bir nick bulamadim ki

  • mülayim ama sempatik (536)
  • 892
  • 9
  • 0
  • 0
  • geçen hafta

kız babası olmak

burada kerem bürsin denen bi' hıyar varmış!

kızım, birgün çalışma odama geldi ve kendisini sevip sevmediğimi sordu. (kemalettin tuğcu okuyordu o günlerde.) ona onu (ondan onları onlardan) çok sevdiğimi, ama bunun yeterli olmadığını, -allah kahretsin- her şeyle benim ilgilenmek zorunda olduğumu, şimdi izin verirse arkadaşlarla meyhanede buluşacağımı, sonra da kahve kapanmamışsa bir güzel okeye oturacağımı söyledim.

"peki baba" dedi, boynunu bükerek. "yeterli olması için ne yapmam gerekiyor?"

"şarap" dedim, hiç düşünmeden. "biraz uyku biraz şarap"

"yeterince uyuyorsun bence", dedi, "şarap konusuna gelince... o işi hallederiz, merak etme. ama önce biraz büyümem gerekiyor." (baba, baba! sen niye böyle bir çocuk oldun?)

babam beni çok dövdü çocukken kızım, (şarap bazen yalan söyletir) annem de iyi bir anne sayılmazdı: işi gücü terlikle kovalamaktı beni. bu iş için harcadığı enerjiyi kahvaltı dışında başka bir şeye harcasa sulu yemek yemek için para ödeyen insanlara uzaydan gelmişler gibi bakmazdım belki. belki birgün o lokantalardan birine girmeye cesaret eder ve "az kuru" derdim garsona. ama daha iyi bir çocuk olmazdım herhalde. kuru fasulye yiyen her çocuk iyi bir adam olsa... (biraz daha şarap)

beyaz peynir iyidir çocuk, neyse odur beyaz peynir.

böylece bir anlaşma yaptık kızımla. (anlaşmalar iyidir.) o bana şarap parası kazanacak yaşa gelinceye kadar ona bakacağıma, koruyup gözeteceğime, kumbarasından mümkün olduğunca az para aşıracağıma ve elimden geldiğince onu seveceğime söz verdim. (soğuk bir kış sabahı çocuk esirgeme kurumuna yaptığım sürpriz ziyaretin onunla hiçbir ilgisi olmadığını, tamamen hayırsever duygularla hareket ettiğimi özellikle belirttim.)

ama o da bana bir söz vermeliydi: para kazanacak yaşa geldiğinde " evlilik, kariyer" vs. gibi saçmalıklarla vaktini yitirmeyecek, her akşam babasına bir şişe şarap getirecekti. sebze kasasını ve gazete kağıdını elbette ben ayarlayacaktım, bu işleri de ona bırakacak kadar düşüncesiz değildim tabii. ama şarap önemliydi. ben getirdiği şarabı yavaş yavaş yudumlarken o bana işlerinden ve dostlarından söz edecek, izlediği son filmi, okuduğu son romanı hala o dünyaların içindeymiş gibi hülyalı bakışlarla anlatacak, coşkuyla, yeni bir şey keşfetmenin sarhoşluğuyla (şarap kadar güzeldir) konuşacak; bu arada çaktırmadan evi temizleyecek, havaların ne kadar soğuk ya da sıcak olduğu üzerine bir şeyler geveleyecek ve tüm bu süre boyunca sürekli saatine bakacaktı. birlikte çocukluğundan beri yaptığımız gibi tanju okan dinleyecektik sonra. ben ağlayacaktım, o içinden başka bir şarkı mırıldanacaktı. sonra beni şefkatle... (tamam, öyle olsun, acımayla) öpüp hayatına dönecekti.

"şarap parasına odaklan tamam mı?" dedim, yalnız kalma korkusuyla. (sonra o korkudan bir yudum daha aldım.)

"peki baba" dedi, "elimden geleni yapacağım. sen iyi bir babasın." (biz ne yaparsak yapalım çocuklar aptal olur.)

kızım on beş yaşında ama einstein umurunda bile değil, kerem bürsin denen adama aşık bugünlerde. birgün gelecek elle tutulur bir hıyara tutulacak ve muhtemelen gidecek. gitsin zaten, yaşasın, mutlu olsun... (gitmesin! tepemde kırk karış suratla sürekli bana bakan tolstoy'la ve sürekli kuru fasulye yapan karımla yalnız kalmak istemiyorum. her akşam bir şişe şarap getirsin kızım bana ve birlikte tanju okan dinleyelim istiyorum.)

bakmayın öyle... tanju okan iyidir.

devamını okuyayım »
16.11.2014 00:41