cennetten kovulan

  • 94
  • 0
  • 0
  • 0
  • 10 ay önce

sabahın altı buçuğunda kalkıp işe giden insanlar

birey ve özgür olacaksınız denilerek sürüye dahil edilen kölelerdir. sadece sabahın altı buçuğunda kalkıp işe gidenler değil, geçinmek için çalışan herkes köledir. ay sonunu nasıl getireceğini düşünen, faturaları dert eden, pahalılıktan ötürü yediğinden-içtiğinden kısıp sağlıklı beslenemeyen, doğru düzgün bir sosyal hayatı olmayan, ayda en aşağı birer kez sinemaya-tiyatroya-konsere gidemeyen, en üretken olacağı yaşta ve zamanda başkaları daha çok zenginleşsin diye çabalayan herkes ama herkes köledir! köleliliğin en kötü tarafı ise şudur; insanın köle olduğunun bilincinde olup asla isyan etmemesi. baş kaldırmaması. her neyle ve hangi yöntemle mümkün ve başarıya ulaşma potansiyeli varsa onunla. kanla, sidikle, kusmukla, yakmakla, yıkmakla, susmakla, konuşmakla, şiddetle, pasif direnişle... fark etmiyor.

"insan kalmanın tek yolu, insanlık dışı bu sisteme karşı savaşmaktır." - karl marx

"geceyi aç geçirip de kılıcına davranmayanın aklından şüphe ederim." - ebu zerr

"siz yardım edilmiş yoksullar istiyorsunuz, biz ise ortadan kaldırılmış yoksulluk!" - victor hugo

***

başlık uçup gittiğin için (an itibariyle benim yazdığımdan sonra bir günde tam 254 entry girilmiş bu başlığa) epey soran olmuş, "ne yapalım, önerin ne?" diye.

öncelikle, ben de bir köleyim. şimdi uyandım ve saat 14.00'te gelecek müşterime daha iyi hizmet sunmak için hemen bir şeyler yiyip son ödeme tarihi beş gün sonra olan elektrik faturamı ödemek için tüm gün çalışacağım. bugünkü son randevum akşam 8'de.

nedeni ne bilmediğim için özel mesaj atıp küfredenler hariç (evet, bu entry üzerinden şahsıma küfredenler olmuş) diğer mesajların hemen hemen hepsine cevap verip kendimce önerilerimi ve fikirlerimi daha geniş kapsamlı bir şekilde sunmaya çalışacağım. beklenti yüksek olmasın ama. çünkü ben bir ekonomist, sosyolog veya toplum bilimci değilim.

şimdilik sadece şunu söyleyeyim; bir sistem veya otorite, varlığını çoğu kez kendisine inananlardan değil, daha çok korkanlardan alır. içten içe kendisini reddedenlerden. buna karşın tüm insanlık artık aşağılık bir sistemde yaşıyorken ve ülkemiz hariç neredeyse dünyadaki birçok ülke kitlesel protestolar yaparken bizde insanlar kendini öldürerek buna eşlik ediyor. çünkü insanlar fikirlerini, mağduriyetlerini ve isteklerini söylediği veya protesto ettiği an vatan haini ya da terörist damgası yiyeceğini biliyor. gel gör, sistem onun para kaynakları tehdit edilmemiş, onun para muslukları riske girmemiş hiçbir düşünceyi ve insanı asla ciddiye almaz. dediğim şey sadece şiddet değil. bazen hiçbir şey yapmamak da en büyük şiddettir. örneğin, pasif direniş.

şimdi işime dönmem lazım maalesef. akşama yorgunluktan gebermezsem yine bir şeyler eklerim. daha geniş şekilde. şimdilik bana müsaade.

ayrıca, çalışmak sorun değil. maddi-manevi fark etmeksizin çalıştığının gerçek karşılığını alamayıp insan onuruna yakışır şekilde yaşayamamak sorun. ve dünyadaki paranın insan nüfusunun sadece %2'sinde olması çok büyük bir sorun.

***

akşam 8'de gelecek müşterim daha aramadığı için şimdi biraz boşluk bumuşken bir şeyler yazayım. daha doğrusu yazmaya çalışayım. öncelikle son 3-4 yıldır bu konulara ciddi ciddi kafa yorup sürekli okuma, yazma ve araştırma yapmaya çalışan bir insan olarak şunu söylemek isterim; bir defa milyar dolarlık bir servete sahip olmayan herkesin köle olduğunu kabul etmesi lazım artık. yani bir insan yılda en aşağı 2-3 ay tatil yapıp dünyayı gezmiyor, ferrari'ye binmiyor, alarmı kurmadan uyumuyor, arzu ettiği her şeyi satın alamıyor, istediği her şeyi yiyemiyor (sağlık problemleri vb. hariç) ve en önemlisi gerçekten insan olduğunu anımsayamıyorsa köledir.

