belgarath

  • çetrefilli (380)
  • 717
  • 0
  • 0
  • 0
  • 11 ay önce

galatasaray

galatasaray benim hayatımdır. belki çok klişe bir laf oldu ama bu gerçektir. nasıl gerçek olduğunu da şimdi az çok kendi çapımda sizlere açıklamaya çalışacağım.

ilk olarak şunu belirtmeliyim ki bendeki galatasaray sevgisi ya da galatasaraylı olma durumu bilinçli bir seçme değil, klasik babadan oğula geçmiş bir galatasaray sevgisi ya da galatasaraylı olma durumudur. pişman mıyım derseniz cevabım asla olacaktır, zaten bence normal olan da budur, tıpkı ileride benim de çocuğuma uygulayacağım gibi...

şimdi hayatımdan kesitlerle galatasaray ı ve benim yaşantımdaki yerini anlatmaya çalışacağım. hayatı boyu günlük tutmamış biri olsam da hafızamın kuvvetli olmasından mı ne çoğu şeyi ve özellikle galatasaray konusundaki şeyleri çok net hatırlarım ve genelde eğitim hayatımdaki zamanla ilişkilendiririm galatasaray ı ve yaşadıklarımı...

mesela ilkokula başlamadan önce bendeki galatasaray ın yerine gelirsek... elbette ki yaşımın ufak olmasından olsa gerek öle çok net
hatırladığım şeyler yok ama en kayda değer hatırladığım şey almanya da oynanan monaco maçında skor 1-1 e sanırsam da fofana veya weah tarafından denk getirildiğinde beynimin henüz eleminasyon sistemini kavrayamamasından kaybettiğimizi zannedip ağlamam ama sonra tüm ev halkı ile ilçe sokağa dökülünce kazananın biz olduğunu farketmem... 14 senelik hasretin son bulduğu o şampiyonluğun geldiği günü ise ne yazık ki hatırlayamıyorum ama o günden sonra evde sürekli arif susam patentli şampiyonluk kasedimiz formatıyla piyasaya sürülen kasedi ablamla odamızda sürekli dinleyişimizi ve dışarı çıktığımda eczanemizin yanında duran babamın arkadaşlarına sürekli "1-simoviç 2-ismail 3-semih 4-cüneyt 5-erhan 7-uğur 8-prekazi 9-mirsad 10-tanju" diye kadroyu pek bir iştahlı sayışımı çok net hatırlarım... 6 ve 11 numaralı boşlukları da sanırsam yeri geliyodu metin yıldız, yeri geliyodu muhammet altintaş ya da rambo yusuf ile büyük savaş dolduruyordu. babamın o meşhur 3-0 dan 4-3 kaybedilen fenerbahçe maçının devre arası tüm kahveye kutlama vesilesiyle 2 tepsi baklava getirmesi ama sevincinin kursağında kalması, fener in 103 gollü şampiyonluğuna şahit olmak, romanya da steaua bukres e karşı 4-0 kaybedilen maçta tanju nun sayılmayan nizami golüne çaresizce uzun süre isyan ediş, evde “bombarassi bombarassi bom bom bom sarı kırmızı şampiyon” tezahuratları ve tabi ki o "seni sevmeyen ölsün" tezahuratıyla coşmalar…

neyse sonra ilkokula başladım. sene 1989 du ve ligi domine etme sırası bu sefer beşiktaş taydı. hatta ilkokuldaki en yakın 2 arkadaşımdan biri galatasaray ı bırakıp beşiktaş saffına çoktan katılmıştı bile. ilkokul 4 e kadar devam eden bir beşiktaş hegomenyasına söz konusuydu yani…

ilkokul 1 de başımızda sigi held varken oldukça başarısızdık. bir pazar günü annem ütü yaparken babamın eve gelişi ve fenerbahçe ye karşı 5-1 kaybettiğimizi söyleyişi akılda kalanlardan birisi…

