charles h duell

  • 1386
  • 0
  • 0
  • 0
  • geçen yıl

1960 - 2010 / 50 yıl 50 albüm

sourberry’de 2 kasım 2010 itibariyle başlayacağım bir aylık bir konsept yayın. yayın, 1960 ile 2010 yılları arası yayınlanan müzik albümlerinden, her yılın –kendimce- en iyilerini seçerek oluşturduğum bir listenin dört hafta boyunca çalınmasıyla gerçekleşecek. yıl başına bir albüm düşüyor işte, 1977 veya 1999 çok verimli seneler diye kalkıp üçer albüm koymadım.

şimdi diyeceksiniz, kardeşim işin mi yok. açık konuşayım, işim yok. aslında listeyi yaparken işim vardı, mesai boşluklarında yapmıştım listeyi, ironiktir.

“e tamam ama bize ne senin yaptığın yayından” diyenler, zamanım olsa da hepinize ayrı ayrı hak versem. öte yandan unutmayalım, radyo yayını uçar, yazı kalır.

şimdi gelelim bu entry’yi yazma nedenime. 50 yıldan seçtiğim albümleri ufak tanıtım yazıları ve özellikle önerdiğim şarkılarla birlikte sıralamaktır niyetim. daha önceki liste çalışmalarında da belirttiğim gibi listedeki eserler tamamen kendi kanaatimce o yılın en iyisi seçilmiştir. sonuçta bi mojo bi rolling stone değilim ki her çıkan albümden haberim olsun. veya herkesin müzik anlayışı bir değil ki hastası olduğunuz albüme tüm dünya hasta olsun. bildiklerimden süzdüklerimi serdim ortaya neticesinde. "bu albüm listede nasıl olmaz, bu listeyi hazırlayan adamin ensesinde boza kovası taşımak lazım" demeye gerek yok.

“e o zaman bana ne” diyenler. size de günde üç defa oda sıcaklığında saygı duyuyorum. ama müzik tarihine meraklı olup araştırmaya vakti olmayanlar buradan gördüğü kadarıyla indirse albümleri (indirse derken, müzik marketin rafından indirse diyorum, yanlış olmasın), tanısa klasik isimleri, pek bi ziyanı olmaz.

şimdi gelelim listeye, adı üstünde 1960 ile başlıyor, 50 yıl sonra 2010’a gelirken bitiyor (2010’un da şimdiye kadarki en iyi albümünü yazdım gerçi). sadece iki yılda en iyiyi bir türlü seçemedim, tüm kıyaslama yöntemlerim çuvalladı. ben de o yılları iki albüm arasında paylaştırdım, isteyen istediğini seçebilir.

lafı uzatmadan list:

1960: johnny cashride this train: konsept albüm kavramı, müzik sohbetlerinde epey kafa karıştırabiliyor. kimisi “albüm genelinde müzikal veya sözsel bir uyum varsa direkt konsept diyebiliyoruz” diyor, kimisi daha artistik bakıp genel yapıyı birçok etkenin bir arada olacağı şekilde değerlendiriyor. ilk bakış açısı için konsept albüm ta 1930’larda başlamış diyebiliriz. ama 1960 yılında, ilk yaklaşımın yavaş yavaş yerini yeni yaklaşıma bırakışını seyrediyoruz. johnny cash 28 yaşında çıkardığı ride this train albümünün her şarkısına bir tren sesi eşliğinde “ride this train to xxxx” diyor ve sonrasında o xxx mekana dair bir hikaye anlatıp ilgili şarkısını söylüyor. ve böylece albüm dört başı mamur bir hikaye kitabı tadı veriyor. aynı yıl benzer bir albüm ise ray charles’tan geliyor. ustanın the genius hits the road albümünde her şarkı ayrı bir eyalet ismi ihtiva ediyor. ancak albümdeki tüm şarkıların cover olması, bu albümü üretilmiş bir konsept albümden ziyade nefis bir derlemeye dönüştürüyor.

albümün kare ası**: going to memphis, loading coal, when papa played the dobro, slow rider.

