avukatacam

  • prezentabl (580)
  • 744
  • 18
  • 0
  • 0
  • geçen hafta

where friend rhymes with end

bu şarkının nasıl bir "arkadaşa" yazılabildiğini merak ederdim. sanırım benim de bu şarkıyı arkasından söyleyebileceğim biri var. işte hikayesi:

bir "arkadaşım" vardı. bir zamanlar "sevgilimdi" de.

sevgiliyken kucakladım, avuttum, ağladığında da güldüğünde de ( bazı insanlar gibi onun da hem ağladığında hem de güldüğünde yüzü aynı biçimi alırdı) yanında oldum. bunlar herhalde o süreçte benim yan edimlerimdi.

asli edimim ise işlerini görmekti sanırım. elbette bu yürümedi. kendine dikkat etmesini istemiştim etmedi. bu arada bu istek ona yöneltilmiş bir eleştiri idi. buna tamam haklısın gibi bir yanıt vermedi. onun bir tartışmada bir kaç defa sığındığı ve ondan başka bir insanın kullandığını görmediğim bir argümanı vardı. sen bana bunları şimdi ben kötü hissedeyim diye söylüyorsun derdi. bu ona göre affedilmez bir günahtı. bütün dünya kendisini ona kendisini kötü hissettirmemek zorundaydı. başta ben olmak üzere herkes bu olumsuz davranış kuralına dikkat etmeliydi. o ne yaparsa yapsın. ben ise içince sapıtıyorsun ve bana saldırıyorsun. bunu yapma demiştim. kendimce bunu yapmadığında bir şekilde beni önemsemiş olduğunu düşünecektim. yanımda o var ve biz bunu konuşmuştuk ben istiyorum ama o istemiyor hadi bu kadehte bitsin gibi bir duygu. bu bana yeterdi. yapmadı ve bana sardı bir mayıs gecesi. bana sardığı iki vakıada da taksicileri şahit bu istanbulun ilkinde acımışlardı ikincisinde de aşağılayan güzlerle bakmışlardı. her ikisinde de haklıydılar. neyse işte o sevgililik zamanında bundan anlaşılan gerçekten onun hayatında bir bok olmadığımdı ( bu onun sözleridir bu arada).

sonra benim dünyam ilerledi ve yok olmaya başladı ( bu bir kara kule göndermesidir. bununla kastım kendi varlığımda yani yapmam gerekenlerde yavaş yavaş bir sorun oluştuğudur aslında).

o arada artık "arkadaşım" olan yukarıda anlatılan "işveren" bir şekilde hesaplaşılmamış geçmişin hatırı ile benden işlerine bakmamı, üzüntülü olduğunda onu avutmamı hatta tezini yazmamı istiyordu ( tanıyanlar için yazayım şaşırmayın yapacaktım bunu ama başka şeyler o sıra araya girdi sonrasında ise terapide yıllardır kendi yazmadığım tezim yüzüme çarpılınca ayıldım. yapmadım yani) .

bir işveren olduğundan şu iki ihtimali hiç düşünmemişti ben bütün bunları yapardım ya ona bir değer verdiğimden ya da onu bir şekilde hayatımda istediğimden. bu ihtimalleri düşünmemişti bir süre sonra düşündü ve umursamadı. işte sevgililik buradadır ya da arkadaşlık: "beni boş ver. beni bırak ikimiz sana bakalım". "hangi duygularla olursa olsun ikimiz sana bakalım". "neden üzgünsün?" ya da " gerçekten nasılsın?" gibi. size yönelmiş bir meraktır arkadaşlık, sizi tanımaktır. sevgililikte ise size dokunma merakıdır, sıcaklığınızın merakıdır. böyle şeyleri duymadım da okumadım da. ben üzgünken üzülmedi de, sevinçliyim diye sevinmedi de. birini çalıştırdığınızda ondan verdiğiniz işi yapmasını ve sorun çıkarmamasını istersiniz. ona her ihtiyaç duyduğunuzda sizin belirlediğiniz biçimde orada olmasını. işçinizin kendisini kötü hissetmesinden dolayı sizde bir his oluşmasına gerek yok.

