belatrix

  • 80
  • 0
  • 0
  • 0
  • 6 ay önce

iş hayatı

delirmelik stresimiz küçük yaşlarda girdiğimiz absürd lise ve üniversite sınavları ile başladı. sonra üniversiteye girdik, kimimiz çift anadal yaptı, kimimiz yüksek lisans, stajdı oydu buydu senelerce cv kastık. okullar bitti iş aramaya başladık, çoğumuzun ilk tecrübeleri korkunç oldu. sonra, şans yüzümüze gülmeye başladı, çok daha iyi işlere girdik. "corporate" insanlar olduk. her sabah aynı saatte kalkıp işe gidiyoruz, her gün aynı işi yapmasak da rutin aynı. ofislerimizin içinde mevsimlerin geçtiğini bile farketmiyoruz. havanın sıcak veya soğuk olduğunu servis beklerken ya da arabalarımıza yürürken hissediyoruz sadece. garip entrikalar, yönetici kaprisleri, deadlinelar, bütçeler vb vb arasında büyük adamcılık oynuyoruz. ama eve gittiğimizde kendimize sadece 1-2 saat ayırabiliyoruz. ne kadar para kazanırsak kazanalım, şu 9-6 sisteminde hayat yok. kimse kendini kandırmasın lütfen. günler, aylar, yıllar geçiyor, biz bilgisayarlarımız ve telefonlarımızla yapışık bir şekilde kendimizi mutlu hissetmeye zorluyoruz. mükemmel bir distopya var ortada. mevsimlerin geçtiğini görmüyoruz. doğayı hissedemiyoruz. çok acıklı bence.
sonuç olarak bugün itibariyle düşünmeye başladım. şu an hayalim küçük bir işletme sahibi olup dükkanımın önünde sabah çayımı içerken şakırdatarak gazete okumak, esnafla lak lak etmek ve kapımın önünü süpürmek. istediğim saatte dükkanımı kapatıp eve gitmek. ama tabi güzel umutların yeşermediği bir ülkede yaşadığımız için emekliliğime kadar (2048) bilgisayar ve telefon başında süslü cümlelerle dünyayı kurtarmaya devam edeceğim.
bu arada devlet memurlarında üstüne alınsın lütfen, zira onların da durumu çok acıklı. her gün boşa kürek çekerek ömür tüketmek fena.

devamını okuyayım »