brondby

  • mangal yürekli rişar (520)
  • 530
  • 0
  • 0
  • 0
  • 2 ay önce

sosyalleşmek

insan içine merakla dalıp, fütursuzca hareket etme eğilimidir. sadece paylaşmak, aykırı davranmak, yaşamak, sorumluluk paylaştırıcı eylemlerde bulunmak, kendi seviyemizi ölçebilmek, kendimize en yakın kişileri bulabilmek için gerekli olan şeylerden öte, insanlar ile iletişimde bulunmak insanın içgüdüsel olarak var olan duygularını da yaşamasına olanak sağlar. burada dikkat etmemiz gereken şey, akraba düğününe katılıp takı sırası beklemek değil, fiziksel hormonların gerçek anlamda salgılandığı anları yaşayabilecek ortamları ve kişileri yakalayabilmektir.

esasında doğamıza uygun şekilde rahatça hareket edebilmek için bir kalabalığa ihtiyacımız olduğu hakikati var. çünkü insanların bir araya gelince eğlenebilme sebebi, herkesin aptal gibi davrandığı yerde, kişinin kendisini aptal olmadığına ikna etmesidir. ( aptallıktan kastımız içgüdüsel, mantlıklı ve mantıksız tüm davranışlardır )
bu yüzden daha rahat ve içinden geldiği gibi hareket eder, bu da bir rahatlama sağlar.
tek başına iken aklı selim davranma eğilimi ise; kişinin kendisini terbiye etmesi, toplumun ona bir görev vermesi ve kendisini olgulukla dizginlemeye çalışması, kendisine öğretilen temel yargılar ve aptal gibi davranma kısmına kendisini ikna edememesinden kaynaklıdır. ne de olsa tek başına konuşan adama deli diyoruz! tek başına hoplayıp zıplayanı da tımarhaneye kapatıyoruz.
kimse birlikte bağırıp çığlık atan bir gurup serseriye kafayı yemişler demez, en fazla serseri ya da '' çocuklar eğleniyor '' der
ama bunu tek başınıza yapma imkanını yakalamanız için, kesinlikle deli damgası yemeyi de göze almanız gerekir. gerçek anlamda stres atmak için deli damgası yemeye hazır olmadığımıza göre, en fazla bir kaç kişi ile serserilik etme fikri bu kadar kötü gelmemelidir.
bu yüzden 3-5 arkadaş bir araya geldiğinde rahatlıkla aptal gibi davranmayı, fütursuzca eğlenmeyi, yeni şeyler denemeyi, hatta toplumsal kuralları alt üst etme girişimi bize çok abest gelmez. tek başınıza marketten bir gofret çalmak, hiç kimseye anlatılamayacak bir hırsızlık, 3 arkadaş bir araya gelip gofret çalmak ise, başka ortamlarda anlatılabilecek bir eğlence veya anı olma sebebi budur.
yani sosyalleşmek; bir nevi suç ortağınız olduğu sürece, yaptığınız her davranışa kendinizi de ikna edebilme olayıdır. çünkü doğamızda içgüdüsel olarak açığa çıkan davranışları bireysel olarak dizginler, kalabalıkta ise açığa çıkarmak için bir şansımız olur. bu da eksik kalan yanlarımızı tamamlamamızı sağlar.
çünkü mantıklı ve terbiye ile hareket etmek insanın sonradan öğrendiği, aptallık ve hoyratlık ise doğuştan gelen bir özelliktir. insanın karşı koyamadığı şey, doğuştan var olan duyguları yaşama çabasıdır. bu bile tek başına insanın sosyalleşme ihtiyacının önemini gösterir. ( tabi sosyal olağan paylaşımları hepimiz bildiğimiz için, onları bu tanımlamanın içine sokmuyorum)

