ayhanores

  • 3549
  • 61
  • 13
  • 0
  • dün

honda civic

bütün gün makina parçaları ile uğraşıyorum. her türlüsü ile... piston yuvası önündeki segman kanalının derinliğini görüyorum yorgunluktan sızıp kaldığım yerde... evet, yüzeysel freudian bi yorumla vajinaya delalet bu. belki de değil, kulağım kaşınmıştır o an... olabilir. bilemem. yine de bana kalkıp "ebemin hidropnömatik bi prototipini çıkarmak istiyorum ayhanores sen de bi el at hele" dersen, sana elli ayrı ön tasarım verir, hangisinde hangi parça sorun çıkarabilir raporunu yazarım.

japonlar ilginç insanlar... konuya böyle girince uzaklara bakma hissi geliyor, dimi? gelmesin. gelsin ya da. ama bakma. cevap uzaklarda değil çünkü. bende. yanıbaşında. çünkü benim yanıbaşımda.

keman taksimini geçiyorum. bir yıldır tüm zamanım biri alman biri japon iki ayrı hayvan evladı makinayı ıslah etmeye çalışmakla, bozulmamalarını sağlamakla, bozulunca etrafa löheeaaaaw diye bağırarak durum kontrolümde mesajını vermeye çalışmakla geçiyor. günümüzde halen daha orman kanunları geçerli. en gürültülü bağıran söz sahibi oluyor. en çok onun el kol hareketlerine bakılıyor. boş konuşup konuşmadığı mühim değil, ormandaki akış ona bağlı. ormanın gazını almak gerekiyor...

uzun bi yazı yazmaya niyetlenmemiştim ama uzayıp boka saracak gibi görünüyor. durumu olmayan burada çıksın. kasabilir. mario kassar diye bi adam vardı; terminator 2'nin yapımcılarından... jenerik yazılarında çıkıyordu. oraya kadar ezberlemiştim koca filmi... makinaları ve mekanik ustası dayıları hegamonyam altına almaya çalışmadan önce tuhaf bi adamdım ben de. hala öyleyim gerçi ama konu o değil. ehlileştim. gün ortasında her canım istediğinde seçmece glam rock ezgilerini dinleyemeyeceğimi öğrendim. büyüdüm... kocaman adam oldum. löheeaaaaw diye bağırmak bazen hoşuma gitmiyor. bazen onun yerine you could be mine diye bağırmak istiyorum.

almanlar da ilginç insanlar. kafa yapıları mot-a-mot. her şeyi standardı neyse ona göre gruplandırmak ve sınıflandırmak istiyorlar. tasnif. ordnung. yaptıkları ne olursa olsun... tüm temel bilimleri bunlar sınıflandırmışlar. her regülasyon ve standardın temelinde bu adamlar var. senin de dediğini kaydetmeden, tasniflemeden ve tasdiklemeden adım atmıyorlar. ama dur jezabel, devamı var; asıl bomba burdan sonra geliyor. seni dinleyip düşünceni sınıflandırıyorlar ama sonra ne yapacaklarsa kafalarına göre yapıyorlar. bunu ben şu şekilde açıklıyorum; "kuralları başta ben koydum, o zaman esnetme payı da benim..."

bak, alman'ın yaptığına alman yapmış abi diyen adam bilgilidir. ama eksik bilgilidir. daha ötesinde ne yapabilirsin diyorsun, dimi? karşılaştırma yapabilirsin... ikinci tüyoyu veriyorum, dikkatli dinle; eksik bilgi felakettir. eksik bilgi zaafındır. eksik bilgi ile eksik karşılaştırma yaparsın. yanlış sonuç bulursun. farkında da olmazsın... elma ile hüseyin'i karşılaştırmayacaksın.

japon teknik kültürüne de alman teknik kültürüne de yaptıkları basit cihazlar; komplike makinalar, teknik dokümanlar ve hatta yedek parçalar sayesinde ve seviyesinde baya bi girmiş durumdayım. buna istinaden japon teknik kültürü için söyleyeceğim tek bir şey varsa o da şu olur. japonlar'ın yaptıkları "bozulmaz".

