blacksoul

  • 1101
  • 0
  • 0
  • 0
  • 4 ay önce

düşün ki o bunu okuyor

lora’nın kenti yorgun, lora’nın kenti ağır, lora’nın kenti yalnız..

boğuk hırıltılar, anlaşılmaz sözler dökülüyor şişmiş dudaklarının kilitli dağlarından. dünyayı anlamaya çalışmıştı elbette o da. onu yorumlamaya, dahası değiştirmeye. oysa, her şey çok tekil, karmaşık ve çok paylaşılmazdı. yorgundu, güçsüzdü ve pek tabi ki inançsız..

okudukça, düşündükçe, durulmamıştı. tersine artmıştı şaşkınlığı. şimdi mutsuzluğuna sığınak arıyordu. yıkımlarını onaracak, yaralarını saracak bir sığınak. ama ne şanslı ki daha ışıklarını söndürmemişti; umudu tanıyordu, neşeliydi, hatta heyecanlı... oysa daha sonraları yüreğindeki kuşkular çizgilerine de yansımaya başlayacaktı. kırık, tutuk, kararsız çizgiler..

durdu bir an; "şimdi farkına vardığım aslında hep eski yalnızlıklarım" dedi. o güne dek –o kapalı eskinin– yüzlerce kez resmini çizmişti. ve yakmıştı bir bir..

üstelik eskiden duvarlar da, duvar gibiydi. kuşatıyorlardı onu. sonradan öğrendi, elleri uzun uzun üzerlerinde gezinirken, öğrendikçe onlar duvar olmaktan çıktılar, onun olmaktan çıktılar. ki onlar aslında hiç yokmuşlar..

ve sordu, 'şimdi aklına nereden geldi eski?'

yoktu.

aklımda sadece sen vardın..

lora’nın kenti yorgun..lora’nın kenti ağır..

ama artık yalnız değil..

devamını okuyayım »