ilkokul 2 de ise mustafa denizli ile bir geçmişe dönüş söz konusuydu. beşiktaş la 1-1 kaldıktan sonra fenerbahçe yi inönü de oynanan bir gece maçında maçın hemen başında arap ismail i tokatlayıp kırmızı kartla takımımızı eksik bırakan rambo yusuf a rağmen tanju nun 2 golüyle 2-1 yenişimiz ve devreyi lider kapamamız… hiç unutmuyorum devre arası sona ermişti ve ligin ikinci yarısının başlama zamanı gelmişti. sanırım bayram münasebetinden olsa gerek ailemle birlikte dedem ve babaannemleri ziyarete muğla ya gitmiştik. ikinci yarı başlıyordu ve hala muğla daydık. bir pazar günü radyo başında devre arası flaş transferimiz olan roman kosecki li galatasarayımızın bolu deplasmanındaki maçını dinliyorduk, deplasmanda radyodan verilen bilgilerden hatırladığım kadarıyla kar ve buzdan dolayı ağır bir zeminde oynanan maçta alınan 1-0 yenilgi ben dahil galatasaraylı tüm sulaleyi üzmüştü. ve kazanamama serisi yanılmıyorsam bi 4 hafta daha devam etmişti ve beşiktaş la aramzdaki puan farkı tamamen kapanmıştı. yıldız transfer roman kosecki kalitesini belli etse de takım içindeki dengeleri bozduğu aşikardı ve golle bir türlü tanışamıyordu. sami yen de 10. haftalar civarı oynanan ve farklı kazanılan adanaspor ya da adana demirspor maçında galatasaray formasıyla attığı ilk gol sonrası çimleri öpmesi benim için sınıf ve mahalle maçlarında tanju dan kosecki ye geçiş için ilk kıvılcımı çakıyordu. ve gazeteler sayesinde "dananın kuyruğu kopacak" ifadesini öğrendiğim yani kazanan ekibin hemen hemen şampiyon olacağının belirleneceği sami yen deki galatasaray-beşiktaş maçına gelinmişti. %51 lerin hocası kalbimizin ne yazık ki o zamanlar prensi olan mustafa denizli ye güvenimiz tamdı. maçtan önce televizyonda kayahan belirmişti ne alakaysa, malum o zamanlar popülerdi, “bir yemin ettim ki dönemem den tut la fa la sol e, sarı şekerim den odalarda ışıksızım a” muğla yolculuklarının vazgeçilmezi olan kayahan. neyse maça gelicek olursak 2-0 üstünlükten kibar feyyaz ın golüne engel olamayıp 3-2 lik alınan yenilgi ve şampiyonluğun resmen mustafa denizli önderliğinde en yakın rakibe ikram edilişi… biraz ailevi meselelere girmiş olucam ama hayatımda babamın maç sonu üzüntü ve alkol karışımının etkisinden olsa gerek yere yıkıldığını gördüğüm tek maç bu maç olmuştur, benimde sanırım hayatımda en üzüldüğüm ikinci maçtır bu beşiktaş a kaybedilen 3-2 lik maç… tamam lig bitti, 3 aylık yaz tatilinde çabuk unuturuz bunu derken şok bir gelişme daha olmuş ve çocukluk idolüm olmakla birlikte o zamana kadar bire bir tanıştığım kucağında sarmaş dolaş resimlerimin olduğu en sevdiğim futbolcu tanju çolak bizi terk etmişti, üstelik de ezeli rakibimiz fenerbahçe ye gitmişti, üzüntümü anlatamam, bir türlü konduramamıştım tanju ya fener formasını ama olan olmuştu. misilleme olarak alınan hasan vezir bile pek umurumuzda değildi, ama elbette ki takımımıza küsmedik, roman kosecki ye bağlandık canı gönülden.

ilkokul 3 e geçmiştim. 91-92 sezonu başlamadan cüneyt tanman ın jübilesinde trabzonspor a karşı alınan 1-0 lık yenilgide gördüğü kırmızı kart belki de bazı şeylerin habercisiydi kosecki ile ilgili, ta ki ligin ikinci yarısında kadıköy de erteleme sebebiyle bir çarşamba günü oynanan fenerbahçe maçında gördüğü kırmızı kart sonrası formayı yere fırlatmasıyla noktayı koyana kadar… erdal keser in skor 3-0 iken 3-2 ye taşıdığı 2 gole umutlansak da skor 5-2 ye taşınınca biz de en az hayrettin kadar delirmiş ve sanki onunla beraber maç içinde rıdvan ı boğazlamıştık. o sene oynanan efsanevi werder bremen maçını ve rotariu nun son dakikada kaçırdığı golü de unutmamak gerek, o gündüz oynanan ve 0-0 biten werder bremen maçını sınıfta fenerbahçeli olan ilkokul öğretmenimin evinden getirdiğimiz televizyonda izlemiştik ama ne yazık ki sonuca sevinememiştik...

gelelim ilkokul 4 e… kendi şahsi fikrim yaşı 20 civarlarında olan tüm galatasaraylılar için dönüm noktasıdır o sezon, yani kalli nin yarattığı devrim sonucu diriliş... falco götz - stumph temelli sağlam defans, okan-hakan lı gençlik aşısı ve “pres” olayının oyunun her alanında uygulanması... babamla o sene istanbula 200 km uzaklıkta oturmamıza rağmen hususi sırasıyla aydınspor - fenerbahçe - ankaragücü - karşıyaka - konya maçlarına gittiğimizi hatırlarım. "hep destek tam destek" durumu yani. lige ankara da 3-0 lık gençlerbirliği galibiyeti ile başlamıştık. sonrasında sami yen de altay a karşı 2-1 lik alınan sürpriz yenilgi herkesi şoke etmişti. ama trabzonspor a karşı 9 kişi ile alınan 1-1 lik beraberlik, üstelik trabzon un golünün son saniyede yenmesi sanırsam hayatım boyu özellikle konu galatasaray olunca “kaybederken kazanmak” kelimesinin bire bir karşılığıdır benim için. okan buruk un o 1-1 biten meşhur trabzonspor maçında hakan şükür e attırdığı gol öncesi hamdi ye attığı çalımı hayatım boyunca unutmam, keza trabzon un son dakika golünde elvir boliç in saçma sapan hatasını da... tsyd ile başlayan kalli damgası hem ligde, hem türkiye kupasında hem de avrupa da her alanda kendini belli etmişti. ligde altay a karşı 2 maçta da alınan 2 yenilgi, fenerbahçe ye sami yen de alınan 1-0 lık yenilgi ve trabzon a karşı deplasmanda alınan 1-0 yenilgi sanırsam ligde o seneki tüm yenilgilerimizdi ama bunun dışında beşiktaş ın 48 maçlık yenilmeme serisine son veriş, kadıköy de fenerbahçe ye karşı alınan 4-1 lik galibiyet, türkiye kupasının eze eze kazanılışı, tsyd deki fenerbahçe maçıyla başlayan 10 kişi kalsa da oyunu bırakmayan dinamik yapısı, genç oyuncuların varlığı ve hırsı… ilk yarının son maçı olan ankaragücü maçı öncesi muhammet altintaş in talihsiz trafik kazası ve okan buruk un kupadaki trabzon maçında ayağının kırılışı, ağlarken ki görüntüsü ve bizi de içten içe ağlatışı… trabzon we kupada beşiktaş a karşı 9 kişiyle aslan gibi mücadeleler, fenerbahçe ye karşı sezon içinde oynanan 3 maçta da 10 kişi kalınış ve o 3 maçın 2 sini kazanış...

