countofmontecristo

  • çetrefilli (372)
  • 690
  • 18
  • 4
  • 2
  • dün

trabzonspor

fırtınam, felaketim hasretim. meşhur filozof m.o.'nun son sözleriyle biraz eleştiri ve özeleştiri yapmak hayırlı olacak sanıyorum.

uzun zaman oldu aslında sözlük'te trabzonspor yazmayalı. o kadar uzun zaman oldu ki, gerçekten en son ne zaman yazdığımı hatırlamıyorum. en son ne zaman maç izlediğimi de hatırlamıyorum mesela. en son nerede izlediğimi vs. ki ben şampiyon olduğumuz 2010-2011 sezonunda deplasman kovalamaya çalışan, ilk 45 dakika öne geçemediğimizde kalbi sıkışan bir üni. 3. sınıf öğrencisiydim.

uzatmanın alemi yok. seneler sonra sanki önceden söylenmemiş "itiraflar" ortaya çıkınca tazelemek istedim kendimi.

önceleri çok bahsediyordum, yalvarıyordum hatta. kardeşim trabzonlusu fenerlisi şu tapeleri okusun, iddianameyi okusun. otursun kararını versin sonra tartışalım diye. artık onu da bıraktım. iddianameyi okuduğum için, bu iddianameye karşı çıkan fb'lilerin yanlış yönlendirilen ve bu yüzden aziz yıldırım'ı şike yapmamış sanan insanlar olarak düşünüyor ve aklı selim bir tartışmayla herkesin gerçeği kabullenebileceğini sanıyordum. hatta biraz daha geri gidersek, ben iddianameden önce bile bunu savunuyordum. lig bitmeden önce bile. eskişehir-trabzonspor maçından sonra mesela. neticede hepimiz hukukçu değildik. evet fenerbahçe'nin avukatları iddianamedeki tapelere rağmen, tapelerin dinlendiği kararlardaki hukuksuzluk açıklarını kovalayarak tapelerin "geçersiz" olması için uğraşırlarken, trabzonspor avukatları ise tam tersi yönde çalışıyorlardı. şüphesiz iki durum da doğaldı çünkü hukuk bambaşka birşeydi hakikaten. ama vicdan da bambaşka. mesela bir tecavüz davasında delil yetersizliğinden sanık beraat ederken hukukun yetersiz gördüğü delilleri vicdanlar yeterli görüp sisteme lanet okuyabiliyordu... hala okuyor.

neyse. şimdi o kadar saf değilim tabii. artık fenerbahçelilerin "şikeyi biz yapmadık, bu bir komplo, trabzonspor yaptı, son kaleyiz,herkes bize karşı" masallarına karşı sinirleniyor gibi olsam da sinirlenmiyordum. yalan yok önceden çok sinirlenirdim. bu kadar pişkinlik fazla derdim. alıştım artık. ülkemin genel yapısının böyle vicdansız ve namert olduğunu görünce.

unutmuyorum... 22 mayıs günü karabük'te kazanmamıza rağmen çalınan şampiyonluğumuzu kutlayamadığımız için maç çıkışında yerlere yatarak ağlamış ve (inanan veya inanmayan olabilir) allah'a "kim bu hayasızlığı içine sindiriyorsa, izin veriyorsa, veya izin vermeye devam edecekse, tüm ülke de olsa acı yaşat, azap yaşat" diye dua etmiştim. o günün gecesinde fark ettim ki, bizim bütün uşaklar birbirimizden habersiz aynı duaları etmişiz. sonra 3 temmuz falan oldu oralara çok girmeyeceğim.

dediğim gibi tape konuşmak da, belge konuşmak da mecnun konuşmak da istemiyorum.

ülke 3 temmuz'dan bu yana o kadar şey gördü ki - bu sayede ben de gördüm- fb'nin bu inkar politikasını hayret içinde izlemiyorum artık. 25,30 kim bilir 50 milyonluk taraftarlarının tepkilerini de. mesela bu ülkede 17 aralık yolsuzluk operasyonu oldu, yüzde 30'u itirazsız itaat eden sözde "müslüman" bir toplum topluca kıymetlileri ile beraber meydanlarda "inkar" ettiler. "yetim hakkı yemediklerini". yani fb'nin şike yaptığını kabul etmeyen güruh ile akp'nin çaldığını kabul etmeyen güruh arasındaki söylemler o kadar benzer oldu ki. mesela -kişiler kurumlar ayırt edilemez- ile -bi kaç bakan çaldı diye kabinde dağıtılmaz- gibi.

fb'nin bu ülkenin en büyük organizasyonlarından biri olduğu gerçek. spor kulübü demiyorum. organizasyonu diyorum. stk da diyebilirsiniz. inanılmaz güçlü bir camialar. şike sürecinden sonra ülkenin en çok izlenen tv'leri, okunan gazeteleri "siyasi görüş farklılıklarına" rağmen fb konusunda tek yürek oldular ve yayın politikaları birbiri ile paralel gitti. söylemler hep aynıydı.

