cheza seeker

  • anarşist (239)
  • 671
  • 0
  • 0
  • 0
  • geçen ay

sevişirken apartmanı ayağa kaldıran çift

20 yıl önceydi. kozyatağı'nda bir apartmanda hayatımın en zorlu sürecini yaşamaktaydım. sevmediğim bir işim, çok sevsem beni sevmeyen bir kız arkadaşım vardı. kapkara bir ruh hali içinde hayata düşman kesilmiştim.

tam bu zorlu dönemimde bir daireden (alt, ya da üst katlardaki bir daire olamazdı, çünkü komşuları tanıyordum) sürekli "o" seslerden gelirdi. bir kız çığlıklar atar ve sürekli "korr-rrayyy, korr-rayyy" diye bağırırdı.

o zamanlar sabah erken kalkmamı gerektiren bir görevim olduğu için uyandırılmaya dayanamaz (biraz da "neden benim böyle bir sevgilim yok" karamsarlığı ile) sinir içinde kalır, duvarı yumruklar, sesi asla kesemez, daha da delirirdim. işin garip yanı, benden başka kimsenin benim verdiğim tepkiyi vermemesiydi. sanırım herkes hayatından memnundu!

"bu koray kimse bir gün geçer elime elbet" diye kendimi yiyip duruyordum. o kadar ki, kafam bozukken eve girip çıktığımda karşılaştığım ve tipini beğenmediğim her adama pis pis bakar ve içimden "ulan koray kesin sensin, bir belli et de ananı sikeyim" diye dellenirdim.

bir gün, daha doğrusu bir gece, deli gibi aşık olduğum kız arkadaşımla inanılmaz bir kavgaya giriştik telefonda. sonunda telefonu yere fırlattım ve kendimi gece yarısı sokağa attım. çok sarhoştum. itiraf ediyorum, ağlıyordum çaresizlikten. daha fazla yaşamaya dayanamayacaktım. gençlik deliliği ile kendimi öldürmeye karar verdim. sokaktan geçen bir aracın önüne atlayacaktım. ancak saatin geç olması nedeniyle her yerde in cin top oynuyordu. hızlı giden bir araç bulabilmek için otoyola çıkmam gerekecekti.

birden birinin bana seslediğini duydum. otoparktaki bir araçtan inmeye hazırlanan sarışın, iri yapılı, sakallı, güler yüzlü, çok hoş bir delikanlıydı bu. karşılaştığımızda yarım yırtık selam verdiğim sıkıcı komşulardan bir diğeri... işin kötüsü sezmişti halimi.

"nereye birader?" diye sordu. terslenerek, baştan savma cevaplarla atlatmaya çalıştım. ancak otomobilden tamamen çıktı; kararlı, sevecen ama otoriter bir hava ile çabucak yanıma gelip koluma girdi ve itiraz etmeme zaman bırakmadan "ben tatlı yemeğe gidiyorum, beraber gidiyoruz yani" diyerek beni aracına sürükledi. o saatte açık tatlıcı olmadığını ve aracı ile eve yeni gelmiş olduğunu fark edemedim. alkol ve acının verdiği sersemlikle fazla karşı koyamadım; perişan halde, uyurgezer gibi bindim otosuna.

sahil yoluna çekti aracı ve kumanya gibi birşey açtı, el arabalarında satılan halka şeklinde -daha önce gösterseler "iğrenç" diyeceğim- tatlılardan birini elime tutuşturdu. sabahtan kalmıştı belli ki, beni arabaya bindirmek için "tatlı yemeye" demişti. zorlukla bir lokma aldım ağzıma… inanılmaz lezzetli geldi tatlı. dostluktu sanırım dilime o zevki veren, tatlıdan çok.

o gece tam iki saat konuştum. kesmeden sabırla dinledi. sonunda fark ettim bu durumu ve "kusura bakma" dedim, "kafanı ağrıttım, çok sarhoştum, ama açıldım artık. az kalsın çok yanlış birşey yapacaktım."

o ise "biliyorum" diye cevap verdi, "sezdim birşeylerin çok ters olduğunu." kısa bir sessizlikten sonra "neyse boşver" dedi... "tanışalım mı? ben koray..."

isim yüzümde top gibi patladı!

gülmeye başladım. kahkahalar arasında "demek koray sensin" diye konuşmaya çalıştım. şaşkınlıkla bana baktı, anlamamıştı neden güldüğümü. "duvara vuran komşu" olduğumu söyleyince bu kez o gülmeye başladı. gözlerimizden yaş gelene kadar kakırdadık. aramızda öncekinden daha sıcak bir ortam doğmuştu patlattığımız kahkahalarla. sanırım buna dayanarak bu kez kendi anlatmaya başladı: o da aşıktı! "bağıran kız"ı deli gibi seviyordu, ama çok dertliydi. sorunları ciddiydi; benimkinden çok daha ciddi…

gece boyu konuştuk, dertleştik, hayata küfürler ettik, dünyayı kurtardık, kızları kötüledik, sonra saçma sapan şeylere deliler gibi güldük... ta ki gün ışıyana dek. bomba gibi olmuştum yanından ayrılırken, hazırdım hayata!

(önceki entrylerimden isteyen kontrol edebilir, ben yalnızlığa aşık bir adamımdır. gruplar, aktiviteler can sıkıntısından patlamama neden olur. sadece koray ile geçirdiğim o gece, o tek gece, dostluk diye bir şeyin olabileceğini ve bu kavramın dünyalara bedel bir enerji verdiğini düşünmüşümdür. ve tabii ki dostluğu sadece sabırla arayanın ve onun için bedeller ödeyebilenin bulabileceğini de…)

sonra bir daha rastlaşmadık koray'la. çok kısa süre sonra başka bir yere taşınmamdı bunun nedeni.

bir gün ziyaretime eski apartmandan bir dost geldi… kötü bir haber ile! "koray intihar etti" dedi, "altın vuruş yapmış. çok seviyormuş bir kızı..."

