ballad of lemons

  • 329
  • 0
  • 0
  • 0
  • 3 yıl önce

oblomov

okunması halinde insana rehavet çökerten sayfalardan ibaret olan bireysel anlamda bir "tembellik" romanı değil, değişim evresine giren bir sosyal düzenin aynasıdır.

bir birey olarak oblomov'un kendisi değil, oblomov'un rüyası bölümünde kimine göre fazla uzatılmış ve sıkıcı olabilecek, fakat aslında yerinde detaylarla mükemmel bir şekilde tasvir edilen rus derebeyleri, soylularının yaşayışıdır durağanlığa, tembelliğe esir düşmüş olan. oblomovka'da çiftlik sahibinden dadıya, bahçıvandan arabacıya kadar herkes aynı dinginlik içerisindedir. birbirinin aynı günlere tanık olan, günlük rutinler haricinde bir mektup yazmanın bile günlerce düşünülecek bir fazladan gayret konusu olduğu bir yaşam düzeninin parçası olanların hikayesidir karşımızdaki; kimsenin ne hayatında ne de düzende bir değişiklik yapmaya niyetinin olduğu, hayatın hiçbir şey yapmayarak kazanıldığı tam bir hayal dünyası.

tam da böyle bir dünyanın içinden, her daim hareketin, gerçek anlamda "çalışma" kavramının var olduğu bir dünyanın tam ortasına düşen oblomov'un bu durum karşısında "bir şey yapmamayı" seçmesinin altında, bencilce bir tembellik değil, aile boyu alışılmış bir yaşam tarzı, farklılıklarla yüz yüze gelme korkusu yatmaktadır. sadece kendisini düşünen, hiçbir şeye, hiç kimseye bir fayda sağlayamayacak bir adam olmaktan çok, içinde bulunduğu değişen düzene uyum sağlamada herkesten fazla sıkıntı çeken biridir oblomov. halbuki olga ile olan ilişkisinde yaptıkları ya da ştolts'a karşı tavrında da görüleceği üzere değişmeyi denemiyor değildir. fakat hayatının her evresinde ardından gelen oblomovka etkisi, bu girişimlerini sonuca götürmenin önüne geçmektedir çaresizce.

romanda da "var olmak ya da olmamak" sorusuna gönderme yapıldığı gibi, oblomov "eyleme geçememe" yönüyle çok kolaylıkla hamlet ile karşılaştırılabilir. gerçi böyle bir karşılaştırma yapmak, oblomov'un belirttiğim yönlerinden dolayı kanaatimce çok da doğru olmaz. hamlet'in eylemlerini ertelemesi de bir o kadar tartışmaya açık elbet, fakat olası sebepleri asla oblomov kadar somut ya da aşikar değildir. hamlet'in tutarsızlıklarının aksine oblomov'un eyleme geçmedeki başarısızlığı, değişmeye yüz tutan toplum düzeni karşısında nesillerdir aynı yapıdaki kökeni sebebiyle ısrarla dinginliğini sürdürmeye çalışarak, yalnızca olduğu yerde kalma amacındandır. çünkü doğası budur, böyle yetişmiş, -kendisi bunu ne kadar istemiştir meçhul ama- böyle bir düzeni sürdürmek için ince ince işlenmiştir kaçınılmaz şekilde.

bu duruşunun hem kişisel hem de sosyal anlamda ne derece mantıklı olduğu belirsiz, ancak gonçarov'un 600 küsür sayfa boyunca oblomov'u ve geldiği düzeni anlatışı öyle detaylı ama açık ki, bu durağanlığın ortaya konulan sebeplerini idrak etmemek, salt bir tembellikten ayırt etmemek mümkün değil. okurken "pes artık ilya!" da diyorsunuz, özellikle son bölümlerde kolundan tutup onu olduğu yerden götüresiniz de geliyor; bu halinin en büyük kaynağı olan oblomovka'nın düzenine şaşmadan zaten edemiyorsunuz, ama yine de yer yer çok başarılı biçimde mizah da katılmış anlatımıyla bu roman sıkıcı ve tembelleştirici olmaktan çok ama çok uzak. özenle yaratılmış bir karakter üzerinden rusya'nın değişen yüzünü bu derece başarıyla anlatması, oblomov'a "klasik" unvanını diğer birçok rus edebiyatı klasiğinden daha çok hak ettiriyor. tek kelimeyle muazzam.

devamını okuyayım »