bupblue

  • 1735
  • 6
  • 1
  • 0
  • 5 gün önce

şehit piyade er özcan altuner

sinoplu, küçükçekmece'nin ilk şehidi, çocukluk arkadaşım.

vatani görevini erzincan subay orduevi'nde müzisyen olarak yaparken; 15 ocak 1995 tarihinde, istanbul'a görevli olarak giderken bindiği şehirlerarası yolcu otobüsünün, çankırı-çerkeş ilçesi, ismetpaşa mevkii'nde kaza yapması sonucu berat gecesinde şehit olan melek kalpli asker.

o gece sadece 1 kişi öldü.

işin ilgin tarafı; özcan'ın, o gece öleceğini komutanına söylemesi ve cebinde taşıdığı "ben ölünce" isimli şiirinde de ölünce kendisini unutmamaları için istekte bulunması.

yedek subay olan komutanı; özcan isimli bir öykü kitabında, onunla yaşadıkları 1 seneyi ve birlikte çıktıkları o son otobüs yolculuğunu kaleme almış ve ailesine bayram hediyesi olarak sunmuş.

özcan gibi, komutanı da müzikle ilgileniyormuş ve barış manço hayranıymış. zaten öyle tanışmışlar askerde.

kitabın arka kapak sayfasında şunlar yazıyor.

====================================================

"insan, ilginç ya da yararlı ne anlatabilir? başımıza gelmiş olan şeyler, ya herkesin başına gelmiş ya da yalnızca bizim başımıza gelmiştir; ilk durumda bayatlamıştır, ikinci durumda da bizden başkası anlayamaz onları. ben hissettiklerimi yazıyorsam, hissetmenin ateşini azaltmak için başka çare olmadığından." (fernando pessoa)

“bazı öyküler vardır bittiğinde şöyle dersiniz: ‘keşke bu öyküyü ben yazmış olsaydım.’ yazar mustafa sedefoğlu'nun ‘özcan’ isimli gerçek öyküsünü okuduğumda ‘keşke bu öyküyü ben yazmış olsaydım’ dedim. hüzünlü bir hikâye. sürükleyici, açık ve akıcı bir üslupla yazılmış. türk edebiyatına kazandırılmış harika bir 'ilk eser'.” (bekir yıldız)

=================================
“komutanım, barış manço’yu sever misiniz?”

yerden sigara izmaritlerini toplarken, diğer askerlerin arasından hafifçe başını doğrultup bana bakarak sordu bu soruyu. acemi birliğinde toz toprak içinde kaldığı için solduğu anlaşılan yeşil bir kamuflaj içindeki zayıf bedeni ile yere çömelmiş; yanaklarının terden mi, yoksa kendiliğinden mi pembe olduğunu o an bilemediğim, güleç yüzlü bir çocuk bana doğru bakıyordu…

onun da kaderinin çizilmeye başladığı gün olduğunu sonradan anladığım bu tanışma anına, benim o şarkıyı istemsizce mırıldanmamın mı, yoksa acemi birliğinden usta birliğine geldiği ilk gün olmasına rağmen cesaretini toplayıp o soruyu bana sorabilmesinin mi sebep olduğunu bilemiyorum. gerçi bilsem de fark etmezdi ki! sonuçta, sebebi hangisi olursa olsun biz o an tanışacaktık ve bu tanışma bizi 15 ocak 1995 tarihine, pazar’ı pazartesi’ne bağlayan o soğuk zemheri berat gecesi’ne götürecekti.

“adın ne senin asker?”

hafif kekeme bir şekilde cevap verdi ve hikâyemiz işte o an başladı,

“özcan, komutanım!”

foto 1

şiiri: ben ölünce

mezarı küçükçekmece sefaköy'de

devamını okuyayım »