ölmüştü koray.

beni güzel gönlü ile çok yanlış birşeyden koruyan, bana arkadaşlığın kavurmayan ateşini tattırabilen o yakışıklı delikanlı intihar etmişti.

kimbilir, belki o tarihlerde civarda yaşayan biri vardır beni okuyan, hatırlar bu olayı. anımsarsa ona bir sevgi yollasın. kral çocuktu koray.

tanımayan da bir selam göndersin içinden gelirse; işten yorgun argın dönmüşken, pek de tanımadığı bir diğer delikanlıya gecesini veren iyi yürekli koray'a.

sevgili koray, umarım oralarda rahatsındır. ben yirmi yıldır bu hayattayım ve öyle ahmakça şeyler bir daha asla aklıma gelmedi. bunun nedeni sonraki yıllarda, mutlu anlarımda, sık sık "ya koray olmasaydı da kendimi o gece öldürseydim, şu güzel anı yaşayamayacaktım" diye düşünmemdir. bir saniyelik hatalı karar kötü bedeller ödetiyor. ederinden daha büyük bedeller... resmen kazıklanıyorsun yani. bana zor gelen dostluğun bedeli ise bunun yanında o kadar kelepir ki…

içimden çok etsem de, yüzüne karşı teşekkür etme fırsatı bulamadım ne yazık ki. burada, sanal arkadaşlarımın önünde bir kere daha teşekkür ederim dostum. bu güzel günleri yaşamamda katkın büyük. seni hiç unutmayacağım ve –seni tanımasalar da- bu yazımı okuyan birçok arkadaş da hatırlayacak bence.

ekleme: soran arkadaşlar oluyor, altını çizmek istedim; semt (ykb kozyatağı şubesi çevresi), delikanlının adı, hayatını kaybetme biçimi ve olayın yaşandığı tarih gerçektir.

ekleme (12.11.2014):
dostlar, mesaj atıyorsunuz "üzüldük" diye. ben de buna çok üzülüyorum: inançlı adamım kendimce, bana göre diğer alemdeki kişi için acı duyarsan onun "ruhu muazzep olur" (acı duyar).

ona bir selam çakın içinizden gelirse. iyi dilek, gönül sevgisi, hatta bir tebessüm yollayın. acayip eğlenceli ve şen bir adamdı. bence sadece bunu ister.

ilginiz, güzel sözleriniz ve desteğiniz için yürek dolusu teşekkürler.

bir açıklama:
bir arkadaşın uyarısı üzerine -sürekli savsakladığım- bu açıklamayı artık yapmak zorunda hissediyorum kendimi. konu yaşımla ilgili!

ben -belki de yaptığım majikal alışmalar sonucu- yaşını göstermeyen biriyim. yükselen burcum da ikizler olduğu için canlı, neşeli ve genç ruhluyumdur. bu yüzden yaşam tarzım da hep genç kaldı ve genç görüntüme uygun oldu.

ancak ne olursa olsun sanılandan çok daha uzun süre geçirdim bu dünyada. yaşımı rakam olarak söylemek istemiyorum; ama şöyle bir açıklama yaparsam merak eden için bir kerteriz noktası oluşturabilirim: ben iki darbe (biz ihtilal derdik, ve sonuncusu ile birlikte 2.5 oluyor) gördüm. ilk ihtilal öncesi adnan menderes iktidarında sık sık vatan caddesine çıkar, keyfi istimlaklerin nereye ilerlediğine korku içinde bakar, evimizi kaybedip kaybetmeyeceğimizi kestirmeye çalışırdık.

günümüze döneyim... sözlüğe ilk yazar olduğumda alışkanlıkla geçmişte yaşadıklarımı başkasından duymuşum gibi yansıtmaya ve kendimi max. 40 yaşında göstermeye koyuldum. bunun gerisinde bir aldatmaca ya da korku değil, -dediğim gibi- alışkanlık vardı.

zaman içinde ortamı sevdim, insanların iddia edildiği gibi snob olmadığını gördüm ve giderek gerçek yaşımdan dem vurmaya başladım. "bu ihtiyarın ne işi var?" benzeri tepki gelmedikçe cesaretim arttı ve sonuçta rahatça -uzun yıllardır ilk kez kendim olarak- yazmaya koyuldum. fakat bu kez de entryler arasında bazı çelişkiler oldu.

sözlükte son 6-7 aydır özlediğim yaşlılığı yaşıyor, yaşadıkarımı çekinmeksizin, başkalarından duymuşum gibi değil, kendi ağzımdan anlatıyorum... yani sözlükte bir anlamda özgürüm.

yaş, ne yazık ki sosyal yaşamda -her ne kadar yaşlıya gösterilen saygıyı özlediğimi düşünsem de- bir handikap. genç görünür ve yaşarken "ya, ben aslında ihtiyar biriyim" demeye cesaret edemiyor demeyeyim de, istek duyamıyor insan. bu yüzden reelde beni tanıyanlar gerçek yaşımı bilmeyecekler... yani söz etiğim özgürlüğü sözlük ile kısıtlı tutacağım.

zaman içinde, daha rahat yazacak ve beni okuyanlara eski günler hakkında çok şey yansıtacağım. bence bunlar hem olayların gerçekten yaşamış, hem de gençlere çok yakın olan biri tarafından anlatılıyor olması yüzünden ilginç gelecek... ve belki de farklı bir değeri olacak.

beni okuyan herkese teşekkürler ederim.

devamını okuyayım »
11.11.2014 12:05