brezza

  • 90
  • 0
  • 0
  • 0
  • 11 yıl önce

my blueberry nights

günlerdir ruth brown, otis redding ve norah jones dinleme sebebim. baştan belirtmekte fayda var, bir sürü önyargıyla gitmiş olmama rağmen çok sevdim ben bu filmi. bütün oyuncuların fazlasıyla ünlü/popüler olması kafadan klişe hollywood filmi izlenimi verse ve insanların sırf oyuncuları görmek için akın akın sinemaya gitmesi tehlikesini doğursa da film başladıktan sonra hiçbirinin önemi kalmıyor, abartılan öpüşme sahnesinde bile tüyler diken diken olabiliyor. genel olarak ilk yarısı, özellikle 'try a little tenderness' eşliğinde rachel weisz'ın varlığıyla şenlenen bar sahneleri o kadar başarılıydı ki hiç ara verilmese ne kadar güzel olur diye düşünürken, yine rachel weisz'ın zirvede olduğu sahnede salonun aydınlanması baya sinir bozucuydu. ikinci yarı, natalie portman'a rağmen biraz durağan ve hikayenin genelinden kopuk gibiydi. bunların dışında, nasıl başrol verildiğini çözemediğim norah jones ilginç bir şekilde hiç sırıtmamıştı bu kadar oyuncu arasında. tabi bunda filmin tek bir başrolden ziyade yan rollere ve onların hikayelerine dayanmasının da etkisi olmuştur. her daim aksiyon isteyen, olmadı ağdalı aşk sahneleri alalım diyen ve filme de sadece oyuncuların hatrına gidenlerin hüsranla dönmeleri son derece anlaşılabilir ki gittiğim sinemada da vardı bu amaçla gelen gençler. müzik girdiği anda sesini alçaltmaya gerek bile duymadan konuşmaya başlayan ve yalnızca jude law çıktığında perdeye bakmak suretiyle filmi izlediğini sanan, sessiz sakin sahnelerde oflayıp poflayan ve sizde de konsantrasyon bırakmayan insanlar yüzünden biraz mundar olabilir film, o nedenle özellikle kadın popülasyonu yoğun olabilecek salonlardan kaçılmalı, nasıl olucak o bilemiyorum. her şeye rağmen özellikle müzik seçimleri, 'rachel weisz'ı ve sakinliğiyle muhteşem bir film olmuş. son olarak, soundtrack'in nadide parçası, filmin açılış/kapanış şarkısı, norah jones'tan 'the story' eşliğinde wong kar wai'ın önünde saygıyla eğilmeyi bir borç bilirim.

devamını okuyayım »