eline aldığın, içine bindiğin, cebine koyduğun çoğu şeyin mucidi japonlar değildir. ama uzun süredir bozulmadan kullanıyorsan bil ki mutlaka bir japon tarafından iyileştirilmiş ve sadeleştirilmiştir.

japon mekanik kültürü denen şey, alman kendine müslümancılığının yanında gerçek bir "kültür"dür. bilir japon üretici o yaptığı şeyi daha ucuza maletmeyi. bilir ondan daha fazla verim ve kar elde etmeyi. bilir pembe kusurlarını kabul edilebilir göstermeyi. bunu yapmıyorlarsa tek bir şey içindir; bozulmaması için.

japon malı, öngörülmüş ömrü dışında seni asla yarı yolda bırakmaz (slogan bi yerden tanıdık geldi mi?)

nedenini bilmiyorum bu dürtülerinin... belki ar meselesi yapıyorlar bir şey üretirken... belki hakikaten "dünyanın bir ucundaki benim yaptığım makina birilerini yüz üstü bırakır da o birileri anama bacıma küfrederse yerin dibine girerim lan" diyerek çalışıyorlar... belki bambaşka bir amaçları var. kesin bi bilgi veremem.

kompresör piston gömleğinden debi kontrol valfine, biyel mekanizması piminden aşırı yük ventiline, darbeli matkaptan binek otomobile bu adamların makinalarında, makina parçalarında alıp elime hayran hayran izlediğim tek bir şey var; çok basitler lan. olm nasıl anlatayım, yaptıkları her şey temel bilgi üzerine... en karmaşık şeyin bile tane tane bir yapısı var. complication for dummies... mala tane tane anlatır gibi imal ediyorlar her şeyi... kaizen denen kavramı hayatlarına yedirmiş adamlar. yapmışlar, basitleştirmişler, üstüne bir de kronik hatalarından arındırmışlar neye bulaşmışlarsa... her şeyi bunu temel alarak yapmışlar lan...

her şeyi...

emin ol sen bu arabayı alırken ne düşüneceğini biliyor bu adamlar. atmosferik motor mu kalmış wöeeaamınakoiiim diyeceğini de, muadilleri bunun artık yarısı kadar yakıyor ohehaheha diyeceğini de, beslemesiz motor mu olur ahdjsja diyeceğini de, dizel yapamıyorlar sndjajd diyeceğini de, hala takoz japon tasarımsızlığı ahehdhaj diyeceğini de biliyorlar... senin o arabaya otuz sene sonra da bindiğinde yolda başına neler gelebileceğini düşünüyorlar. ölmesin, tank yapayım diye degil de, kimse durup dururken arkamdan küfür etmesin diye... on sene sonra da otuz sene sonra da ilk günkü gibi kullanılsın, acayip acayip sorunlar çıkmasın diye...

alman için nedir bu senaryo? bak bu çok hassas bi konu. alman malının açığını bulman için konuyu en az onun kadar iyi bilmen gerekir. ki üzerine yorum yapma ve hatta yel değirmenlerine karşı don kişot olma cesaretin olsun... köşeye zor sıkışırlar, çok zor açıklarını bulursun ama gerçekten konuya hakimsen karşında kıvranmalarını bile izleyebilirsin. asla yanlış anlaşılmasın. bu iş ahlakları yok değil. tam tersi, imalat disiplinlerini yermek haddime değil. ama sistem açıkları uzman bir göz için her zaman vardır ve bunu yedirmeyi çok iyi başarmışlardır.

iyi arabalar yaparlar. lafım yok. ama arabanın gerçekten iyisi yıllar sonra ben buradayım der.

gider her cebi hafif para görmüş türk evladı gibi vw grubundan seni üst segment hissettiren bi alet alırsın. üç sene 100000 km sonra ateşleme bobini diye, yüksek basınç tutucu diye, püskürtme supapı diye ağlamaya başlarsın...

bunları bilip şunu cevaplaman lazım senin; ben bu arabayı hangi amaçla alıyorum... iki sene sonra elden çıkarayım ama değerini korusun, piyasası iyi ahejajd demek için mi, yirmi sene sonra bile kontağı çevirdiğimde beni ana avrat küfrettirmesin demek için mi...

devamını okuyayım »