1961: the shadowsthe shadows: entrumental rock ve surf rock gibi türlerin kutsal albümlerinden. sözle nağmeyle uğraştırmadan gitarı dayıyor the shadows. see you in my drums ismindeki çılgınlığa tanık olmak bile albüme bakmak için yeterli bir neden.

kare as: blue star, theme from a filleted place, see you in my drums, nivram.

1962: roy orbisoncrying: iki adet “operatic rock” şaheseriyle açılıyor ve kapanıyor albüm, arada ise hem melankolik (love hurts, the great pretender) hem keyifli (nite life, let’s make a memory) klasikler baş gösteriyor. dinlemeye doyamadığım albümlerden.

kare as: crying, running scared, love hurts, lana.

1963: the beatlesplease please me: aslında 1963 için sık sık yazıp sildiğim bir albüm var. bob dylan’ın rüştünü ispatladığı the freewheelin bob dylan. ama son tahlilde dayanamayıp tercihimi beatles’ın her şeyi başlattığı albümden yana kullandım. bu albüm olmasa bugün radiohead yerine russell crowe bile dinleyebilirdik. çok acayip şeyler olurdu.

kare as: there’s a place, do you want to know a secret, please please me, i saw her standing there.

1964: the beatlesa hard day’s night: beatles enteresan bir grup. 1967’ye kadar, neredeyse her albümde öncekilerden daha iyi iş yapıyorlar. işte a hard day’s night a bakın. 1963 yılında yaptıkları iki albümden de iyi. albümün filmi ise sıradan şarkıcı filmlerinin epey uzağında bir yerde seyreder.

kare as: a hard day’s night, things we said today, if i fell, i’ll be back.

1965: the sonicshere are the sonics: bugün rock müzik adına insanlar bağırıyor, amfileri tekmeliyor, üstünü başını yırtıyor ve yeri geldiğinde penalarını hap gibi yutuyorlarsa, çıban başlarının the sonics olduğundan şüphe ederim. taş üstüne taş bırakmayan bir sertlik, akla çengel takan melodiler. hastasıyız.

kare as: the witch, psycho, have love will travel, strychnine.

1966: the beach boyspet sounds / the beatlesrevolver

birbirlerini doyasıya etkilemiş iki gruptan, birbirinden ayırt etmesi güç iki müthiş albüm. beach boys’un çığırlardan taşan albümü, beatles’ın en sağlam 2 albümünden biriyle karşılaşınca tarih bile kazananı yazamıyor.

pet sounds kare as: god only knows, i’m waiting for the day, sloop john b, wouldn't it be nice.

revolver kare as: eleanor rigby, taxman, tomorrow never knows, here, there and everywhere.

1967: the beatlessgt. pepper's lonely hearts club band

konsept albümle ilgili yukarıda yaptığımız tartışmaları bitiren albüm. bu albümden öncesini konsept saymayan çok kişi bulabilirsiniz (le voyage dans la lune filminin tarihteki ilk film kabul edilmesi gibi). kimilerine göre psychedelic müziğin patlamasına yol açan albüm, kimilerine göre tarihteki ilk progressive rock albümü. albüm kapağında şarkıların sözleri yazan ilk albüm de sgt. pepper's. müzik tarihini en çok etkileyen albümler sıralamasında en yakın rakibi kim bilmiyorum.

kare as: a day in the life, she’s leaving home, being for the benefit of mr. kite, getting better.

1968: the kinks - the village green preservation society: 1968 yılında müzikal üretimin şaha kalkmasına tanık oluyoruz. garage rock, psychedelic rock, progressive rock, 68 kuşağı derken albüm üstüne albüm yapılıyor. normal bir sıralamada ilk 20’ye bile girebilecek odessey and oracle, white album veya astral weeks gibi eserler davies kardeşlerin dehasına takılıyor 1968 senesinde. kinks’in uzun isimli albümü tam bir bombardıman. 15 şarkılık, tüm şarkıları çok iyi olan bir albüm. ingiliz popu beatles’tan olduğu kadar kinks’ten ve bu albümden de etkilenmiştir.

kare as: village green, phenomenal cat, picture book, people take pictures of each other.

