atarax

  • anarşist (240)
  • 597
  • 4
  • 0
  • 0
  • 2 hafta önce

beşiktaş

mahalle abilerini izlerken sevenler vardır futbolu. oynamak bir tarafa, izlemekten mutluluk duyarsınız o yaşlarda. siyasi görüşlerin törpülendiği, o tutkunun yerini alan takım taraftarlığı zamanları. babadan oğula miras derlerdi takım tutmayı. baskı had safhada, renkler sarı lacivert.

ilçe küçük futbol sahası topraktı. haftada bir ilçe takımının maçlarına baba oğul giderdik. takımın izin günleri stadyum görevlisi amcaya yalvarıp bir saatliğine de olsa çıkardık sahaya, deliler gibi koşturup mikasa toplara vururduk. ayaklar acır, ayakkabılar delinirdi illaki. eve gidince yiyeceğimizi bildiğimiz dayak bile durduramazdı bizleri. onun harici mahalle aralarında abilerden fırsat buldukça oynardık futbolu. zehir vücuda girmişti artık, akşam ezanında eve girmek zorunlu olsa da yemekten sonra kaçardık illaki. mahallede abilerle sohbet etmek bile büyük mutluluk verirdi, siyah beyaz aşk kaldırımlarda otururken başladı.

futbol oynayacak iki boş arsa vardı mahallede. biri lütfü amcanın dükkanının önüydü. çok kızardı bize toz kaldırıyoruz diye, izin vermezdi çoğu zaman. bir de zehra teyzenin evinin önü vardı, çeşmesinden su içmemize izin verirdi rahmetli, orası da biraz bayırdı. direkler taştandı, top durduğu yerde durmaz devamlı sağa sola kaçardı. abiler maç yaparken bir taraftan izler bir taraftan da kaçan topları yakalardık.
beyaz atletinin önüne ayakkabı boyasıyla beko arkasına feyyaz yazan, elektrikçi çırağı varol abi vardı. mahallenin yıldızıydı, her maç en az 5 gol atardı. onun oynadığı her maçı gözlerimizi kırpmadan izlerdik. bir akşam üstü okuldan eve geldim, çantamı çıkardığım gibi dışarı fırladım. varol abinin maçı vardı. her mahalle maçının ritüeli, adam eksik olunca ufaklardan birini takıma alma arayışı başladı. ne kadar beni seçmelerini istesem de korkuyordum. “ya iyi oynayamazsam? ya rezil olursam da bir daha beni oynatmazlarsa?” diye. derken çağırdı yanına beni, “gel defansta dur, topu kapınca pas at ayağında tutma, sakın korkma!” dedi. arsa bayırdı, saha seçilecek. bizde yazı tura yoktu, taşla yaş-kuru yapılırdı. karşı takım yerleşti üst kaleye! ortada haksızlık vardı, taş atılmamıştı bile! ben varol abinin yanına koşup “haksızlık bu abi!” dedim. varol abi bana dönüp “bayıra karşı oynayıp onları yenmek daha iyi değil mi? hem üst kalede oynayıp onları yenersek haksızlık var derler, ” dedi . o maçta yenen taraf biz olduk. bana pek top gelmese de galip gelen taraftaydım. varol abi kafamı okşayıp aferin.” dedi. zor olan aşık olunan renkleri babaya anlatmaktı tabii. beşiktaşlı amca ve dayının yardımıyla çözüldü konu, artık göğsümü gere gere bir maç şifo bir maç ali oluyordum.

istemeden, farkına varmadan sahip olunan hayat görüşünün sonucu, bir futbol takımına gönül vermenin, babadan oğula geçen mirastan daha değerli olduğunu büyüyünce öğrendim. markalı krampona sahip çocukların yanında olmaktansa haksızlığa uğrayanın yanında olmaktı güzel olan. galibiyettense iyi oynamaktı çoğu zaman. ahmet dursun seba gitsin değildi güzel olan, şampiyonluktansa şerefli ikincilikti. ricardo olmaktansa atiba veya necip olmaktı.

devamını okuyayım »
09.10.2017 11:11