beyazfil

  • mangal yürekli rişar (517)
  • 500
  • 0
  • 0
  • 0
  • 4 yıl önce

babam ve oğlum

2005.. istanbul en soğuk kışlarından birini yaşıyordu. kilyos, bembeyazdı. fırtına ciğerlerimi titretiyordu. istanbul, daha geldiğim gün, soğuk tokadını vurmaya başlamıştı yüzüme.

odaya girdim. 3 delikanlı gömmeli batak oynuyordu. aslında bilmiyordum ne oynadıklarını. batak dediler. 4. lazımmış. işte ilk o zaman başlamıştı sabahlara kadar çevirdiğimiz bataklar. adımı sordular.

-cem abi ben.

adım cem değildi. ama ağzımdan cem çıkmıştı. neden? cebimdeki topu topu 300 lirayı nasıl böleceğimi düşündüğüm zamanlardı o zaman. istanbul, hayallerdeki şehir, kimsesizliğimle kucaklıyordu beni. sanki adımımı yeni bir hayata atıyordum. zincirlerimden kurtulmuş, dilim sökülmüştü. birden cem oluvermiştim.

batak geceleri bitmiyordu, yeterince kaynaşmış, artık birbirimizin bulaşığını bile yıkıyorduk. 51 günlük devamsızlık hakkımızı okulun 52. gününde tamamlamıştık. ilker sert oynardı. masadan ses gelirdi. onur ise havaya bırakırdı kağıdı. kağıdın süzülüşüydü o anları masumlaştıran. ilkerin sert vuruşlarıydı bizi kendimize getiren. hesaplayan adamlardık. neye nereye harcıyacağımızı da bilirdik. birbirimizin cüzdanlarından ihtiyacımız olan parayı alır, sonra yerine koyardık. kışın soğunda balkona çıkıp 8 kişi, sekiz koca adam, tek sigarayı birer fırt çekip döndğrdüğümüz zamanlardı. çok paramız yoktu, ama o sert kışta sahile inip ateş yakacak deliliğimiz hiç eksik olmadı.

o gün, fatih de oradaydı. fatih. bizim odanın müdavimlerinden değildi, ama bizimle kalırdı. kimse hiçbir zaman sorgulamadı. şarapçı fatih. 8 kişilik odada 9.cuydu. biz geceleri, o gündüzleri uyurdu. birimiz kalktığında, o yatacak yerini bulmuş olurdu. dememiş miydim, ne bulursak içtiğimiz zamanlardı. ve fatih, mutlaka bir şey bulurdu. yurdun güzel kızlarını da odaya davet ederdi. felsefeyi severdi fatih, ondan felsefe bölümündeydi zaten. hayatımda gördüğüm en özgür adamlardan biriydi.

anlıyorduk birbirimizi. konuşmadan. hayatlar ortaya dökülmüş, kim kimdir belliydi. o gün, film izleyecektik. ama bana söylenmedi bu.

-aga bence sen izleme.

onur böyle çıkıştı bana. neden len dedim. valla izleme abi bence sen dedi. yok olm olur mu izleyecem dedim. 1+1 odamızın sağdakinde yere serilmiştik. gazeteler açılmış, sigaralar stoklanmış, rakı bardaklara paylaştırılmış bir dizi kuşlar gibi çevrelenmiştik. babam ve oğlum izleyecektik.

sonrasında anladım onurun bana neden çıkştığını. o gün, 4-5 koca adam, ağlamamak için çırpınmış, ancak ben kıvılcımı çoktan ateşlemiştim. sabaha kadar ağladık o gün. konuşmadık da. bakıştık öyle. sonra. balkonda uzun süren sigara seanslarımız oldu. biri bitmeden, bir diğeri.

gitmek, evet gitmek üzerineydi bu bilm benim için. gitmiştim ondan. elimde sadece bir bavul. gitmiştim babamdan. ve o, sesini bile çıkarmamış, oturduğu kanepeden bile kalkmamıştı. dedemin müstakil evinden çıkarken vurduğum demir kapının sesi, tüm eskiyi, yeterince kırıştırmıştı. artık, düzelmeyecekti o sayfalar.

işte o yüzden, belki de cem olmuştu adım. babamla, hiçbir zaman bir anımız olmadı. daha önce söylemiştim, babam için ben "değişik bi çocuktum", onun kelimeleriyle. o, dur demeyişiyle, yeni bir ben yaratmıştı. tek erkek çocuk olarak soyismimi değiştirdiğimde, yıllar sonra bir telefonla çıktı karşıma babam.

neden diye soruyordu.

devamını okuyayım »