1969: king crimsonin the court of the crimson king: benim için “progressive rock” teriminin sözlük karşılığı. 6 dakikadan uzun şarkıları ilk kez king crimson sayesinde dinleyenlerdenim. albüm sadece 5 şarkıdan oluşuyor. ama 2 şarkı bile olsa yetermiş.

kare as: epitaph, the court of the crimson king, i talk to the wind, 21st century schizoid man.

1970: simon and garfunkelbridge over troubled water: simon ve garfunkel’in kapanış albümü. son albümünde bu kadar görkemli olan başka bir grup bilmiyorum. bu ikili müzik değil de, dizi yapıyor olsaydı, yapımcılar böylesi bi son bölümden sonra garfunkel’i öldü gibi gösterip yerine başka bir adam bulur, devam ettirirlerdi. albümün 25 milyon sattığını ve ingiltere’de 33 hafta zirvede kaldığını söylememe tek engel, backstreet boys’un dünyada en çok satan 10 albümden birisine imza attığı bir piyasayı yaşıyor olmamız.

kare as: the boxer, bridge over troubled water, the only living boy in new york, cecilia.

1971: t.rexelectric warrior: bu albüm çıktığında marc bolan sadece 24 yaşındaydı ve buna rağmen altı yıldır müzik yapıyordu. sonuçta ortaya çıkan albüm, müzik tarihine tohum atan albümlerden birisi. glam rock için sıfır kilometre taşı olan electric warrior, 70’lerde müziğin yönünü değiştirdi.

kare as: girl, jeepster, cosmic dancer, get it on.

1972: can - ege bamyası: bu albümün ismine aldanıp içerisinden izmir’in kavakları veya kütahya’nın pınarları çıkar diye beklememek gerek. zira ege türkülerine benzemek bir yana, o güne kadar yapılan herhangi bir müziğe benzetilemiyordu can’in müziği. birkaç yıl öncesinde çıkan krautrock akımını dahi geliştiren can, ege bamyası’nda hem deneysel müzik yapıyor, hem deneyden sonuç alıyor.

kare as: vitamin c, spoon, i’m so green, sing swan song.

1973: pink floydthe dark side of the moon: pink floyd’un özellikle 1970 öncesi dönemini seven ve en iyi şarkılarının julia dream olduğu konusunda ısrara kaçan birisiyim. ama the dark side of the moon albümünün progressive rock tarihinde durduğu yer yadsınamaz. the wall’a göre çok daha yerinde ve zamanında bi albümdür. ismi, kapağı ve şarkılarıyla, star wars’un çıktığı “bilmeyeni dövüyorlar” basamağında bulunmakta.

kare as: time, money, brain damage, breathe.

1974: sparkskimono my house: sparks, 40 yıldır müzik yaşantısına devam eden ve bugüne dek tam 22 albüme imza atmış dev bir grup olmasına rağmen ülkemizde pek fazla bilinmez. mael kardeşler 70lerde rock türüyle başladıkları müzik yaşatılarında glam rock, synth-pop, electronica ve chamber pop gibi değişik türlerde çalmış ve hemen her türün de hakkını vermişler. kimono my house ise bugüne dek aşamadıkları bir düzeyde. tuhaf müziği, russell mael’in falsetto vokali ve şarkı başına 3-4 tane düşen aşırı doz melodileriyle sarıp sarıp dinlenecek bir albüm.

kare as: thank god it's not christmas, talent is an asset, falling in love with myself again, amateur hour.