kabul edişle başlayan bu sürecin sonrası daha kolay. çünkü artık kaçacak yer kalmıyor. sırada bireysel aydınlanma ve bunu en yakınındaki kişiden başlayıp topluma yayma var. o aydınlanma basit değil tabii. zira o aydınlanmanın dinamiği olan kitap okumak, araştırma yapmak, film izlemek veya dünyayı gezip farklı kültürleri görmek için çok ciddi derecede zaman ve para gerekli. bunlar olmadığında insan olduğu yerde debelenip duruyor.

peki çözüm ne? çözüm şu; hakkın olanı istemek. her yerde ve her salise. kapitalizm bolluk ekonomisiyse eğer, herkes hakkı olanı almak zorundadır. ve ihtiyacından fazlasını sahip olmamak. çünkü sen bir şeyler satın alıp sürekli tükettikçe sistemin bir dişlisi olmaktan başka bir anlam ifade etmeyeceksin. sistem de senin sayende hep hayatta kalacak.

tarihte bilinen tüm devrimler iki şekilde başarıya ulaşmıştır. şiddetle ve bilgiyle. şiddetle üstün gelenler hemen yozlaşıp bilinçle gerçekleşenlerse daha uzun soluklu olmuştur. bugün avrupa modernse eğer, o modernliğe gidiş süreci ta hristiyanlığın kabulüne ve sonrasında gerçekleşen rönesansa kadar varır. bugün abd güçlüyse eğer, sadece yoksul ülkelerin petrol rezervlerine çöktüğü için değil, yaşadığı iç savaştan aldığı dersin de neticesindedir. yani, gerçek bir yıkım olmadığı sürece bir toplumun ve insanın silkinip kendisine gelmesinin mümkünatı yoktur. aynı şey kurtuluş savaşı için de geçerlidir. tek farkla. bizde devrim, toplumun en alt katmanına tepeden yayılmak istenmiştir. bu da haliyle mümkün olmamıştır. oysa en dipten başlanılsa, köy enstitüleri gibi, belki de şu an çok farklı bir ülke ve toplum olabilirdik. tabii, birileri yine köy enstitülerini kapattırırken söyledikleri gibi "din elden gidiyor" veya "vatan millet sakarya" edebiyatı yapacaktı ama çoğunluk bilinçli kesimden oluştuğu için zamanla onlar da aydın kesime geçecekti.

modern yüzyıl artık ne amerikan iç savaşının yaşandığı, ne rönesansın avrupa'yı sardığı ne de kurtuluş savaşı'nın başarıya ulaştığı devir değil. şimdi haberleşme en üst seviyede. iletişim kusursuz. bireysel anlamda az ya da çok herkes her şeyi biliyor. tek bir tıkla. bizlere düşen, acının ve eşitsizliğin sadece işimize yarayan kısmına bakmadan bir olabilmek. şili'deki, peru'daki veya ırak'taki insanların acılarını kendi acılarımız belleyip "o ermeni, bu yahudi. sırf bu yüzden oh olsun" demeden ezilen her insanın yanında olup "dünya hepimizin" diyerek savaşlardan ve yıkımlardan nemalananların para kanallarını kesmek. zira bu olmadığı sürece havanda su dövmekten başka hiçbir şey yapamayacağız. dersiniz ki, "o da çok uzun bir sürede ancak olur. hatta başarıyla sonuçlanmayabilir." o vakit bize düşen elimize baltaları alıp raskolnikov gibi sokaklara çıkmak. zira zaten dördüncü sanayi devrimi sonrası insana ihtiyaç kalmadı artık. iş gücü ve hizmet sektöründe tabii. yani şu an, şu yazıyı okuyan hiçbir insana geleceğin dünyasında yer yok.

bilmiyorum. hayat boyu da bilemedim zaten. çünkü bedenimin ve ruhumun yarısı tüm hücreleriyle "eline bıçağı alıp hemen sokağa çık, gördüğün her zenginin bağırsaklarını deş" derken diğer yarısı "bir insanın yaşam hakkı her şeyden üstündür" dedi hep. gel gör, haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytan değil, namussuzdur.

dediğim gibi, neticede ben de bir çözüm yolu bulmanın peşindeyim. ki bu minvalde tam üç kitap yazdım. naçizane. ilki bu yılın şubat ayında basılıp yayımlandı. diğer ikisi ise bilgisayarımda kayıtlı duruyor.

uzun lafın kısası, bireysel aydınlanmayı ve toplumsal dayanışmayı en üst seviyeye getirmek zorundayız. sonra, gerçekleşmesini arzu ettiğimiz ve dahil olmayı düşündüğümüz eylem planımızın şiddetle mi yoksa bilgiyle mi olacağını düşünmeli. unutmamamız lazım ama: önceliğimiz bireysel aydınlanma ve toplumsal dayanışma olacak. ki bunlar olmazsa, zaten hepimiz yok olacağız. hiç var olamadan hem de. işte bu çok acı.

devamını okuyayım »