b612

  • 2298
  • 0
  • 0
  • 0
  • 2 ay önce

hoşlanılan kızın ortamdan erken ayrılması

ben de buna benzer bir şeyler karalamak istiyordum, sağolsun, diazepam yeterince açıklamış.

benim de o halde şöyle bir katkım olsun: böyle bir durumla karşılaşan erkeğin içine düştüğü melankolinin en güzel tasvirini umberto eco'nun il nome della rosa'da okumuşumdur. hikayenin kahramanı genç rahip adso'nun hayatı, bir manastırdan ötekine göçmekle geçmesinden ötürü, adeta bir sausage fest'ten ibarettir. çevresi hep erkektir, hep birbirinden çirkin ve birbirinden yaşlı rahipler tarafından çevrelenmiştir. bir gün, saygıdeğer bir rahip olan william'ın çömezi olarak, bir cinayet olayını çözmek amacıyla italya'nın soğuk ve dağlık kuzey bölgesinde bulunan, kütüphanesiyle ünlü, son derece renksiz bir manastıra gider.

(lan, bırak şimdi hikayeyi, sadede dön - ama çok güzel kitap ya, daldım bir an)

her neyse... işte adso günlerini bu manastırda geçirmeye başlar ve eco bunu inanılmaz derecede gerçekçi bir dille betimler. kuzey italya'nın buz gibi soğuk kış havasında ve loş karanlığında rahipler her gün sabahın köründe uyanır, 1 saat dua ederler, sonra topluca tek bir söz söylemeden kahvaltılarını yaparlar, sonra yine dua ve meditasyona geçerler, sonra manastırın soğuk odalarında kitap kopyalama işine koyulurlar, sonra topluca koroya geçer, ayinlerini okurlar, sonra herhalde yine duaya falan geçer, akşam saat 6-7 gibi de uyumak üzere tekrar kendi hücrelerine çekilirler (sıralamayı karıştırmış olabilirim). ve bütün bu renksiz, bir gram eğlence barındırmayan faaliyetleri asık suratlı, meymenetsiz arkadaşlarının sıkı ve daimi gözetimi altında gerçekleştirirler. yani kahramanımız genç (hatta ergen!) adso kendisini böyle bir ortamda bulur.

aslında böyle ortamlara alışkındır tabi, ama bir gece karşısına bu alışkanlığını feci bir şekilde sarsacak biri çıkar: aşağıdaki köyde yaşayan fukara ailesi için manastırdan gizlice yiyecek bir şeyler yürütmek için mutfağa sığınmış, üstü başı kir içinde olmasına rağmen dillere destan güzelliğiyle adso'nun başını döndüren esmer bir kız ("il nome della rosa"'daki rosa). lafı uzatmayalım, bunlar oracıkta sevişmeye başlarlar, iş bittikten sonra kız köyünün yolunu tutar, adso ise celibacy yeminini bozmuş olmanın getirdiği suçluluk duygusuyla rahip william ile paylaştığı hücresine geri döner. kendisine çok kızar, nasıl böyle bir şeye kalkıştığına anlam veremez, kızı unutmaya karar verir. hatta bir süre sonra rahip william karşısında günah çıkartır ve bununla birlikte konunun kapandığını düşünür. ama unutamaz adso, gönül acıları içinde kıvranmaya başlar, manastırın loş karanlığını, soğuk havasını, rahiplerin asık suratlılığını, meymenetsizliklerini, dualar, ayinler, meditasyonlardan oluşan insanı depresyona sokacak günlük rutinini, kısacası bir sausage fest'ten ibaret olan hayatını içten içe lanetler. unutamaz adını bile bilmediği gülünü:

"...gözlerimin önünde (ruhumun gözleri, ama sanki tensel gözlerimin önünde beliriyormuş gibi) kızın savaş için donanmış bir ordu gibi güzel ve korkunç imgesini açık seçik görmekten kaçınamıyordum. (...) manastırın çevresinde dolaşırken bazan yüreğimin ansızın çarpmasını bedenimin devinimine yorabilmek için birden koşmaya başlayarak, ya da durup köylülerin çalışmasını beğeniyle seyrederek, dikkatimi onları seyretmeye verdiğim düşüncesiyle kendimi kandırarak, korkuyu ya da acıyı unutmak için şarap içen biri gibi soğuk havayı derin derin ciğerlerime çekerek, o zaman kendimden bile sakladığım düşüncelerimi şimdi açık seçik sözcüklerle söylemeliyim.
boşuna. kızı düşünüyordum. etim, onunla birleşmenin bana verdiği yoğun, günahkar ve geçici tadı unutmuştu; ama ruhum yüzünü unutmamıştı; bu anımın sapık bir anı olduğunu duyamıyordu bir türlü, tersine, o yüzde dünyanın tüm sevinçleri ışıldıyormuş gibi çarpıyordu. (...) hala günahın tuzağına yakalanmış, suçlu suçlu, onun her an belirmesini istiyordum; bir kulübenin köşesinden, bir ambarın karanlığından beni baştan çıkarmış olan o varlık ortaya çıkar mı diye işçilerin çalışmasını neredeyse bir casus gibi gözetlediğimi yazmaya çalışabilirdim."

... ve sayre. tamamı için kitabın "dördüncü gün" bölümünün "sabah" ("terza") başlığına göz atabilirsiniz. hayır, "atabilirsiniz" değil. okuyun. bu kitabı bulun ve okuyun. okuma-yazmayı bilip de bu kitabı okumadan bu dünyadan göçen kişi, insanlık suçu işlemiş sayılır.

işte "hoşlanılan kızın ortamdan erken ayrılması" böyle bir şeydir hanımlar (evet, bu noktada hedef kitlemi biraz daraltıyorum). bir erkek en sevdiği dostlarıyla, en sevdiği mekanda beraber olabilir, önüne en sevdiği yemekler koyulur, en sevdiği şarkılar çalınır - ama eğer hoşlanılan kız ortamdan erken ayrılmışsa; en sevdiği dostları, eco'nun mükemmel bir şekilde tasvir ettiği meymenetsiz, asık suratlı rahiplere dönüşür; kendini de, tensel olmasa da ruhsal olarak karanlık, soğuk bir manastırın içinde bulur. demem o ki, siz siz olun, hiçbir ortamdam erken ayrılmayın. ayrılacak olsanız da, beni yanınızda götürün.

devamını okuyayım »
10.12.2012 16:46