1975: led zeppelinphysical graffiti: 1975 aslında, türk müzik tarihinin en iyi albümlerinden biri olan düm-tek’in de çıktığı yıl. ama düm-tek’i bu listede tek geçemememin en büyük sebebi led zeppelin’in physical grafiti ile şahikayı görmesi. bu albümü dinleyip kendinizden geçmeniz için sıkı bir rocker olmanıza filan da gerek yok.

kare as: kashmir, trampled under foot, custard pie, bron-yr-aur.

1976: bob dylandesire: dylan’ın en iyi albümü mü tartışılır. ama kesinlikle şahane ve tıkabasa dolu bir albüm. ortalaması 6 dakika olan şarkılardan kimi one more cup of coffee’ye hayrandır, kimisi hurricane üstüne tanımaz ve kimisi sara’ya biter. benim en sevdiğim şarkı black diamond bay’dir mesela. her şarkısı ayrı bir dünya olan albümlerden kısacası.

kare as: black diamond bay, oh sister, hurricane, mozambique.

1977: televisionmarquee moon: herkesten farklı bir şey yapan ve karizması doruklarda olan bir gruba hayran olmamak elde değil. television’un karizması grup üyelerinin gülcemalinden değil, direkt olarak müziğinden geliyor.

kare as: elevation, marquee moon, prove it, venus

1978: queenjazz: söz konusu queen olunca jazz’in üzerine bir albüm tanımıyorum. mustapha ile başlıyor bir kere albüm. tüm şarkıları dinledikten sonra queen’in inceden sıyırma sürecinin innuendo’dan yıllar önce başladığını fark edebiliyorsunuz. bu arada ilginçtir albümde freddie mercury’nin bestesi olan beş şarkı, aynı zamanda albümün en iyi beş şarkısı.

kare as: don’t stop me now, mustapha, jealousy, let me entertain you.

1979: the clashlondon calling: bu albümler hakkında yazdıkça kendimi transfer dedikodusu çıktığında “figo’yu tanıyalım” başlıklı yazı yazan gazete gibi hissediyorum. evet editörü filan değil, bildiğin gazete gibi. london calling de punk rock’ın everesti, üzerine fazla söz eklemeye gerek yok. tek diyeceğim, keşke albüm için paul simonon daha fazla şarkı yazsaymış.

kare as: london calling, the guns of brixton, spanish bombs, death or glory.

1980: the jamsound affects: london calling ile birlikte punk’ın ölmediğini gören paul weller, diriltilecek tarz olarak “mod” u seçer ve all mod cons’tan sonra ikinci kez olayı abartır. 80’li yıllara geldiğimizi anlamak için ideal albüm değil. ama onun dışında, ideal albüm.

kare as: that’s entertainment, man in the corner shop, monday, pretty green.

1981: soft cellnon-stop erotic cabaret: işte seksenlerin geldiğinin müjdecisi. o kadar dolu bir albüm ki abba’nın çılgın albümü the visitors’u buraya koymaya yeltenemedim bile. albümü –hele ki sonraki baskılarda eklenmiş sekiz şarkıyla birlikte- dinleyince melodiye doyup hazımsızlığa başlıyoruz. kare asta göremeyeceksiniz diye söylüyorum, meşhur tainted love da bu albümde yer alıyor.

kare as: sex dwarf, entertain me, say hello wave goodbye, chips on my shoulder.

1982: michael jacksonthriller: duran duran’ın 1982 tarihli rio albümünü kim bilir kaçını kez dinlerken “yahu ne nefis bi albüm, 1982 deyince bu albüm tektir herhalde, en iyisi bi liste yapıp her yılın en iyi albümünü seçeyim, ilk olarak rio’yu 82 yılına yazar başlarım” diyordum –içimden tabii dıştan böyle demek tuhaf olur-. listeyi yaparken 1982 yılında thriller albümünün de çıktığını hatırladım. listeden rio’yu çıkartmak zorunda kaldım.

kare as: beat it, billie jean, thriller, wanna be startin' somethin'.

