cehrezugurdu

  • 108
  • 0
  • 0
  • 0
  • 10 yıl önce

sabah kahvelerinin doğuştan sürgün müşterileri

bunlar, evlerinde duramadiklari, kalabalıklarda iyice kaybolduklari ve cep telefonları uc dakika boyunca calmadigi zaman derin ve gercek bir depresyona girdikleri icin sabahin korunde kendilerini kamuya ait mekanlara firlatirlar. bazilari zengindir, bazilari daha az zengin, ama hic fark etmez; hep bir fincan kahve icerler. yalnızca bir. cunku onlar ayni kahveye defalarca gelirler gun icinde. normal bir insanin evinde mutfaga girdiği kadar yani. eh, o yuzden de her seferinde yalnizca bir sey ismarlarlar iste. gunde birkac kere gelip bir seyler iciyorlarsa, bunun neresi kotu diyeceksiniz. guzel soru. fakat cevap da guzel: parayla saadet olmaz. bu herdaim yurtsuzlar kasaya para birakirlar, dogru, ama paranin yani sira biraktiklari bir sey daha vardir: kasvet. ya da mekanın icindeki saadeti emmeye calisirlar diyelim. evimsi ya da ailemsi bir seyleri olmadigi icin masalari, gazeteleri filan sahiplenirler. garsondan illa ki sicak bir " bugun nasilsiniz," isterler mesela. ya da tuvalete giderken gazeteleri duzeltirler, kendi evlerindeki masa ortusunu duzeltir gibi. hadi bunlar çok onemli degil diyelim, yan masalara bulasmalarına ne demeli?.. oyle açıktan aciga, sehirlerarasi otobus yolculuklarındaki gibi 'eh sizin yolculuk ne tarafa' kadar beylik bir cümleyle degil' tabii. daha sinsice, daha medeni. gazeteyi okuduktan sonra, 'pardon, siz demin bu gazeteyi mi aramistiniz' diye sorarak uzatmalar, diger müsterilerin yerine garsona isaret etmeler: hamfendi hesap istedi galiba... istediyse istedi sana ne, sen eve git bakalım sikiysa.

devamını okuyayım »