asiroth

  • 125
  • 2
  • 0
  • 0
  • 3 hafta önce

sevgilisiz yaşayabilen insan

yaklaşık dört yıl önce*, uzun zaman birlikte olduğum hatta muazzam mutlu olduğum bir hanımdan ayrıldıktan ve deli gibi üzülmelerin akabinde oturdum uzun uzun düşündüm. fark ettim ki, aslında bugüne kadar kendimi hiç sevmemiş, değer vermemiş sürekli kendi kendimi, kendi içimden kapı dışarı etmiştim. hatta herkese saygı gösteren ben, kendime bugüne kadar bir an bile saygı göstermemiştim. hep kendimden başka birinin sevgisiyle yaşamış ve kendimi gözardı etmiştim. bunu fark ettiğim o an, yalnızca kendimi sevmeye çalışmalı ve kendimle yaşamayı öğrenmeye çalışmalıyım bilhassa biri beni seviyor diye mutlu olmayayım kendimi sevdiğim, kendime yetebildiğim için mutlu olmalıyım diye düşündüm. yani neden bir başka kişi için mutlu ya da mutsuz oluyordum? neden kendi halimde mesut olamıyordum?

aradan uzun bir zaman geçti, kendi kendimi tekrar istediğim yolda yoğurmaya çalışıyor hatta bunda bir hayli zorlanıyordum. hikayenin asıl kahramanı olan hanıma kızdığım da yoktu. bir süre sonra ona karşı olan aşkım sönmeye başladı. sonra başka birini aramaya çalışmadım.
bu arada kendime yatırımlar yapıyor, kendimle vakit geçiriyordum. kendimi tanımaya, keşfetmeye çalışıyordum. dur lan acaba, at binmeyi seviyor muyum diye at binmeye gidiyor, orman yürüyüşü yapmayı seviyor muyum acaba, diyerek turlara katılıyordum. tiyatro oyunlarını falan kovalıyordum. her şeyi tek tek deniyor, neyi sevip neyi sevmediğimi öğrenmeye çalışıyordum. bazı şeylerden zevk almasam da, deniyordum işte.

zamanla bazı şeylere bir şekilde alıştım. tabi bu dönemde bir sürü hastalıkla falan uğraşıyordum. ek olarak, kasık bölgemden bir operasyon geçirdim. tabi ailem bu olay için sürekli telaşlanıyor, birinin bana destek olmasını arzu ediyordu. aradan uzun zaman geçmesine karşın ayrıldığım hanımefendi hastane ziyaretine gelmişti. ben tabii, yürüyemiyorum. çüküme sonda takmışlar sidik torbasıyla yatıyorum. beni görmesini istemeyeceği en son yerdeyim. utanıyorum da. git de diyemiyorsun. neyse, hastaneden sonra anne evinde kalmam icap ediyordu. canım annem beni işemeye sıçmaya götürüyor, çorbalar yapıyordu.
bu hanımefendi beni, hastaneden çıktıktan sonra evde sürekli ziyaret etmeye ve destek olmaya çalışıyordu. tabii ben yaşadığım buhrana daha da buhran katmış bi’ halde yatıyordum evde. bir süre sonra tekrar birlikte olmak istediğini, hatta üstü kapalı benimle evlenmek istediğini falan söyledi. tekrar birlikte olmak istemediğimi, ona karşı artık sevgi beslemediğimi anlattım ona. çünkü artık benim için bazı şeyler değişmişti. kendimi birtakım kişilere oyuncak etmek istemiyordum artık. kendimi sevmeye çalışmak gibi bir kargaşam vardı içimde. çünkü onun bana karşı beslediği sevgiye pek inanmıyordum. böylesine inançlar beni basit bir ilişkiden uzak tutmaya yetiyordu. sonra herkes kendi yoluna gitti, onu bir daha hiç görmedim. bazen ortak arkadaşlarımız o hanımın yönetimiyle, ara bulmaya çalışıyorlardı fakat ben pek aldırmadım.

kendimle yaşamayı öğrendim bir süre sonra gerçekten. hiç ilişkim olmadı. flört ettiğim kişiler oldu tabii. iyi vakitler geçirdik, bir şeyler paylaştık. hepsi gerçekten çok iyi insanlardı. hepsinden farklı şeyler öğrendim. ama zaman ilerledikçe bakıyorum, bir şeyler oluyor; “yok ya, olmuyor” diyor ve hepsiyle iletişimimi kesiyordum. nasıl anlatayım bilemiyorum. benim aradığım bu da değil diyor, kendimi büyük bir kuvvetle soğutuyordum bu kişilerden. sonra hooop tekrar depresyon, “e ulan ne arıyorsun o zaman sen?” diye kendi kendimi odalara çekip sorguluyordum. yani aptalca bir mükemmeliyetçilik arayışına girmiştim. elimde değildi, kendimi tokatlamak istiyor bunu kendi içimde düzeltmek istiyordum ama olmuyordu. aradığım şey tabikide fiziksel bir mükemmellik değildi. fakat sanki kendim mükemmel bir mahlukmuşum gibi bunun şusu böyle bunun busu böyle diye onlardan uzak duruyordum. tabii ara sıra bazı insanları kıskanmadan da edemiyordum. sevgi açlığından kıvrandığım, üzüldüğüm zamanlar da oldu. ne bileyim, insan sevgisiz rahat edemiyor diye düşünmeye başladım. yani kendine yetiyorsun tamam da, biri tarafından sevilince de bu ekstra bir güzellik oluyordu. akışına bırakmaya karar verdim, mükemmel arayışına girişmemeye çalıştım ve böyle devam edersem, elbet bir gün karşıma iyi biri çıkacak diye bir hezeyana büründüm.

