bir nick bulamadim ki

  • mülayim ama sempatik (540)
  • 866
  • 13
  • 3
  • 0
  • evvelsi gün

yabancı

"amour" filmini izledim bugün. (sokak lambasindan gelen ses'e selam olsun.)

kadın, "hayat güzel" dedi ya fotoğraf albümüne bakarken, "çok uzun!" dedi ya böyle uzak uzak! işte orada koptum ben.

babam iki hafta önce kalp krizi geçirdi, annem bir hafta önce beyin kanaması teşhisiyle hastaneye yatırıldı. bense bu gece ya bu metni tamamlayacağım ya da kızım için harika bir hikayenin konusu olacağım.

muhabbet kuşum şu anda karşımdaki sandalyenin tepesinde duruyor ve insana özgü tuhaf sesler çıkarıyor, gözlerimin içine bakıp "fıstık fıstık" diyor bana. ona verecek insanca bir tepkim yok, kuşlara özgü tuhaf sesler çıkarıyorum onunla iletişim kurmak için ama beni anlamıyor. (öyle yalnızım ki!)

hayat yine de güzel. (üstelik çok uzun.) bir fotoğraf albümünü doldurabildiğin sürece sorun yok.

çorum devlet hastanesine saatler süren uğraş sonunda ulaşabildiğimde benden nefret eden ağabeyim boynuma sarıldı ve ağlamaya başladı. ne yapacağımı bilemedim, "babam hayatta mı?" diye sorabildim sadece. "evet" dedi, "ama durumu kritik. güvenlik görevlisiyle konuşursan seni içeri alabilir." (babamı son kez görebilmem ağabeyim için gerçek bir teselliydi, sonra babam ölsün ya da ölmesin hayat kaldığı yerden devam edebilirdi.)

güvenlik görevlisinin yanına gittim ve ona babamın kalp krizi geçirdiğini, onu görmek için çok uzaklardan geldiğimi filan söyledim. (izlediğim filmler bunun işe yaradığını fısıldıyorlardı kulağıma.) telefonu kaldırıp birileriyle konuştu ve ahizeyi kulağıma tuttu. kiminle konuştuğumu bilmiyordum, karşımdaki de bilmiyordu. ona dedim ki: "babam kalp krizi geçirmiş ve ben çok uzaklardan geldim, mümkünse kendisini görebilir miyim?"

"tabii ki göremezsiniz" dedi bana, "babanız yoğun bakımda ve hayati tehlikesi devam ediyor. lütfen anlayışlı olun."

ben anlayışlı olmaya hazırdım zaten -başka ne yapabilirdim ki!

ama abim aynı fikirde değildi, az önce coşkuyla sarıldığı kardeşine tiksintiyle baktı ve "sen istersen köye git" dedi, "burada yapabileceğin bir şey yok."

köye gittim.

annem ağlıyordu, ablam ağlıyordu, ortanca abim ağlamıyordu (ah! ortanca abim, ölü doğmuş kardeşim!) beni büyük bir göz yaşı seliyle karşıladılar. annem çay demledi, köydeki komşuların ilgisizliğinden şikayet etti, babamın inatçılığından, kalp krizi geçirmesine rağmen namaz kılmaya çalışmasından filan söz etti.

ne diyeceğimi bilemedim. ben bir yabancıydım ve babamın ölme ihtimali bile bu gerçeği değiştirmiyordu.

ertesi gün hastaneye gittim, ablam babamı görmeye hakkım olduğunu öne sürdü ve ziyaretçi kotasını benim doldurmam gerektiğini söyledi hastane görevlilerine.

odaya girdim, babam uyuyordu, neden bilmem yüzünden önce ayaklarına baktım, ayak parmaklarına... bacaklarındaki kılları uzun uzun inceledim, göğsü telaşla çoğalıp azalıyordu ve tam yüzüne bakacaktım ki abim aradı. "babam nasıl?" diye sordu. insana özgü tuhaf sesler çıkardım o anda ama ne dediğimi hatırlamıyorum. babam uyanmıyordu bir türlü ve ben "uyanmaması" için dua ediyordum. ona söyleyebileceğim bir şey yoktu çünkü.

sonra bir görevli gelip çıkmam gerektiğini söyledi artık, minnetle oradan uzaklaşırken babam uyandı ve "oğlum" dedi, "ne zaman geldin?"

"buradaydım baba" dedim çıkarken "ama şimdi gitmem gerekiyor, yine geleceğim."

her neyse, babamı hastaneden çıkarıp ankara'ya getirdik, evlerine yerleştirdik ve bir hafta sonra annemin beyin kanaması geçirdiği haberini aldım.

ankara hastanesi'ne gittiğimde yıllardır görmediğim büyük abimle karşılaştım. elinde bir paket tutuyordu ve beni görünce çok şaşırdı. (her ikimizi de aynı kadının dünyaya getirdiğini unutacak kadar uzun bir süredir görüşmüyorduk.)

bir hemşire geldi ve tıpkı filmlerde olduğu gibi, "sadece bir kişi" dedi. "daha fazlası değil"

abime yalvaran gözlerle baktım ama beni anlamadı ve içeri gönderdi.

annemin her yerine kablolar takmışlardı, tıpkı babam gibi uyuyordu. ayak parmaklarına bakmaya başlamıştım ki "hoş geldin oğlum" dedi bana, "korkma, iyiyim ben."

"korkmuyorum" dedim "ama senin de beyin kanaması geçirmeye hakkın yok" demedim. öyle baktım ona, ne diyeceğimi bilemedim. elimdeki paketi uzattım, açtı ve döner ekmeği yemeğe başladı. (yoğun bakım ünitesine döner-ekmek alınmamalı) bir süre yedikten sonra kafasını kaldırdı ve "çok canım çekiyordu, ne iyi akıl etmişsin." dedi.

daha önce çok yalan söyledim, en gereksiz konularda bile. ama o anda yapamadım ve "bunu abim gönderdi" dedim, "kendisi dışarıda bekliyor."

o anda unuttu beni annem, hatta -öyle sanıyorum ki- kızdı bana abimin yerine geçip kendisini ziyaret ettiğim için.

toparlamaya çalıştım durumu tabii, "şimdi gidip abimi çağıracağım" filan deyip sıvıştım oradan, ama ne abimi aradım ne de başka birini. koşmaya başladım.

hala koşuyorum.

devamını okuyayım »
07.05.2013 03:03