yukarıdakilere ek olarak, sosyalleşmek hem ruhu hem de bedeni aynı oranda doyurabilmektir.
sosyalleşme ihtiyacı, bazen kendinizi dans ederken, bazen kalabalık bir masanın etrafında, bazen kafa ütüleyen bir ton yaşlı ve kıskanç akrabaların arasında bulmanıza sebep olabilir.
sosyalleşmek pat diye dışarı çıkıldığında gerçekleştirilebilecek bir eylem değildir. ruhen motive olmak ve o anı yaşamak gerekir. yoksa 15 kişinin oturduğu bir masada halen kendinizi yalnız hissediyorsanız, sosyalleşmenin ön hazırlık süreci olan adaptasyon ve kendi içinizdeki çelişkileri henüz çözememiş siniz demektir. sıkıldığınız veya bulunmak istemediğiniz ortamlar, yukarıda da saydığımız ve kendinizi rahat hissedemediğiniz için, potansiyelinizi de yaşayamayacağınızı düşündüğünüz ortamlardır. daha anlaşılır bir dille söylemek gerekirse, ''aptal'' gibi davranamayacağımız her ortam bizi gerer, sıkar ve yalnızlığa iter. aradığımız şey huzur ve rahatlıkla hareket edebilme olanaklarıdır. sosyalleşmenin temel koşulu rahatlıktır. bundan dolayı, yanında her türlü konforu sağlayabileceğimiz ve istediğimiz gibi davranabileceğimiz arkadaşlarımızla zaman geçirmeyi tercih ederiz.
''beraber delirdiğin bir insanı sakın kaybetme '' demiş halil cibran

insanın tek başına zaman geçirmesi farklı, ihtiyaçlarını paylaşması farklı bir durumdur. sosyalleşmenin buradaki esas karşılığı, ihtiyaçların karşılanmasıdır. kaliteli yalnızlık şeklinde türemiş bazı yapay felsefeler, negatif bahaneleri görkemli göstermek dışında insan yapısına çok uygun değildir. ( yalnızken mutlu olmaya çalışmak farklı bir durumdur, karıştırmayalım )
çok fazla yalnız kalmak, sizi fazla düşünme sorunu ile birlikte, bir çok şeyi kafada yaşama ve çözme eğilimine sokar. bu eğilim, fiziksel olarak yaşanmamış ve '' güya'' kafada çözülmüş ya da kenara itilmiş yığınların tatmin yaratmamasına sebep olur. tüm bunlar negatif eğilimli davranışlardır. sosyalleşmeden ve yalnızlıkla beyne yüklenen tüm senaryolar, sizi evde tek başınıza kendi kendinize konuşurken bulmanıza sebep olur. bu da aptalca değil mi?
çünkü bir çok duygunun soyut olarak değil, somut olarak desteklenmesi gerekir. yoksa bedenin ortak olmadığı tüm duygular, ruhunuza ağır gelecektir. neticede kimse yemek yemeyi hayal ederek karnını doyuramaz. yalnız başınıza sorunları kafada çözmek veya hayatı içinizde yaşamak bundan farklı değildir.
örneğin; bir kafeye gidip bir kahve söyleyerek derginizi okuduğunuzu defalarca hayal edebilirsiniz ama gerçekte gidip o kahveyi içmek ve o ortamı koklamak bedensel ve zihinsel bir tatmin sağlar. bir sonraki adımda hayalini kuracağınız şeyin daha sağlam temeller üzerine oturmasını sağlar. ne çok önemli bir şeymiş gibi abartarak hayal edersiniz, ne de çok önemsiz bir şeymiş gibi kenara itmenize gerek kalmaz.
tüm fiziksel aktivite gerektiren durumlarda aynı kural geçerlidir.
spor yaptığınızı hayal edip, aynı oranda kalori yakabiliyorsanız söylediklerimi unutun. yatağınızdan çıkmasanız da olur ama hayatınızın aşkı ile yatakta değil, spor salonunda karşılaşma ihtimalinizin daha güçlü olduğunu bilin...

