cenabettincerrah

  • 2189
  • 1
  • 0
  • 0
  • geçen ay

24 kasım 2014 bursaspor fenerbahçe maçı

bu yıl çok karakteristik hücum planı olan takımlar var süper lig'de. ligin sertliği, fizikselliği ve hücum planları olan takımları, onların parlayan oyuncularını vs. göz önüne alınca aklıma serie a geliyor.

bursaspor'un çok sıkı bir deplasman fikstürü var ligin ikinci yarısı. yine de ligin ilk yarısını tepeye yakın bitirirse, birkaç rötuşla, zirve civarında kalarak son düzlükte aradan sıyrılabileceğini düşünüyordum, lakin daha çok izledikçe takımın birkaç zaafı ortaya çıktı:

1) bursaspor 1-0'ı oynayamıyor. geçen yıl ve bu yılın başında beşiktaş için de tartışma konusu olmuştu bu. kadro yapısı itibariyle bursaspor bütün skorları oynayabilir fakat bir farkla öndeyken takımın oyunu soğutacak karakteri yok. bunu transfersiz çözmek için, şenol güneş'in skoru alınca dizilişi değiştirmesi gerekiyor. bunu tercih etmemesine ayrıca saygı duymakla beraber, bu şekilde ligin sonunda tepede kalmak zor.

2) aydın karabulut, ferhat kiraz, ibrahim öztürk gibi oyuncuların kadro dışı kalmasıyla kulübe alternatifsiz hale geldi. zaten aydın geçen yıl yaptığı çıkışı şenol güneş'in elinde sürdürse, liderlik averaja kalmazdı. bursa'nın solda bitiğe yakın ozan ipek ve santrfor (sol ayağı hiç yok) cedric bakambu dışında oyuncusu yok. stoper rotasyonu konusunda bursa henüz darbe yemedi, devre arasına kadar götürebilirlerse mustafa yumlu söylentileri söz konusu. ibrahim affedilmezse mutlaka hamle gelecektir.

3) kondisyon. aldığı maçları, çok ritmli götürdüğü maçları veriyor bursa. şenol güneş bunun farkında, aynı anda sahaya sürdüğü iki oyuncuyla oyunu döndürmesinde bunun da payı var.

görüldüğü gibi bütünleyince, bursaspor'un çok ciddi zaafları var. lakin oyunu kontrol ettiği bölümde, bursaspor kadar dominant takım yok. averaj bunu ortaya koymakta. sanırım bursa'nın, galatasaray dışında herkesi elinden kaçırdığını söylemek, oyunu her maçın bir bölümünde mutlaka domine ettiğini söylemek yanlış olmaz.

bursaspor iyi bir basketbol takımına benziyor. oyuncuların becerileri ile takım oyunu arasında kırılgan gözüken, kurması epey zor bir denge var. bunda başarı şenol güneş'e ait. merkezde her daim yaptığı gibi yumuşak ayaklı pasörler kullanması ligde hasreti mütemadiyen çekilen şeylerden.

geçişte şunu da söyleyeyim, uzun süredir fenerbahçe'nin fiziksel olarak üstünlük kuramadığı tek rakip oldu bursaspor. hakikaten atletik anlamda da kapasiteli bir ekip. kadronun yaşlı olmaması, kemik kadronun potansiyeli, teknik direktör ve atletik-teknik kapasite faktörleri bursaspor'u özel yapıyor. çokça değindim ama, 10 haftadır bariz karakter koyan, takdire şayan bir takım oluşturdu şenol güneş.

oyuna gelelim:

şenol güneş'in rakibi çözüm planında birkaç çıkış noktası vardı: fenerbahçe'nin setlerde 3. bölge geçiş sorunu, bek etkinliği, dirk kuyt, emmanuel emenike'nin 11 çıkması ve kadro yapısı.

