cerebralcortex

  • 226
  • 1
  • 0
  • 0
  • 3 hafta önce

aşırı hayvan sevgisinin mental bir sorun olması

(bkz: geldi yine tipini siktiğimin)
(bkz: mal beyanı)

mental sorunları belirleyen bir american psychiatric association var iken, bunu diagnostic and statistical manual of mental disorders** adlı sürekli güncellenen***** bir rehberde yayınlarlarken; haddini bilmesi gereken bir sözlük yazarının tespiti.

ki antipsikiyatri savunucusuyum. "mental bozukluk" diye bir kavramın da varlığıyla ilgili argümanları yeterince mantıklı ve geçerli gerekçelerimle reddedebilirim, bu da bambaşka ve upuzun bir entry konusu (bkz: thomas szasz). ancak reddeceğim argümanları yayınlayacak olan muhattabım american psychiatric association'dır. yıllarca bu alanda çalışmış insanlardır. tartışma adabı da zaten alanında yetkin kişilerin olayıdır. yoldan geçen adamın koyacağı tanılarla ne psikiyatri ne de antipsikiyatri savunulabilir.

ayrıca düpedüz bir türcülük örneğidir, faşizmin bir başka boyutu işte. çünkü savunulan düşünce "hayvan besleyeceğine insan besle" şeklinde yapılmaktadır. insanın ne kadar iki yüzlü ve iğrenç bir mahluk olduğunu gözler önüne serer. kendini tüm türlerden üstün tutup, sonra da "sevmeyin demiyorum hobi olarak yine sevin" şeklinde hayvan sevmemizi öğütler. bunu da yıllarca çeşitli barınak ve örgütlerde gönüllülük yapmış, ancak "hayvansever" olarak değil hayvanların eşitliğini ve özgürlüğünü savunmuş bir birey olarak yazıyorum. etiketine siz her ne diyor iseniz işte. ben kendine "hayvan özgürlükçüsü" etiketini veren insanların da samimiyetine güvenmem ve ciddiye almam çünkü. sokakta kedi görüp "ay yazık bunu eve götürelim, mamasını suyunu verip altın kafeste hapsedelim" diyen, sokaktaki köpeklere üzülüp onları barınaklara tıkan zihniyetle bir süre mücadeleden sonra yorulup aktivistliği bırakmış birisi olarak yazıyorum. elimden gelenin; -uygarlığın onların elinden aldığı- doğal ortamlarına, en azından sokaklara her gün bir kap su bir kap mama koymak olduğunu düşünerek devam ettiriyorum düşüncelerimi.

evimdeki kedinin özlemle camdan bakarken; asla evcil bir hayvan olmadığını, "vahşi"yi ne kadar özlediğini görerek yazıyorum. ancak ne yazık ki doğaya adapte olamadığını, dışarı çıktığı anda diğer kediler tarafından hırpalanıp kanlar içinde eve döndüğünde ağlayarak veterinere koştuğum anları gözümde canlandırarak yazıyorum. sadece bir yeri kanadı "ah vah" diye değil, onu bu hale getiren uygarlık yüzünden kızıyorum. onun camdan bakarken gözlerindeki vahşi pırıltıyı görüyorum, fakat dışarı çıktığı anda da doğaya yem olacak hale getirdiğimiz için üzülüyorum. (hı bana sorarsanız, ben zaten zamanında muhtaç durumda olan, yıllarca evde büyümüş ve doğaya adapte olamayan bir kediyi evime aldım; o yaştan sonra barınağa ya da sokağa gitse yukarıdaki kısır döngü tekrar ederdi. bu kadar "çıkmaz sokak" şeklinde olması ne kadar acı)

köpeğiyle kedisiyle metroya binemezmişmiş.. tabi binicem lan. çünkü ben senin çocuğunla kendi kedimi eşit görüyorum. çünkü ben türcülük yapmıyorum. çünkü insanlara "hayvan" diye hakaret etmiyorum; ve senin, benim kedimle senin çocuğunun eşit olmasını hakaret olarak algılayacağını biliyorum. çünkü ben kendi çocuğum da olsa, sokaktaki kedi de olsa, başkasının çocuğu da olsa, hepsini eşit derecede "canlı" olarak görüyor ve eşit değer veriyorum. kendim sahip olmam ile ölçmüyorum değerini. "kendi kedim" diye yazmaya bile çekiniyorum, "kedim" demekten hoşlanmıyorum; ancak anlayacağın tabir bu olduğu için öyle yazıyorum. çünkü doğadaki hiçbir bir canlı veya cansız için sahip olma/ait olma duyguları beslemiyorum, hiçbir iyelik/aidiyet ekini kullanmamaya da özen gösteriyorum.