1983: iron maidenpiece of mind: steve harris’in şarkı yazma konusunda bir üstad olduğunu gösteren albümlerin dördüncüsü. metal müzik hakkında, iki iron maiden albümünü birbirinden net farklarla ayırabilecek kadar bilgim yok, ama bu albümde sevdiğim şarkıların çok fazla olduğunu söyleyebilirim.

kare as: to tame a land, the trooper, die with your boots on, quest for fire.

1984: alphavilleforever young: 1984 çoğumuz için the smiths’in müzik dünyasına dağıtırcasına girdiği veya metallica’nın tam anlamıyla patladığı yıl olabilir. ama bir grup alman gencin yaptığı forever young, anormal düzeyde iyi bir albüm. normal bir grubun 30 yıllık kariyerindeki en iyi şarkıların toplandığı best of albümü ancak bu kadar klasikle dolu olur. neredeyse tüm şarkılar evladiyelik. uzaylılar gelip dünyanın müziğini benim aracılığımla tanımak isteseler, yapacağım karışık kasede bu albümden bir şarkı illa ki koyarım.

kare as: a victory of life, sounds like a melody, forever young, big in japan.

1985: a-hahunting high and low: yine bir pop grubu, yine bir ilk albüm ve yine bir başyapıt. tüm şarkıları iyi diyemem. ama iyi şarkıları çok iyi. living a boy’s adventure tale ise 10 yıllık dönemin en iyi şarkılarından.

kare as: living a boy’s adventure tale, take on me, hunting high and low, the sun always shines on tv.

1986: the smithsthe queen is dead: smiths bu albüm ismiyle “yaşasın yeni kraliçe” demeye mi getirdi bilmiyoruz ama bu albümle kendilerini bile aştıkları kesin. morrissey solo kariyerinde nasıl şarkılar yazarsa yazsın bu albümdeki gitarın eksikliği hissedilecek.

kare as: i know it’s over, there is a light that never goes out, big mouth strikes again, cemetry gates.

1987: u2the joshua tree: açık konuşayım, u2’nun büyük hayranı değilim. allah razı olsun bono geçenlerde aradı, "abi bunu söyledin ya, o an yıkıldık, türkiye’ye geldiğimizde söyleyeydin ya bi oturup ikna ederdik, şimdi üzdün bizi" dedi. sonra biraz kıkırdadı. sonra da kahkahayı bastı kerkenez. her neyse, the joshua tree gayet iyi bi albüm. yiğidi öldürelim. art arda 2 kez dinleyemeyecek olsam da çok iyi albüm. u2’nun şarkılarında şoke edici değişikliklere rastlamak pek olası değil. böylece iyi başlayan şarkılar da iyi gidiyor. joshua tree’deki şarkıların çoğu da iyi başlıyor.

kare as: with or without you, bullet the blue sky, where the streets have no name, i still haven't found what i'm looking for.

1988: metallica - …and justice for all: metallica’dan bahsedip meşhur geyiklere girmemek zor. şöyle diyeyim, ben metallica’nın 1988 yılında ölüp, sonrasında yoluna dublörlerle devam ettiğine inanmayanlardanım. st. anger dışında kötü albümlerini bilmem. hatta black albumkill ‘em all’dan kat kat fazla severim. 88 tarihli bu albümün güzelliği ise, belki de bize ideal metallica’yı dinletiyor olması. çıktığı tarzdan kopmamış, ustalık kazanmış ve melodilerle zenginleşmiş bir müzik.

kare as: one, harvester of sorrow, ...and justice for all, to live is to die.

1989: the stone rosesthe stone roses: dinlemeye başladığınız anda sadece grubu değil, müziği de sevdiriyor bu albüm. debut denen şeyin en iyilerinden birisi. grup kariyerine aynı ölçüde devam etse albümün değeri artar mıydı azalır mıydı bilemiyorum.

kare as: i wanna be adored, made of stone, waterfall, she bangs the drums.