bana son yazdığı cümlelerden birinde "başka talebim olmayacak" şeklinde bir sözü var. biten bir iş ilişkisine uyan bir kapanış. ben yani öyle "biri" değildim. onun birlikte olduğu bir ben diye bir şey değildim. ben telefonun ucundaki bir ses, yatağın öbür yanındaki onun için kimliksiz yani kim olduğunun çok da önemli olmadığı bir sıcaklık, bilmediği işle ilgili soruların cevabı idim. bir yerlerde satın alınan bir şey olsaydım onu satın alırdı. aslında benden istediği işlerden birini para verip başkasına yaptırabileceğini bu yolla ikimizin de "kurtulabileceğini" de ifade etmişti. baya baya benim bu işe girişmemin onun için bir önemi yoktu. daha doğrusu bu önem para ile ölçülebilir bir şeydi. ona maddi bir varlığı olan bir katkı sunuyordum benden beklediği buydu onun. ben fayda sağlanılan bir "şeydim". yani onun için benim ingilizcedeki karşılığım sanırım "asset". o kadar değerli de değilim. sarhoş bir anında benden daha fazla para kazandığını haykırdığından yani asset olarak da bir anlamım yok sanırım.

bu arada benimle ilgili bir kere arkadaşım dediğini de duymadım. eskiden birine sevgilim de dediğini bilmem benim için. bana sonlara doğru "desteğim" demişti. sonradan düşündüğümde onun için "sevgili" olmamıştım bunu o zaman kabul edememişti sonradan " arkadaş" olmamıştım çünkü bu ya benim gücüme giderdi ya da onun o sıralar bana karşı hissettiği suçluluk duygusunu ( aslında tek hissettiği şey buydu sanırım benle ilgili) ortaya çıkarırdı. ben gerçekten onun kafasında hep destek idim. bir desteğin duygularını önemsemeniz gerekmez, desteğin doğum günü olmaz örneğin sizin hayatınızda, sizin için fonksiyonları oldukları için önemlidir onlar. galiba baston gibi bir şeydim sanırım.

bastonun kendini kötü hissetmesi, gözle görülür şekilde çatlaması, hatta dile gelip iyi değilim demesi o an için bastonu tutanı bir telaşa itiyor ( e işler ne olacak? ), şeklen de elinde kimsenin görmediği baston olan bir insan suretinde olduğundan ve iyi kötü bir adı olduğundan bunu da soramaz. baston kırıldığında son dakikaya kadar bir şekilde kırığı ile gidebilir mi diye bakılabilir sonra da baston bırakılır.

bana formel anlamda bile ( yani kafasını çevirip gözleriyle bakmaktan bahsediyorum) bakmamış sanırım. yani bir insanın diğerine bir başka insana bakması gibi.

zaten yolda olan majör depresyon beni onun bana baktığı ve beni değersiz bulduğu sanrısı ile beni mağaraya çekti. ha tabi olayların bir yerinde başka bir aktör de akbaba gibi gelip leşimden beslenmeye çalıştı. tabi onun derdi de biraz bedenimdi ve kendi açlığı idi. aslında yaralandığınız sırada size yanaşan leşçili valkryie sandığınız oluyor.

işte ingilizce'de friend kelimesi end'le kafiye oluşturuyor. ane brun bundan güzel bir şarkı yapmış. ben ise bu şarkıyı dinleyip hayatımın boşa gitmiş dakikalarını ve elime

-bir kutu baklavadan ( onun zamanında yaptığı hakaretlere karşılık özürsüz barışma hediyesi, beni düşünmek zorunda kalıp benle ilgili bulduğu tek bana ait verisi buydu) ve
-bir pet şişe sudan ( bunu gecenin bir yarısı bana bağırmalarına şahit olan bir taksici uzatmıştı abi bembeyaz oldun su iç diye, teşekkür edemedim ona bu da başka bir pişmanlığı bütün bu sürecin)