günümüz futbolunda çok kullanılan bir bileşime yöneldi şenol güneş: rakip atakları kanatlara kanalize etti, oralarda kalabalık pres uyguladı. evvelki maç değerlendirmelerimde örneklerine çokça değindiğim bir yöntem. bu sayede hem fenerbahçe beklerinin etkinliği yok oldu, hem fenerbahçe merkezle pas alışverişi kuramadı.

burada işte kuyt-emenike faktörü devreye giriyor. emenike alışveriş konusunda büyük sorunları olan bir oyuncu. trabzon deplasmanında da fenerbahçe pas sirkülasyonu yaratmasına rağmen, 3. bölgede etkin olamamıştı. zira emenike top alamıyor, almak için kanatlara gidiyor, o kanatlara gidince merkezde kimse kalmıyor.

maç nazarında değil, fenerbahçe'nin yıllardır süregelen oyun yapısında bu tip santrfor oyununun handikapları çok. buna değindiğim yazılar da vardı. daniel guiza gibi, mateja kejman gibi, emmanuel emenike gibi; sırtı dönük oynayamayan, hava topu-sırtı dönük top sevmeyen, rakip presinde kenara kaçan oyuncular, bu oyun yapısında doğru tipler değil.

süregelen oyun yapısının en farklı felsefesi ersun yanal'a aitti, onda bile emenike tercihini çok kez masaya yatırdım, yatırdık. hele de ismail kartal yönetiminde fenerbahçe alışkanlıklarına dönmüşken, emenike'yi oynatmak, yaşı ilerlemiş pierre webo'yu da yıpratır. şüphesiz ismail kartal, beşiktaş ve rizespor maçlarındaki performansıyla emenike'yi tahtaya yazdı. fakat dün bursaspor'u yenmek için başka şeylere ihtiyaç vardı.

"emenike sağ çizgiyi arkasına alsa ne olur?" sorusu, emenike'nin oyun karakteri nedeniyle çok kez aklıma geliyor ancak geçen yıl yanal emenike'yi çizgide birkaç kez görevlendirdi, dün de moussa sow oyuna dahil olduktan sonra kartal onu sol çizgiye attı; emenike beki kovalamıyor. son 20-25 dakika bursaspor oyun üstünlüğünü ele alırken, önce tüm ataklar o taraftan gelişti, ardından zaten fenerbahçe hücumu düşünürken savunmaktan, geri koşmaktan yıprandı. geri koştuğu bir pozisyonda bile emenike şener özbayraklı'ya orta izni verdi çizgide. yine şener'in kendi korner bayrağına meylettiği bir pozisyonda, şener'e dönüş ve uzaklaştırma izni verdi...

özellikle çizgiye inen oyuncu karşısında çizgiyi kapamak, savunma hususunda altyapıda öğretilen ilk şeylerden biridir. emenike mental olarak hiçbir konuda güçlü değil. yalnızca tempo yakaladığı maçları alıyor, bazı maçlar farkı yaratan hareketi yapıyor; lakin bu maçların hangi maçlar olacağı genelde belli değil. emenike oyun içinde düşüş gösterebiliyor, yapması gerekeni nereden yapacağı belli değil, çalışkan değil, etrafını hiç göremiyor vs...

dünyada çok kaliteli kanat oyuncuları sınırlı. kanat oyuncuları konusunda bu tip bir tercihi anlayabilirim. iskelette bu tip bir oyuncu kullanmak ise, oyuncunun yeteneği ne olursa olsun bana mantıklı gelmiyor. aykut kocaman döneminde cristian baroni, alex de souza'nın bölgesinde oynarken de aynı eleştirileri çokça yapmıştım. cristian'ın hangi pozisyonda rakibe ne kadar basacağını bilememek, tüm takım dizilişini etkiliyordu. emenike ise takım ritmini bozuyor. emenike 2 gol atar ama belki emenike olmasa takım işleyerek 3 gol atacaktır. bu bakımdan emenike aldatıcı bir oyuncudur, bir alternatif oyuncu olmalıdır.