1990: depeche modeviolator: 1989 yılında pixies’in doolittle albümünü listeye koyamayınca “neyse bossanova var bi sene sonra, onu da aşan bulunmaz” diye düşünüyordum ki, yapılmış en iyi albümlerden biriyle depeche mode’un 1990’a kurulmuş olduğunu fark ettim. violator da bir depeche mode best of’u. bu albümü kasetten dinleyebilmiş bir genç olarak ne kadar nostalji yapsam az.

kare as: enjoy the silence, personal jesus, world in my eyes, halo.

1991: nirvananevermind: müzikal olarak 80’leri sevmeyenlere pek katılmam ama, on yıllık dilim biter bitmez müzikal üretimin tavan yaptığı gerçeğine katılmamak elimden gelmez. 1991 müzik için inanılmaz bir sene. listeyi hazırlama sürecinde innuendo, out of time, woodface, blue lines, the black album, loveless, ten, use your illusion, blood sugar sex magik, achtung baby, trompe le monde, bandwagonesque ve the low end theory gibi başyapıtlar arasında seçim yapmaya çalışırken deliriyor olabilirdim, nevermind da aynı yıl yapılmış olmasaydı. nevermind müziğin şekline, tarihine derin etki eden albümlerin ön sırasında saf tutuyor. ötesi var, ama az.

kare as: smells like teen spirit, lithium, come as you are, something in the way.

1992: r.e.m.automatic for the people: rem’in bu albümü genelde içinde yer alan “ağır toplar” ile ünlü ama bence grup tarihindeki en keyifli şarkı the sidewinder sleeps tonite da yine bu albümün içinde. kasetin drive side olarak geçen kısmı şaheserken, ride side olarak geçen kısım man on the moon ile arayı kapatmaya çalışır.

kare as: the sidewinder sleeps tonite, man on the moon, drive, everybody hurts.

1993: manic street preachersgold against the soul: aslında 1993 yılı deyince snoop doggy dogg’un dahiyane albümü doggystyle’ı rahatlıkla ilk sıraya da yazabiliriz. ama şimdi doggystyle, bitches, hustlas filan derken ortamı bozmayalım dedim ve tercihimi çok sevdiğim bir diğer albümden yana kullandım. msp’nin ilk albümüne hasta olan bir grup, bu albüme sempati beslemekte zorlandığını söylese de, döneminin en iyi albümlerinden birisi gold against the soul.

kare as: from despair to where, life becoming a landslide, roses in the hospital, sleepflower.

1994: blurparklife: 1994 yılının da tıpkı 91 yılı gibi çuval dolusu iyi albüme ev sahipliği yapan, üretimin tüketimi aştığı, arzın talebi tokatladığı bir yıl olduğunu görüyoruz. bu yılda yapılan iyi albümleri de tek tek sıralamaya kalksam, içinizden birinden gelecek “aferin hepsini dinlemişsin” tepkisindeki istihzayla baş edemem. o yüzden hepsini sıralamak yerine topu birinciye atayım. parklife içindeki 16 iyi ve birbirinden değişik şarkıyla gönlümüzü fethediyor ve belki de oasis’in ilk albümünden kesinlikle daha iyi olduğunu gösteriyordu.

kare as: end of a century, girls and boys, this is a low, trouble in the message centre.

1995: pulpdifferent class: britpop’un doksanlardaki yerini görmüş olalım. 95’in de en iyi albümü pulp’tan geliyor. özellikle bilmeyenin ingiltere sınırlarından içeri alınmadığı iki şarkı ve aşağı kalır yanı olmayan diğerleri ile tadına doyulmayan bir fiction pulp’tan.

kare as: common people, disco 2000, mis-shapes, something changed.

1996: belle and sebastianif you’re feeling sinister: belle & sebastian, benim öyle bi iki tür ismiyle etiketlediğim gruplardan değil. çok karmaşık ve çeşitli olduğu için değil, bilakis çok basit ve sade olduğu için kendisi tür olmuş gruplardan. 1996 tarihli bu albüm de grubun müzik yaşantısının özeti. yukarıda yazdığım çoğu albümde, albüm ne kadar iyi olursa olsun vasat, sonranda hatırlanmayacak şarkılar bulunabiliyor. ama böyle bir şey if you’re feeling sinister için mümkün değil. 10’da 10.

kare as: get me away from here, i'm dying, if you're feeling sinister, seeing other people, like dylan in the movies.