başka bir şey geçmeyen yani bana yönelmiş olanın bunlardan ibaret olduğu iletişimin ona göre ilişkide iken sağlıksız ilişkide değilken sağlıklı bulduğu ama bir yandan da yanlış olduğu halde işine geldiği için devam ettirdiğini söylediği ( burada da aslında ona göre yanlış olan daha başında kurulan sevgililik bunu bir çift olmamalıydık diye açıklamıştı yine de beni sadece işleri için aramasını ve beni hayatının herhangi bir saniyesinde umursamamış olmasını artık sağlıklı buluyordu) bu iletişimin türkçede hangi terimle kafiye yaptığını bulmaya çalışıyorum. tabii ben beni sonda terk ettin diyemem. hani bir film var ya orada olmayan adam diye onun da orada olmadığını söyleyebilirim. orası ise ben neredeysem orası. bütün bunları yaralayıcı bulmak mümkün. yine de beni dizlerimin üstüne bu çamura bunlar bulaştırmadı. çamura battığımı o umursamazlıkta fark ettim sadece.

ama bu şarkıdaki gibi aslında hep biliyordum. birinin ya göründüğü gibi duygusuz ve sığ, bencil ve bütün güzelliğine rağmen çarpık olduğunu ya da sanki bir kabuğu varmış o aşıldığında bir şölen sofrası gibi eğlenceli ve kavramsal olarak duygunun derinliği kadar içten olabileceği arasında kaldığını düşünmek gibiydi. insan gözünün gördüğüne inanmalı. beni sevmiyordu bu önemli değildi ama bana insan gibi de davranmıyordu. bir alışverişin alıcısıydı o ve pek borçlar hukuku bilmezdi. bu ilişki tam iki tarafa borç yükler. yani satış gibi görünen bir bağışlama hali hukukta olduğu gibi insan ilişkilerinde de üzüntü ile biter. yani bu hikayenin sadece benim için üzüntü ile bitmesi beklediğim bir şeydi. ertelemiştim. geldi tekrar eşeledi ve sessizce kendi yaşantısına döndü. benden yeterince almadığını düşünüyordur veya hiç istemediğim şekilde bana minnet duyuyordur. kendi ölülerinin arkasından bir şey hissetmeyen bir apatik'in sizin için üzülmesi hem mümkün değil hem de anlamsız.

nevroz bunları yazdırdı bana. sanırım yine nevroz bir duvarla ya da bir plaza camı ile aynı duyarlılığı olan bu şeyle bir iletişim kurabileceğimi düşünmeme de sebep oldu. bilmiyorum. ben de günahsız değilimdir. buraya kadar şunu iddia etmediğimi söylemem gerek : işte öyle sevdim abi. yani seni en güzel ben sevdim allahsız karı gibi bir iddiam yok. ben de sıkıldım objektif olarak düşünen herkesin e sen sıkılacaksın diyebileceği gibi, benim de gözlerim başkalarının vücuduna, başkalarının ne kadar akıllı olduğuna kaydı ( o böyle bir şey yaptı mı bilemem gözleri kaymıştır da kalan yerleri için elimde cahilliğin mutluluğu var başkaca bir konforum yok o açıdan. olduysa da şaşırmam) yine de ben taşlanacağım zaman o bana taş atamaz ya da bana attığı taş beni göremeyeceği için değmez.

bu metin ona ulaşsın diye mi yazdım diye soruyorum kendime? zamanında resmen acıyıp da söyleyemediğim şeyleri bana karşı tek dürüst ve içten olduğu anda ( toplamda 34 aylık bir iletişim benim için) ben işime geldiği için senle iletişim kuruyorum lafına karşı sonradan nevrozun katalizörü olduğu öfkemden haberi olsun diye? biraz evet. bunu kabul etmek zorundayım. biraz da bunları yazdığım için kendimi üzgün hissedeceğim, lan ben niye bu kadar uğraşmışım bunu yazmakla diyeceğim anın majör depresyon epizodunda bir adım öteye gideceğim anlamına geleceğini düşünüyorum. o anı o günü işaretlemek için. ilk itki anlamsız. siz üzgünsünüz diye bir tepki gösteren kişiler bir iletişiminiz olan insanlardır. sizi üzdüklerinden birilerini haberdar etme çabası ise azalan yiten öz saygının göstergesidir ama karşınızdakini ne kadar ağır şeyler yazarsanız yazın bir şekilde yüceltmişsinizdir. işte öyle hedeflediğinin tersine ulaşan pathos ile yola çıkıp bathosa dönüşmeye yazgılı şeylerden bir metin bu. bir taraftan da olur da okuyan yabancı biri olursa işte benim şubat 2021 gibi bir kaç somutluktan dolayı hissettiklerim. ne ifade eder bilemem.