sonra yaşıtların tek tek evlenmesiyle, aile tarafından baskılar başladı. çünkü arkadaşların evleniyor, yuva kuruyorlar, çocukları oluyor hayret ediyorsun, bir yandan sevinip bir yandan üzülüyorsun, ama yapacak bir şey yok. şansızsın demek ki. e bunları gören ve beni kötü günlerde işemeye götüren canım anam beni anlamamakta ısrar etti ve gayet hoş hanımların fotoğraflarını göndermeye başladı bana. bak bu kız çok iyi oğlum bir tanışın falan, diye. buna ek olarak, benden yaşça büyük aile kişileri, e hani yok mu biri falan, demeye başladı. hatta arkadaşlarım beni birileriyle tanıştırmaya falan çalışıyor, ikinizde düzgün insanlarsınız mutlu olabilirsiniz ayaklarıyla bana baskı kuruyorlardı. işin özü, acaba ibne mi ne bu, diye düşünmeye başladılar arkamdan. yani kişi sevgilisiz hatta sevgisiz yaşamaya alışabiliyordu fakat çevresindeki kişiler buna alışamıyordu. buna tüm gücümle hayret ediyor ve yine bir şey demiyordum.

hal böyleyken, tekrar kendimi bir arayışa sokma zorunluluğu hissetmeye başladım. ilk zamanlar, arkadaşlarımın benim için ayarladığı randevulara katılıyor, tanımadığım hanımların ağzından umrumda olmayan şeyler dinliyordum. yani ben, benim için seçilen biriyle olma zorunluluğuna girmek istemiyordum. biriyle tanışıp, onu öğrenip, yavaşça sevmeye alışmıştım. insanların bana gösterdiği kişilerle buluşmak istemiyor, bunun kararını ben vermek istediğim için tesadüfen biriyle karşılaşmak istiyordum.
yani sevebileceği bir insanla nerede karşılaşabilirdi ki bir insan, bilmiyordum. nasıl bilinebilir ki bu? önce okuduğum kitaplardaki senaryoları denedim tabii. müzelere gidip, portrelerin önünde saatlerce durup bakıyor ve bekliyordum, belki biriyle tanışırız diye. eğitimim için şehirler, ülkeler değiştirirken farklı yerlerde deniyordum biteviye senaryoları. yeni insanlarla tanışmaya çalışıyor ve her yakınlaştığım hanıma, ulan acaba mutlu olur muyuz gözüyle bakıyordum. gece kulüplerine gidiyor, ayıp kadınlara aşık olmak için kendimi zorluyordum. kütüphanede elimde kitaplarla dolaşıp, gözüm kapalı biriyle çarpışmayı bekliyordum. hatta öğleden sonraları işi gücü bırakıp bara oturuyor ve ilk görüşte aşk senaryosunu bile deniyordum. saatlerce bekliyordum, bir taraftan koşarak eve gitmek istiyor bir taraftan ise acaba tam kalktığımda ya hayatımın aşkı kapıdan giriverirse diye düşünüp yine oturup bekliyordum.
yani olası çoğu tesadüf senaryolarını ıkınarak kendi hayatım için yazıp oynuyordum. eşin dostun baskısından dolayı kendi üstümde salakça deneyler yapıyordum ve bu yaptığım şeyden dolayı kendi kendimden midem bulanıyordu artık tabii.

baktım bu iş olacak gibi değil, bunlardan da vazgeçtim hatta bu duruma da alıştım zamanla, gayet iki olgun insan gibi kendimi karşıma aldım; olmuyorsa aramana gerek yok yani, insan biri olmadan da yaşayabilir biriyle birlikte olmana gerek yok, elbet birgün dünyanın herhangi bir coğrafyasında kafalarınız çarpışacak, herkesin bir zamanı var, belkide senin zamanın daha gelmedi, dedim. tamam, dedi o da bana. anlayışla karşıladı beni.

yani dört yıl boyunca, hiç tanımadığım bir kadını dünyanın farklı birçok coğrafyasında aradım ve bekledim. haberi yok, bilse çok severdi beni.

devamını okuyayım »