1997: radioheadok computer: radiohead’in ustalık eseri. benim için tüm zamanların en iyi beş albümünden birisidir. mesela 1997 deyince the verve grubunun urban hymns albümünü illa ki dikkate almak gerekir. muhteşem bir albümdür. ancak ok computer kadar esin verici, deneysel, girift ve tabii ki lezzetli olması çok zor.

kare as: paranoid android, karma police, no surprises, let down.

1998: neutral milk hotel - in the aeroplane over the sea: özgünlük katsayısı çok yüksek bir albüm. folk müziği sadece folk olmaktan çıkaran onlarca albüm yapıldı ama böylesi sadece neutral milk hotel’in becerisi.

kare as: two headed boy, two headed boy pt 2, in the aeroplane over the sea, oh comely.

1999: the magnetic fields69 love songs: 1999 yılı da şu müthiş senelerden biri. abartı düzeydeki üretkenlik yine tonca iyi albüme zemin hazırlamış. ama içlerinde hiçbirinin 69 şarkısı yok sanırım, stephin merritt’in akıl sağlığından şüphe ettiren bu albüm dışında. 3 parça halinde tam 69 şarkı var albümde, ve gerçekten iyi şarkılar, laf olsun diye değil. 172 dakika süren epik bir müzik ziyafeti.

kare as: absolutely cuckoo, i think i need a new heart, underwear, all my little words.

2000: radioheadkid a: ok computer ile rock türündeki en iyi albümünü yapan radiohead, autechre dinlemeye fazlasıyla kendini kaptırır ve olaylar gelişir. albümde gitarı bile duymadığımız şarkı var ama içindeki dehayı duymadığımız şarkı yok. outkast’ın 20 ton çeken efsane albümü stankonia’yı da aşarak 2000’in en iyi albümü.

kare as: idioteque, in limbo, everything in its right place, optimistic.

2001: the strokesis this it: müthiş gitarlar eşliğinde bir melodi bombardımanı gibiydi strokes’un ilk albümü. herkes kolay kolay julian casablancas gibi boğazını yırtamayacağı için taklidi de kolay değildi. albümde tüm hengamenin arasında ayrı bir parlayan trying your luck’a özellikle dikkat.

kare as: trying your luck, take it or leave it, someday, hard to explain.

2002: red hot chili peppersby the way: rhcp, 1991 tarihli blood sugar sex magik’ten bu yana bir saatin altına düşen bir albüm yapmayan, dinleyicisine ödediği paranın hakkını son dime’ına kadar vermeye çalışan bir grup (stadium arcadium albümünde abartıp süreyi 122 dakika çektiklerini de biliyoruz). by the way de 2002 tarihli, 16 şarkıdan oluşan ve 68 dakika süren bir albüm. ve kesinlikle tek tip şarkılardan oluşan bir albüm değil.

kare as: warm tape, dosed, universally speaking, cabron.

2003: museabsolution: kim ne derse desin hala olağanüstü bir albüm absolution. muse’un tarzını tam anlamıyla oturtup, en iyi eserlerini art arda sıraladığı bir yapıt. müzik tarihini kökten etkileyen albümlerden değil, bilakis ayrı bir proje olarak kalması, bir devrin sonu olması, devamının gelmemesi gereken bir albüm. muse’un absolution üzerine albüm yapmaya devam etmemesi gerekiyor bence. ama bu konuyu açtığım matt bellamy’den de pek müşfik tepkiler aldığımı söyleyemem.

kare as: butterflies and hurricanes, thoughts of a dying atheist, blackout, stockholm syndrome.