where friend rhymes with end

edit. bu arada olur da bir okur çıkar neden arkadaş kaldın diye sorar belki. kalmadım aslında affetmedim onu. unuttum sadece ne yaşadığımı. kendimi de iyi hissettim uzun süre merak bile etmedim ne haldedir ne yapar. elimden geleni yapmıştım çünkü ve kaçak güreşen oydu. ben derindim o sığ idi. ben üstündüm kendimce o ise alçak. zaman içinde bir cenazesi oldu. anneannesi öldü. çocukluğu ile ilgili anlattığı nadir şeylerin içinde anneannesi vardı ve onu severdi. mesaj atmak yerine arayıp başsağlığı diledim. sonradan herhalde bunun verdiği yakınlıktan doğru iş sormaya başladı. benim için sorun değildi. unutmuştum olanı biteni. sinirimi öfkemi, hayal kırıklığımı. sonradan kurduğu iletişim kimliksiz, duygusuz ve iş odaklıydı ( aslında hep öyleydi de ben ona yeter artık dediğimden altı ay sonrasındaki ruh halimle ancak görmüştüm). neden kovalamadım o an düşünür dururum. yani ben de kendime soruyorum bunu. ne beklemiştim? kesinlikle sonraki bana yanaşmasında çıkarcılığını sezmiştim. bir zahmet benden uzak dur demek istemedim. onun tek içtenliği kendisine ilişkin duygularıdır. başı sıkıştığında kendini kötü hisseder ve kötü olur. elime yapışmazdı benden istediği işler ( hiç öyle yorucu şeyler değildi, çoğu zaman da olmadı, ta zamanında ittirdiği master ödevleri dahil). bir de kendi geçmişime bir değer atfetmem gerektiğini düşündüm. yani bir ki satır mesaj yazacak bir iki dakika telefonda konuşacak zaten yalnız olduğum evde keyifli keyifli kendimle ilgili olmasa da bilimsel açıdan besleyici bir iş yapacaktım. bu ise bir insana kendisini iyi hissettirecekti. sonra bir trajedisi daha oldu. bilişsel yakınlıktan herhalde uzak duramadım bu olaya düzenli aradım sordum. ben arayıp sormasam anlatmıyordu o zaman da gerçi yine de uzak kalamadım. bir cenaze gördüğünde gidip tabutu sırtlayan insanlardanım herhalde ben de. oysa bu insanın benim cenazem olduğunda ( anneannem ölmüştü biz kağıt üzerinde sevgiliyken) bile beni merak etmeyen, benimle olan telefon konuşmalarının zamanını metrobüsten eve yürürken ki aralığında boş kalmamak için yapan, kendisinin fiziksel varlığını bana bir ödül gibi düşünen ama içten içe beni üstün bulan bununla da baş edemeyen, bana açıktan hakaret ettiği halde bundan içten bir şekilde pişman olmamış insan olduğunu unuttum. ondan beklentim oldu mu? olmadı zaten beklentisizlik gereklidir. sorun ben beklemediğim halde bana hissettirilmesi gerekenlerde değil mi? bunu unuttum. ona destek olduğumu düşündüm bir arkadaşlık göreceğimi. insan olarak özlendiğimi düşündüm. insan olarak önemsenmem gerektiğini ( bu ihtiyaç sanrısal nevrozla ilgili) düşündüğüm anda ise ben işime geliyor diye seninle konuştum lafını işittim.

bundan sonra ne onu unuturum ne affederim. ona tez falan yazamayacağımı ifade etmek için yazarken işin içine patetik ve zavallıca ( aynı bu yazı gibi) şeyler araya girdi. o aralıkta dilimin ucuna gelen bir şeyi söylemeye utandım. aslında buraya da yazdım ama çok yakışıksızdı. o yüzden son editle sildim.

devamını okuyayım »