en baştan da söylediğimiz gibi, sosyalleşmek insanın potansiyelini en uygun şekilde yaşamak için kendisine bir ortam yaratma çabasıdır. bu potansiyel de içgüdüsel bir tatmin sağlar. tüm hayvanların her hareketine bir mantık yükleriz. hiç bir hayvanın saçma sapan ve kötü niyetle hareket ettiğini gördüğünüz oldu mu? genelde hayır.
çünkü, '' doğasında var'' der geçeriz.
evde hayvan besleyenlere; '' onun doğası dört duvar arası değil'' der dururuz.
peki ya bizim doğamız? bizim doğamızda gerçekten yalnız olmak, yalnız kalmak diye bir kavram olabilir mi? bizim dört duvar arasında evcilleşmiş olma ihtimalimiz olduğunu mu düşünüyorsunuz? bu kadar anti depresanların tek sebebi sevgili ile olan kavgamız mı? yoksa uyum sağlayamadığımız o doğamız olmayan ama yaşamak zorunda olduğumuz alanlar mı?
yoksa bir ''hayvan'' olduğumuzu unutuyor muyuz!
bizim doğamızda ne olabilir mesela?
genel olarak bakmamız gerekirse; mesela evlilik insanın doğasında olan bir şey midir? ilk insanın mağarasında kadıköy evlendirme dairesinin kaşesini bulmuş olamazlar değil mi!
bu kendimiz için en iyi olan sosyalleşme alanlarını yaratmakta zorlanırken, toplamsal uygunluk içeren kuralları oluşturmaya çalıştığımızı gösterir. peki toplum olarak farkında olduğumuz ama bireysel olarak zorlandığımız bu sosyalleşmenin önündeki engeller nelerdir?
bireysel olarak yaşanılan tüm negatif senaryolardaki içinden çıkılmaz durum dışarıdan dünyanın başa yıkılması olarak gözükse de, esas olan bu durumu anlamamaktır. baş edilemeyen durum dünyanın başa yıkılması değil, neden yıkıldığını, neden böyle bir durumun içinde kaldığımıza bir anlam verememektir.
o yüzden '' haydi toparlan, dışarıda kocaman bir hayat seni bekliyor'' gibi söylemler, o an kişi için bir anlam ifade etmez. ''ya benim dünyam dışarıda değilse'' diye düşünürüz.
kişinin öncelikle yıkılan şeyleri onarabilecek neden-sonuç ilişkisini kendisinin kurması gerekir. kalabalık bir ortama ayak basar basmaz tüm benliği ile adapte olması bu yüzden zordur. ruhen hazır olmadığı durumlara bedenen de uymaması, çözüme kavuşturulamamış bir çok soru işaretini gösterir.
bu tarz durumlarda öncelikle sorgulanan şey genelde hayat olur. her şey yolunda gitse sanki hiç sorun çıkmayacak gibi kendimizi motive ederek yaşarız. bu da yaptığımız en büyük yanılgıdır. yaşadığımız hayal kırıklıkları da bu noktada patlak vermeye başlar. attığımız adımlar tüm sorunların çözümünü gerçekleştirmek üzerinedir ama hayat gerçekte önümüze gelen tüm sorunları çözerek ilerlediğimiz bir olgu değildir. çünkü sorunlar veya sorun olduğunu düşündüğümüz tüm kavramların pozitif veya negatif olması sorun değil, sorun onları anlayamamaktan kaynaklıdır. her şeyin bir birini tamamlayan bir süreç olduğunu bilmek, kabullenmek, uyum göstermek, şans vermek, beklemek, izlemek, olduğu halini anlamaya çalışmak, değiştirmeye çalışmamak, olduğu gibi kabul etmek gerekir. yani özet ile her şeyin yolunda gittiği bir hayat yoktur. zira hayat olumlu ya da olumsuz sürprizler ile doludur. aslında bu bilinmezlikte bizi motive eden şeydir. gizem ve merak sorun çözme yetimizi devreye sokar, sürprizlerin olduğu bir hayattan pozitif sonuçlar çıkarabilmekte, haz almamızı sağlar.
tüm bu döngünün içine kendimizi hapsetmek, yalnızlığa giriş için uygun şartlar oluşturur.
peki yalnız kaldığımızda yaşayacağımız hayat için nasıl bir planınız var?
milyonlarca watsup mesajı
milyonlarca like
milyonlarca fav
milyonlarca izlenmiş aynı senaryolar, aynı diziler, aynı filmler
milyonlarca kere oturulmuş koltuğun aynı kenarı,
yatağımıza bile yattığımızda aynı köşe de uyumaya çalışırız. diğer köşe bize soğuk ve huzursuz gelir,
hayatımız bir kumanda, bir telefon, bir yatak ve bir yalnızlık içinde kaybolur gider. sanal hayatlarda kendimize bir kahraman bulur, onların sosyal hayatlarına ortak oluruz, tabi o da sanal olur. insanlardan uzaklaşırız, çünkü hepsi kötüdür ve güvenilmez. tercih ettiğimiz bu yola uygun bahaneler bulmak pek zor olmaz, çünkü zihin zaten negatif senaryolar üzerine çalışmakta ustadır.
tüm bunlar aslında birer alışkanlıktır. yalnız kalmaya alışmak, yaptığımız rutinlere alışmak ve onlarsız bir hayat düşünememekten öte değildir. insan alışkanlıklarına bağlı ve sadık bir canlıdır. bundan dolayı hemen hemen tüm sorunların çıkış noktası da budur. sizden farklı davranmanız istense, kişisel alanınıza müdahale gibi görebilirsiniz. aksini iddia ediyorsanız, hadi bu akşam evin başka bir yerinde uyumayı deneyin? farklı bir yerde oturup televizyon izlemeyi, farklı bir şeyler yapmayı deneyin. ne kaybedersiniz!
kendinizi farklı bir yerden görmeyi, farklı bir noktadan hayatınıza bakıp düşünmeyi deneyebilirsiniz. çünkü bir şeyleri değiştirmek, bakış açınızı da değiştirecektir.
insanlar ortamlarını ilk değiştirdiğinde, eski alanlarına geri dönmek ister. bunu eski alanları daha iyi olduğu için yapmaz, alışkanlıklarından dolayı yapar, orada kendisini daha huzurlu hisseder. kötü de olsa bildiği ortam ona huzur verir. bundan dolayı yeniliklere de, sosyalleşmeye de önyargı ile yaklaşır.

