benim bir ismim var

  • 331
  • 3
  • 1
  • 0
  • dün

american gods

dizinin kitaba sadık ilerleyerek en iyi yaptığı nokta senaryo, karakterlerin birebirliğinden çok diyalogların aynı kullanılması. çünkü gaiman iyi diyaloglar yazıyor. misal ilk bölümde mad sweeney'in shadow'la kavga ederken yorumu:

"“hey, sweeney,” said shadow, breathless, “why are we fighting?”
“for the joy of it,” said sweeney, sober now, or at least, no longer visibly drunk. “for the sheer unholy fucken delight of it. can’t you feel the joy in your own veins, rising like the sap in the springtime?”"

do not piss of those bitches at the airports gibi hikayeler dizinin/kitabın asıl itici gücü. american gods aksiyon yüklü, felsefe dolu bir kitaptan çok amerika, inançları ve inanç hakkında bir betimleme. ve road story tabii ki. son bölümde de, diziyi ittiğini düşündüğüm diyaloglar yine kitaptandı:

arabadaki muhabet:

"“the best thing about the states we’re heading for,” said wednesday, “minnesota, wisconsin, all around there, is they have the kind of women ı liked when ı was younger. pale-skinned and blue-eyed, hair so fair it’s almost white, wine-colored lips, and round, full breasts with the veins running through them like a good cheese.”
“only when you were younger?” asked shadow. “looked like you were doing pretty good last night.”
“yes.” wednesday smiled. “would you like to know the secret of my success?”
“you pay them?”
“nothing so crude. no, the secret is charm. pure and simple.”
“charm, huh? well, like they say, you either got it or you ain’t.”
“charms can be learned,” said wednesday."

“so,” said czernobog. “ı get to knock out your brains. and you will go on your knees willingly. ıs good.”

"shadow had heard too many people telling each other not to repress their feelings, to let their emotions out, let the pain go. shadow thought there was a lot to be said for bottling up emotions. ıf you did it long enough and deep enough, he suspected, pretty soon you wouldn’t feel anything at all."

yukarıda da yazılmış. dizide shadow'u karakteri farklı. bir insanın gölgesinden çok kendi bir insan. o yüzden 'wouldn't feel anything at all' kısmını koymamışlar diziye sanırım.

ikinci bölümle de dizinin temposu hakkında bir fikre sahip olduk. dizi oldukça yavaş ilerleyecek ki. böyle olmasına sevindim. en azından ben sıkılmadan seyredeceğim. aksiyon, entrika isteyen için ne olacak? kötü olacak. bunun için izleyenler için game of thrones var. elli bin tane dizi var. ben iyi bir adaptasyonu tercih ediyorum. izleyen herkes fark ediyordur zaten. dizinin şahsına münhasır bir havası var.

bu gidişle ilk sezonun sonunda ancak house on the rock'ı görürüz. yani wednesday'in ikinci bölümde olacağını anlattığı buluşma. bu görüşme house on the rock'ta oluyor. ve işin güzel yanı amerikadaki, kitabın anlatıldığı yerde çekilmiş olması.

ikinci bölümün eksileri: açılış sahnesinde anansi'nin performansını çok iyi bulmadım. üzerindeki giysilerin de 1600'lerle alakası yoktu. ses miksini ve soundtracklerini hala sevmedim. demek ki sevmeyeceğim de. starz ile uyuşmuyoruz. ama her tanrının/folkün amerikaya ilk nasıl geldiğini görmemiz güzel oluyor.

bunun dışında belkıs'ın biseksüel olduğunu göstermedi bu bölüm bize. iki cinsiyete karşı cinsel duygular beslediğini değil tapınmayı sevdiğini anladık. cinsiyetten bağımsız olarak. kendisine olan tapınma ihtiyacını sonraki sahnede kendi heykeline bakarken ve takılarını kendi, seksi düşündüğü, vücut ölçülerine göre tekrar düzenlerken görüyoruz. ama evet, sürekli sevişme sahnesi görmenin bir anlamı yok. ama bu bölümdeki sahnesi, alın elimizde ilginç bir seks kozu var. bunu size yine oynuyoruz değildi. ki bunu da görebiliriz. çünkü sex sells. like it or not.

devamını okuyayım »
08.05.2017 13:53