5 sene sonra kazanılan bu şampiyonluğun hemen ardından kalli sağlık problemleri nedeniyle görevi hollman a devretmişti ve hollman la sezon sonu kazanılacak şampiyonluktan bile değerli olan manchester united zaferi elde edilmişti. yine mutluyduk.
ilkokul bitmişti ve anadolu lisesi ne başlamıştım. bu kez de yola bir başka alman saftig le devam ediliyordu. joker arif 60. dakikalardan sonra oyuna girip skoru değiştirmiş, saffet sancaklı ligin hemen başında 5-6 hafta üst üst her maç golünü atmış, ileri ki senelerde rahatsızlanıp futboldan kopacak olan sedat balkanlı sürpriz kafa gollerini arada sırada sıralamış ve galatasaray zirveden uzaklaşmamıştı ama yine de bizlere pek güven vermemekteydi. nitekim daha önceleri yazmış olduğum samsun antep antalya yazımda belirttiğim gibi korkulan olmuş ve lige havlu atılmıştı.

ertesi sene graeme souness la yola çıkılmış, "marsh venison saunders" üçlemesi ile hakan şükür ün torino ya gidişi dengelenmeye çalışılsa da mike marsh ve venison geri gönderilmiş, hakan da yuvasına geri dönmüştü. fenerbahçe ye karşı kazanılan o meşhur bayrak hadisesinin gerçekleştiği kupa zaferinin dışında o sene fenerbahçe nin en yakın rakibi trabzonspor a karşı o malum basının “cimbom yatacak” nidalarına aldırış etmeden aslan gibi mücadele edilmesi ve ikinci yarının ortalarında nizami golümüzün sayılmamasına rağmen 0-0 lık beraberlikle fenerbahçe yi trabzonspor a 2 puan daha yaklaştırış, fenerbahçe ye karşı arapası atkinson un 3-1 lik maçının rövanşında alınan 2-0 galibiyet hatta galibiyetten çok arif erdem in maç içinde jes högh e attığı hayatının çalımları ve dean saunders ın 117. dakikada attığı füzesinin güzelliği…

ve 96 senesinde fatih terim le başlayan imparatorluk devri… 1996-2000 senesine dair yazılması gereken her şey bu zamana kadar yazılmış olduğundan pek bir şey söyleme gereği duymuyorum ama şunu belirtmeliyim ki babamla kalli zamanında yakaladığımız o heyecanı terim ile tekrar bulduğumuza eminim. ne sami yen deki 4-0 lık fener yenilgisi ne de aradaki tökezlemeler inancımızı ve desteğimizi azalttı. ilk kez o sezon cine 5 üyesi olmamıza rağmen ısrarla hususi maçlara gidip takımımızı destekledik ve çok şükür ki karşılığını fazlasıyla aldık.

yazım fazlasıyla uzun olduğundan burada noktalamaya karar verdim. lafı çok fazla uzatmış olabilirim ama konu "galatasaray" olunca geçmişe ya da geleceğe böle dalıp gidiyorum işte, kusruma bakmayın... zaten son senelerde yaşananlar çok yazılıp çizildi, ee bide sağolsun mekteb i sultani lerin özhan abi sini bu "galatasaray" başlığı altında anıp gereksiz yere sinirlenmek istemiyorum.
sonuç olarak şunu çok net söyleyebilirim ki: - galatasaraylı olmaktan gurur duyuyorum. ayrıca 1992-1993 sezonunda kazanılan türkiye kupası sonrası o zamanlar takımımızın kaptanı olan tugay kerimoğlu nun mikrofonlar kendisine uzatılıp takım kaptanı olarak uzun bir konuşma yapması beklendiğinde söylediği gibi: - galatasaraylı olmak bir ayrıcalıktır.

edit : paragraf.

devamını okuyayım »
15.01.2007 17:02