tüm bunların sonucunda, sosyalleşmek insanın doğasında var olan ve ihtiyaç duyduğu bir durumdur. bundan kaçınmaya çalışmak, kendini bulmaktan ziyade, potansiyelini ve duygularını terbiye etmekten öteye gitmeyen bir hayat kurmaktan öteye de gitmez. önünüzdeki engel insanlar ise, insanlara fazla anlam yüklemeyin, kimsenin size hayatı daha da kolaylaştırmak gibi bir misyonu yok, siz de hayatı kendinize daha da zorlaştırmak için uğraşmayın. insanlar bazen sadece zaman geçirmek için vardır. gülüp eğlenmeyi, zaman geçirmeyi, idare edebilmeyi, paylaşabilmeyi başarmak lazım. gerçek bir hayatta kendi kahramanınız olmayı deneyin, sanal hayatlar ve sanal kahramanlıklar ile o kontenjanı başkaları ile doldurmayın.
insan doğası, yalnızlaşmayı ve fazladan sanal kültür ve medeniyet şokunu kaldıracak düzeyde değildir. yaşaması, tecrübe etmesi gerekir, sosyalleşme bunu sağlar.
kendinizi en iyi, yaşarken fark eder, ifade eder ve geliştirebilirsiniz.
kendinizi rahat bırakın yeter...

devamını okuyayım »