(edit)
ama seni ve senin gibileri "eşit" görmüyorum, göremiyorum. malesef bu da benim eksikliğim. burda o kadar yerdiğim insanoğluna eminim ki senden daha çok değer veriyorum. kediye, köpeğe, böceğe, ota, papatyaya, doktora mühendise, evsize, dilenciye. eminim ki senden daha duyarlı davranıyorum, sen "hayvan besleyeceğine insan besle" demesen de, ben muhtaç olan hepsini besliyorum, hepsine eşit bakıyorum. ama "sen" hariç. ve bana bunu burda zorla dile getirttirdiğin için senin gibilere nefret kusuyorum; dile getirmediğimde duyarsız sandığın için. bu da uygarlığın diğer icatlarından biri; insanoğlu, conformity bekliyorsun. böcek fobim olmasına rağmen, oyuncak böceğe bile dokunamamama rağmen, gerçek böcek görünce 3 metre yukarıya zıplamama rağmen, elimde 2 metre çubuklarla o böceği tutup öldürmeden dışarı atıyorum ben. sokaktaki -artık nadiren de olsa görebildiğimiz- çiçekleri koparmıyorum. ota da böceğe de eşit bakıyorum çünkü. ama "sen" hariç. seni ve senin gibileri eşit görmeyi hala öğrenemedim ben, başaramıyorum, eşit göremiyorum. çünkü sen böceğe eşit baktım diye muhtemelen bana gülüyorsun. sen bu ortamı yaratmışken, ben senin gibilere nasıl eşit bakabilirim?

wilhelm reich - dinle küçük adam okumaya davet ediyorum seni. oku ve dinle küçük adam, bak kendisi bir psikiyatrist olan reich ne demiş.. (bkz: #38457578)
"ben biyolojik ve kültürel bir melezim ve bütün sınıfların, ırkların ve ulusların fiziksel ve zihinsel ürünü olmaktan, senin gibi saf ırk olmamaktan, şovenist olmamaktan ve bütün sınıfların, ırkların ve ulusların küçük bir faşisti olmamaktan dolayı gurur duyuyorum.
...
ben çocukları dövmem, balık tutmam, karaca ya da geyik avlamam. ama hedefi onikiden vururum. ben briç oynamam ve öğretilerimi yaygınlaştırmak için partiler vermem."
...
ben yasal kurallara anlamlı oldukları sürece tam olarak uyarım ama aşılmışlarsa ya da anlamsızlarsa onlarla mücadele ederim."

(edit)
ayrıca milan kundera, varolmanın dayanılmaz hafifliği'nde şöyle yazmış, buyrun (bkz: #39402793) :

''insanın insan kardeşine iyi davranmasında öyle çok erdemli bir yan yok. öteki köylülere iyi davranması gerekiyordu, yoksa orada yaşayamazdı. hatta tomas'a bile iyi davranmak zorundaydı, çünkü ona gereksiniyordu. başkalarıyla olan ilişkilerimizin kaçta kaçının duygularımızın -sevgi, antipati, iyilikseverlik ya da kötücülük- sonucu, kaçta kaçınınsa bireyler arasındaki sürekli güç oyunu tarafından belirlenmiş olduğunu hiçbir zaman kesinlikle saptayamayız.
gerçek insan iyiliği, ancak karşısındaki güçsüz bir yaratıksa bütün saflığı ile, özgürce ortaya çıkabilir. insan soyunun gerçek ahlaki sınavı, temel sınavı (iyice derinlere gömülmüş, gözlerden uzak sınavı) onun, merhametine bırakılmışlara olan davranışlarında gizlidir: hayvanlara. ve işte bu açıdan insan soyu temel bir yenilgi yaşamıştır, o kadar temel bir yenilgi ki bütün öteki yenilgiler kaynağını bundan almaktadır.''

bir de şimdi "100 çeşit hayvan besledim, kaplumbağa bile besledim, hayvanları çok severim"ciler çıkacak*. o konuya hiç girmiyorum bile. evet çok seviyorsun, o yüzden küçücük plastik bir kapta kaplumbağa besliyorsun, o yüzden gökyüzüne ait olan kuşları kafese tıkıp uçmayı unutmalarını sağlıyorsun, o yüzden kimyasallarla boyanmış civcivleri satın alıp çocuklara hediye ediyorsun. hayvanları çok sevdiğin için izlemeye de bayılıyorsun, o yüzden koskoca okyanuslara sığamayan yunusların şov adı altında yunus parklarına hapsedilip çemberden atlamalarını izliyorsun, aslanları çok sevdiğin için hayvanat bahçelerinde koşacak yeri bile olmayan aslanları gidip izliyorsun.

insanlık ciddi bir şaka.

o yüzden kimse çıkıp da hayvanseverlik hakkında bikbik yapmasın. yapıyorsa da aptal saptal argümanlarla savunmasın. insanoğlunun ikiyüzlü, faşist ve türcü yüzünü görmemizi sağlıyorsunuz, teşekkürler.

devamını okuyayım »
25.01.2014 11:50