konuyu çok uzattım ama çözümlendirmek isterim, emenike yedek kalmayı vs. de kabullenemiyor. guus hiddink'in ünlü bir vecizesi geliyor aklıma, türkiye'de de aynı minvalde cümleler kurmuştu: “yıldızlarla çalışmak zor değildir. asıl zor olan, yetenekleri kısıtlı olmasına rağmen kendisini yıldız zanneden futbolcularla çalışmaktır.” emenike çapında güce, patlamaya, hıza sahip oyuncu çok az ama bunun yerine, bir adet emenike kadar hızlı, bir adet emenike kadar güçlü ancak ne yapacağı belli oyuncuyu ben şahsen tercih ederim. emenike'yi bir anadolu takımının, orta-üst bir la liga takımının oynatmasını anlarım, fenerbahçe'de ise kulübeyi kabullenmeli. kanımca "emenike gibi oyuncu bulamayız" bakış açısı dardır, emenike'yi fenerbahçe bir sene denemeli, bir sene de sabır göstermeli, ardından sirkülasyon sağlamalı.

işte emenike'nin zaaflarına da güvendi şenol güneş. fenerbahçe 2. bölgede oyunu kontrol ederken, enteresan bir biçimde direkt emenike'ye çıkmayı denemeyi unutuyor. güneş bu anlamda, trabzonspor-fenerbahçe maçını da iyi analiz etmiş. fenerbahçe kanatlarda kalabalık karşılanıp, merkez ile stoperler sıkıştırılınca topu 3. bölgeye atamıyor. yapay bir baskı meydana geliyor.

bursaspor, oyunun son bölümü fırsatlar yakalarken emenike'nin kanadını kullandı. bu talimatla geliştiyse şenol güneş'i tebrik etmek gerek. bunun dışında fenerbahçe set kurduğunda, bursaspor özellikle volkan şen'in önüne çabuk çıkarak skora gitmek istedi. yukarıda değindiğim gibi, bursaspor homojen ve oyuncu yeteneklerini sivrilterek hücum ediyor. yani herkes kendi kimliğini sahaya yansıtıyor. bunun uygulaması çok da kolay değil.

ismail kartal ise, savunmayı önde kurarak, bir sürprizle başladı bursaspor maçına. faturası maçın başında kesildi. sonra yapay baskı oluştu. kartal, başta düşündüğüm kadar "korkak" bir teknik adam değil, yeri geldiğinde keskin kararlar da alabiliyor. ama oyun anlayışı, oyun düşüncesi belli bir seviyede. fenerbahçe'de farklı felsefelere sahip hocalarla çalışmanın bir kazanımı olmuş, yine de bir "90 model" kokusu sürekli geliyor. yani, kendisinden iyi bir rakibi çözümleyecek bir taktisyen görünümünde değil şuan için kartal. olacak izlenimini de vermiyor bana.

kartal, fernandao'nun ağırlığını, rakip merkez oyuncularının yaratıcılığını düşünerek radikal bir oyunla, kalite farkını ortaya koymak istedi. öte yandan, yanal'lı trabzon'la birlikte savunmanın geride konumlanması gereken (fenerbahçe kadro kalitesi göz önüne alındığında) 2 deplasmandan biri bursa.

hem bursa, hem fenerbahçe açısından iki haftadır maçı oynamaya çalıştım, fenerbahçe'nin işi detaylara ve tesadüflere bırakmamak için daha radikal bir diziliş-oyuna ihtiyacı vardı. buradan kuyt'a geçeyim; bu maça kuyt'la çıkmak büyük kayıp. kuyt'ın sözleşmesindeki "sakat değilse oynar" maddesi, çok ciddi dergilerde de yer buldu, hala birinci ağızdan gerçek olduğuna dair bir şey okumadım... kartal maçı oyun farkıyla kazanmak istiyorsa, bursaspor'un kondisyon problemini de değerlendirerek maçı 60-30 periyoduna bölmeli, kuyt'ı oynatmamalıydı.

zira, aziz behich'in bire bir savunma zaafı potansiyeli sene başından beri göze çarpıyor, önünde mecburiyetten sol kanat oynayan cedric bakambu var, o tarafa yakın merkezde daha yumuşak olan fernando belluschi mevcut.

