amaçlıdır. ben harp 1 ve harp 2'de bir oturuşta iki ekmek, beş tabak yemek yiyen adamdım. tüm okul böyle! çünkü, hem gelişme çağının sonlarındasın, hem deli gibi spor yapıyorsun, hem deli gibi ders çalışıyorsun, yetmiyor askeri ortamın verdiği gerginlik var. oysa, her öğün yemek sayıya göre çıkıyor. haliyle, ramazanda sahur ve iftarda oruç tutanların hakkı tutmayanlar tarafından yenmesin diye isim alınıyor, ona göre sayı çıkarılıyordu. kimse de okulda oruç tutuyor diye, dini duyguları daha yoğun diye birilerini yaftalamamıştır. denizcilik, öyle bildiğiniz gibi sıradan bir iş değildir. dünyanın her yerinde denizciler hem biraz kırık olur, hem de biraz itikatli. zira, inanmak zorundadır. doğanın öyle bir yüzü ile karşılaşırsınız ki, ister istemez bir şeylere sığınırsınız. türk donanmasının tüm gemilerinin en yüksek yerinde de -hem de direğin tepesinde- kuranı kerim olur. bunu bizim mal dinciler bilmez. asker gemide namaz kılıyor falan diye laf da edilmez, yeter ki işten kaytarmasın.)

(7) okuldan "akademik başarısızlık" nedeni ile atıldıktan sonra kalemini kullanmaya çalıştı. çok da özenmiştim kendisine, zira o zamanlar uğur mumcu ya da ahmet taner kışlalı'nın onda biri olmak benim için idealdi, ben de gazeteci olmak istiyordum. hoş, aydoğan ilgiyi cemaatten gördü, o da (bildiğim kadarıyla) emin şirin'in elinden tutması nedeniyle. önce zaman'da muhabirliğe başladı. malumunuz, cemaat asker kökenleri daha bir böyle pohpohluyor, öne çıkarıyor. muhabirlik tam sayfa özel habere, özel ropörtaja ilerledi. sonra, kitapları çıkmaya başladı. bu arada, yüksek öğrenimi eksik olmasın diye, muhtemel aydoğan ders çalışma konusunda biraz tembel olduğu için, özel fatih üniversitesi'nde ingilizce bölümüne girdi. hoş, aydoğan'ın ingilizcesi zaten fena değildi. yani, ders çalışmadan, ingilizce sorularla üniversite sınavını geçip, 4 yıllık bir üniversiteye de kapağı atmış oldu. malumunuz o üniversite de cemaatin özel üniversitesi. yani, aydoğan, benim onca öykünmeme rağmen, gazetecilik dahi okumadı o dönem. sonra ne yaptı çok da takip etmedim, zira abd'ye topukladı.

(8) öyle çok abartılacak da yerilecek de adam değildir entellektüel kapsamda. aramızdaki hukuktan dolayı burada yazamayacağım, yazmayacağım şeyler var. zira, hiç bir zaman konformizm uğruna sınıf arkadaşlarını, silah arkadaşlarını satan bir adam olmadım, olmayacağım. aydoğan, silah arkadaşlarına en ahlaksız komploları kuran adamların safını seçti. hiç olmazsa, 14-15 yaşındaki genç erkeklerin o masum anılarına ihanet etmemeyi akıl edebilirdi, etmedi, bunu tercih etti.

yolu açık olsun!

devamını okuyayım »
13.11.2015 14:12