2004: the killershot fuss: görkemli funeral’a, coşkun franz ferdinand’a, gizli başyapıt grab that gun’a büyük selam olsun. ama 2004’ün albümü son yılların en iyi debutlarından biri olan hot fuss oldu. 2000’lerin müziğinde genelde orijinal albümlerden bahsediyoruz ama hem 80’lerin hem de 90’ların müziğinden bariz esinlenerek yaratılan killers müziğine de lafımız yok.

kare as: all these things that i've done, andy, you're a star, smile like you mean it, mr. brightside.

2005: kanye westlate registration: hip-hop müziğe uzun süre önyargıyla bakan birisiydim. çok sonraları bu önyargının nedeninin yanlış isimler ve yanlış samplelar olduğunu fark ettim. kanye west’in late registration’da sample aldığı isimlerden bazıları: natalie cole, curtis mayfield, ray charles, gil-scott heron, hank crawford, bill withers, etta james, shirley bassey ve otis redding. başka sorum yok önyargıç bey.

kare as: drive slow, hey mama, touch the sky, gold digger.

2006: arctic monkeyswhatever people say i am, that’s what i’m not: daha kulağa çalınır çalınmaz ecnebiler “the next big thing”, bizimkiler “bu çocuklarda iş var” diyor. arctic monkeys tüm gençlik enerjileriyle dumanı üstüne bir albüm yaptılar. sonra da olgunlaşmaya başladılar zaten.

kare as: mardy bum, scummy, from the ritz to the ruble, a certain romance.

2007: spoonga ga ga ga ga: 2000’lerde yaptığı her albüm bir öncekinden iyi olan spoon, 2007 yılına geldiğinde yapabileceğinin belki de en iyisini ortaya seriyordu. hani şu albümden black like me ve eddie’s ragga’yı çıkartıp, yerlerine got nuffin ve nobody gets me but you koyulsaymış daha iyisini yapamayacaklarına dair yemini basmak kolay olurmuş.

kare as: the underdog, don’t you evah, you got yr. cherry bomb, my little japanese cigarette case.

2008: vampire weekendvampire weekend / the last shadow puppetsthe age of the understatement: 2008 yılı için aslında vampire weekend’in en iyi albüm olduğu daha ocak ayından garanti gibiydi. ancak aylar sonra gelen the last shadow puppets albümü gerçekten “orayı çok karıştırdı”. biri chamber pop’a, baroque pop’a selam ederken, diğeri surf rock’a, senfonik rock’a reverans yapıyordu. “ne varsa eskilerde var” değil de, “ne varsa eskileri süzüp yeni işlerine katan genç gruplarda var” demek daha doğru sanırım.

vampire weekend kare as: m79, mansard roof, cape cod kwassa kwassa, a-punk.

the age of understatement kare as: standing next to me, my mistakes were made for you, meeting place, black plant.

2009: röyksoppjunior: norveçli topluluk gittikçe enteresan bir yere doğru gidiyor. kendilerini bu kadar hızlı bir şekilde aşabilen grupları pek fazla göremiyoruz. 2009 tarihli junior, şimdiye dek en iyi albümleri. ama bunun böyle kalmayacağını hissediyorsunuz. ya kendilerine karşı olan büyük beklentinin altında kalacaklar, ya da müzik tarihinin şeklini değiştiren grupların arasına katılacaklar.

kare as: the girl and the robot, you don’t have a clue, happy up here, royksopp’s night out.

2010: beach houseteen dream: bu aslında liste dışı sayılır. 2010’un hala içindeyiz ve albümlerin birçoğunu dinlemiş değilim. yine de farklı yapısı ve tekel bayisi tadındaki vokaliyle beach house’un teen dream’i, üzerine çıkılması zor bir albüm.

kare as: silver soul, walk in the park, zebra, lover of mine.

not: 1960 - 2010 arası albümlerden seçilen şarkıları kasım ayı boyunca salı akşamları sourberry’de parçalı kurgu* programında dinlemeniz mümkün.

devamını okuyayım »