"oturmuş takımı kurcalamak" türkiye'de çok eleştirilen bir şey, ama sağda dün için benim ilk aklıma gelen isim biraz marjinal; caner erkin. iki nedeni var; 1- ters ayaklı, driplingi var, tek maç farklı pozisyon verildiğinde motivasyonu yükselir (hemen yakın örnek necip uysal, farklı mevki geçici durumlarda oyuncuları motive eder). aykut kocaman zamanı lazio eşleşmesinin iki maçının belirli kısımlarında sağda oynamışlığı var. 2- hasan ali kaldırım'ı kesmemek. hasan az şans verilmesine rağmen rizespor maçında çok iştahlıydı, hele bir bek için bu hiç kolay değil. ikisini de kullanmak iki oyuncu için de iyi bir mesaj.

hasan ali'yi kesmek, sonradan dahil etmek vs. tercih meselesi. oraya değinmeyeceğim. caner sol bek tercih edildiği takdirde ise forvet üçlüsünü alper potuk-pierre webo-moussa sow olarak düşlemiştim. sow-alper kanat değişiklikleri, oyundan bölüm bölüm düşebilen iki oyuncuyu böylesi bir deplasmanda motive ederdi, hem de iki oyuncunun da adam geçme özelliği mevcut ki bu merkeze dalabildiğinizde bursaspor'un kırılgan tarafı.

son 30'luk periyotta, kulübeden emenike-diego veya emre hamleleri-kuyt, alper'in sağ iç merkeze geçmesi ve oyunun sağa yaslanmaya devam etmesi gibi hamleler yapılabilirdi. bunların başarıya ulaşacağı da elbette kesin değil ama biraz daha farklı, radikal bir çözümleme bekliyordum kartal'dan, bu bağlamda tekrar bir hayal kırıklığı yarattı. kartal 3. bölge presinin ışığında kalite farkı ile skoru alabileceğini düşündü fakat bursaspor'un atletik kapasitesi fenerbahçeli oyuncuları fazlasıyla yıldırdı. hatta caner erkin'in oyundan çıktığı bölümde oyun kuramayan takım her an baş aşağı gidebilirdi. belki caner'in alınması diğer 10 kişi için de bir uyarı oldu, başkası da atılabilirdi.

son olarak bekir irtegün'e değineyim: michael kadlec-bekir irtegün ikilisi, ilk hamleler için zayıf, yumuşak bir ikili, kendi çaplarında bir çabuklukları var yalnızca. ancak bekir gerek brezilya maçında, gerek bursaspor maçında mental zayıflıklarını gözler önüne sererek bir anlamda sınıf düştü. fernandao-bekir mücadelesinin kazananı fernandao, bursa'nın onu ceza sahasında stoperlerin içinden kurtaramaması ayrı bir sorun ama bekir özellikle kendi bölgesinden ayrılıp savunma yaptığında, kaleyle forvet arasını kapamak yerine değişik tercihler yaptı iki maçta. neymar bunları somut olarak cezalandırdı, fernandao ise bir pozisyonda bekir ters taraftan pres yapınca birden kurtuldu... birinin bekir'e stoperin tercih yapamayacağını, stoperin "şut çeker gibi yapan" santrfora hamle yapmasının bile büyük bir hata olduğunu anlatmalı en azından. ülke futbolu adına dahi üzücü görüntüler bunlar.

velhasıl, 6 ciltlik bir yazı oldu, zira takımlara pek değinemedim bu yıl. böyle de bitireyim artık.

devamını okuyayım »
25.11.2014 01:33