cicosh

  • prezentabl (574)
  • 854
  • 1
  • 0
  • 0
  • geçen ay

yirmi yaş dişi

ben ilkokuldayken şöyle embesil bir şarkı vardı:

"32 tane dişim var,
hepsine iyi bakarım. "

yani neymiş; diş dediğin 32 tane olacak. iyi de kardeşim ilkokul çocuğunda 32 tane diş ne arasın? sayıyorum sayıyorum eksik çıkıyor. soruyorum büyüyünce çıkacak diyorlar. tamam o zaman diyorum, beklemeye devam ediyorum. sanki fazla dişi naapacaksam? çocukluk işte. beklerken arada bir saymayı da ihmal etmiyorum. sayı 28 de sabitleniyor sonra. duyuyorum ki yirmi yaş dişi diye bir meret var, çıkmak için sırasını bekliyor.

17-18 yaş civarı alt çenemin sağ tarafında azıcık beliriyor bunlardan biri. ağrısını geçtim, bu kez de " erken yaşlanıyorum galiba, hani 20 de gelecekti bu? " diye bozuluyorum. insanoğluna yaranmak zor. zaten o da çıkmaya pek teşne değil. arada bir görünüp kayboluyor. sonra uzun yıllar boyunca selamı sabahı kesiyor.

antropolog olan abim diyor ki " önceleri eti pişirmeden yiyen, kafasından çok çenesini yoran insanoğlunun daha fazla dişe ve daha güçlü bir çeneye ihtiyacı vardı. zamanla çenelerimiz küçüldü, o yüzden yirmi yaş dişleri rahatça büyüyüp çıkacak alan bulamıyor, gömülü kalıyor, ya da hiç gelişmiyor. "

aha diyorum neandertal adamı'yla homo sapiens arasında sıkışıp kalmış ara bir türüm ben. çenemin ağrısıyla uyanıp yirmi yaş dişimi üzerindeki eti yarıp çıkmaya çalışırken görünce bir anda her yerimden kıllar fışkıracak ve iki büklüm olup homurtular çıkaracağım sanıyorum. ciddi ciddi bu dişi evrime karşı bir tehdit olarak görmeye başlamışım, durumum vahim. neyseki 5-6 yıl boyunca bir görünüp bir kayboluyor ve sonunda kendini tamamen unutturuyor. taaa ki değil yirmiyi, otuzu devirinceye kadar.

bir ara her sabah feci bir kulak ağrısı ile kalkıyorum yataktan. kulak muayenesinde bir şey yok. biri gömülü yirmi yaş dişi olabilir diyor. haa evet diyorum yıllar önce çıkmaya yeltenmişti de ben evrim meselesi yapıp engel olmuştum. neyse işte randevu alıp diş hekimliği fakültesine gidiyorum. film çekiliyor; alt çenede biri hayvani diğeri güdük kalmış iki adet gömülü yirmi yaş var. üst çene neyseki homo sapiens. 1 hafta sonrasına gün veriliyor operasyon için ve o gün gelip ben malum masaya yatınca olaylar şöyle gelişiyor:

- hımm evet sağ alt çenede gömülü yirmi yaş....
- bi dakka ne sağı, sol olmasın o?
- hayır hanımefendi sağ, solda da var ama gelişmemiş o.
- iyi de benim sol kulağım ağırıyor, bundandır diye düşünüyordum.
- eee ne diyorsunuz almayalım mı o zaman?
- yok canım! madem buraya kadar geldim alın gitsin.

önce uyuşturacağım dedi hadi bakalım dedik. neyse yaptı bu iğneyi ben yüzümün bir tarafını hissetmiyorum. yalnız bir sorun var. ortalıkta ekartör tutacak kimse olmadığından bu bir kolunu arkamdan dolayarak ekartörü çekiştiriyor diğer eliyle de işlem yapmaya çalışıyor. doğal olarak ekartörü tuttuğu elinin ayarını bir türlü tutturamıyor. her ne kadar ağrım olmasa da ağzımın her an caaart diye ayrılacağından adım gibi eminim. sonunda dayanamayıp elini tutuyorum. meramımı anlayınca bir stajyer çağırıyor ve ben geçici bir süreliğine rahat nefes alıyorum.

sonraki aşamada bir nebze olsun ortaya çıkartılmış dişin çekilmesi var. doktor asıldıkça asılıyor bizim neandertal'ın gelmeye niyeti yok. herif kan ter içinde kalmış bir de ısrarcı ki sormayın gitsin. bir anda hırslanıp dizini karnıma koyacak ve öyle çekiştirecek diye korkuyorum. kafamı gövdemden ayırmaya ramak kaldığı bir anda can havliyle yine elini tutuyorum, kendine geliyor.

- kemik retansiyonunuz var, kemiği biraz törpülemem gerekecek.

çene uyuşuk, ağzımdan kanlı salyalar akıyor, stajyer çocuk onları vakumlamaya çalışıyor ve ben konuşmayı beceremeyip gözkapaklarımı usulca kapatarak "tamam" diyorum. eminim karşımda bir ayna olsa ve ben o halimi görsem dehşete kapılmak işten bile değil. bu sefer de hilti den bozma bir aletle kemiği törpülemeye başlıyor. zıkkımın gürültüsü beynimde yankılanıyor, işlemse bir türlü bitmek bilmiyor. ulan mağara adamı ne yedi bela hüsnüymüşsün diyorum içimden. çık git de modern hayatıma geri döneyim.

ve en sonunda her ne kadar bir mağara adamı da olsa bunca kaba kuvvet karşısında dayanamayıp pes ediyor ve çıkıyor. dikiş aşamasından sonra elimde hayvani yirmi yaş dişim ( ki bildiğin azı dişi boyutunda sadece kökleri birbirine bitişik vaziyette ) 45 dakika önce girdiğim odadan çıkıyorum. abim dışarda meraktan ölmüş. " her giren 15-20 dakikada çıktı, seninki neden bu kadar uzun sürdü? " diyor. konuşamadığımdan önümüzdeki birkaç gün hep yapacağım gibi homurdanıyorum. buz uygulama tavsiyesi işe yaramıyor, yüzümün bir tarafı balon gibi şişiyor. şişlik inene kadar birkaç gün süte batırdığım küçük ekmek dilimlerini ağzımın diğer tarafından itelemek suretiyle kendimi besliyorum. şişlik inip ağzımı açabildiğimde görüyorum ki ekartörle yanağımı yırtmışlar ve 3 dikiş de oraya atılmış. 1 hafta sonra dikişler alınıyor, aradan zaman geçiyor ama malum bölgenin ağrısı ve şişliği geçmek bilmiyor. içtiğim antibiyotikler işe yaramıyor. bir gün yeter artık deyip elime bir spanç alıp şiş bölgeye bastırıyorum ve geçmeyen enfeksiyonun nedeni olan içeride unutulmuş dikiş ipi pırt diye dışarı çıkıyor.

aradan aylar geçip yamulan çenem normale döndüğünde, kulak ağrımın sebebinin geceleri manyakça diş sıkma adetim yüzünden aşınan çene eklemim olduğunu anlıyorum.

olan dağ gibi yirmi yaş dişime oldu. ama sanırım evrim benimle gurur duyuyor olmalı. *

devamını okuyayım »
12.08.2010 21:53