"başbakan azizi bitirmek istiyor", "cemaat sızmak istiyor" iddiaları sol ve ulusal görüşlü fb'liler tarafından dillendirilirken de haber oluyordu, başbakanın "fb'nin ceza almasını taraftarı olduğum için tabii ki istemem, hem kişilerin yaptığı kurumlara mal edilmemeli" söylemleri de. mesela sıradan bir bakanın görüştüğünden daha çok klasikleşen rıdvan dilmen, tayyip erdoğan kahvaltıları da gündeme düşmüyordu hani. yani fb'nin algı politikası tüm siyasi görüşteki taraftarlarına ferahlık veriyordu. sağ görüşlü fb'liler "başbakanın söylemleri" ile rahatlarken, sol ve ulusal görüştekiler "başbakan operasyon yapıyor" eylemlerini izledikçe haklı davalarında muzaffer şekilde gülümsüyorlardı.

pek çok şey daha sayılabilir aslında. ama gördüğüm, bu ülkede her insan, nasıl bir ezilmişliktir bilmem, kendisini bir yere adamış ve adadığı şeyin hatalarını görmezden gelmek için didinip duruyor. akp'liler ".almadık" diye diretirken fb'liler "şike yapmadık" diye diretiyor.

burada bir özeleştiri de gelmeli ki, onu da şimdi söyleyeceğim aslında.

biz trabzonsporlular olarak; hakkımızın yendiğini, o iddianemeyi okumadan önce düşünüyorduk. tapelerle emin olduk. ve bu mücadeleden, abartmıyorum ölsek de vazgeçmeyeceğiz. ve şunu da biliyoruz ki, karşımızda sadece fb camiası yok, siyasi bir camia da var. akp'si ,chp'si, mhp'si, medyası, bürokrasisi komple tek bir yönden yana. hep birbirlerine sallasalar da, bir gece de 6222 değiştirip a.y. yi cezaevinden çıkartabiliyorlar mesela.

işte böyle bir mücadele içindeyken, içimizden bazı sığırların kendi parti liderlerine bok attırmama çabaları da bizim zaafımız. yani akp'li bir ts'liye; başbakanın bu süreçte söylemlerini, kahvaltılarını, görüşlerini anlattıkça "aslında öyle demek istemedi" cevabı alırken, chp'liler de kendi genel başkanlarının, yöneticilerinin fb'yi kollayan demeçlerine ölü taklidi yapıyorlar. mhp için de çok farklı değil durum.

biz trabzonsporlular olarak, ülke içinde şike konusunda azınlık kaldığımızı biliyoruz. ancak, bu azınlığın içinde, particiliğini bırakamayan trabzonlular yüzünden "azınlıkiçinde azınlık" olduğumuzu da kabul ediyoruz. nitekim akp trabzon milletvekili of-hayrat işadamları yemeğinde "artık üstesine gitmeyelim bu işin, 9 puanı kapattırmasalardı ya" diyecek kadar kendi şehrinin şerefini satıp kendi vekil geleceğini düşünecek kadar aciz ve hayasızlaşmışken, sorsan "adam" olan 40 yaş üstü görmemiş müteahhit tayfası tarafından "ooo eveet, eveet inşaat gelsin ihale gelsiiin, oohh trabzonspor da kapattırmasaydı o farkı" diyecek kadar şerefsizleşebiliyor. üstelik o 9 puanın nasıl kapatıldığının yüzlerce sayfalık kanıtı varken.

bu aciz ve akp'sine laf ettirmemek uğruna trabzonspor'u geri plandan bırakan insanların içinde şu andaki başkan i. hacıosmanoğlu da vardır ki, kendisi tam da akts'li dediğimiz güruhun bayrak tutanıdır. meydanda "aziz yıldırım" düşmanlığı ile oy toplarken, onu yasayla çıkartan partilerden biri olan akp'ye laf ettirmez, "kişiler-kurumlar ayrılsın" diyen başbakan için "öyle demek istememiştir" der, sadece chp ve mhp'ye saydırır. öyle ki, şike konusu gündeme gelmesin diye gencecik yaşında ali şen'in mavraları sonucunda kendini asan bir gencin bile anısına resmi siteyi kullanarak saygı göstermeyecek kadar korkaktır da. okuması olduğundan şüphe ettiğim, düşüncesi olmadığından emin olduğum bir adamın başkan seçildiği camia içinde azınlık kalan bir güruh olarak trabzonspor'un şike davasını bırakmıyoruz işte.

bir avuç denecek kadar az trabzonsporlu genciz biz. 40 yaş üstü büyüklerimizin yavşak parti sevdaları yüzünden umursamadığı trabzonspor sevdasının peşinden, hangi görüşte olursa olsun bize haksızlık yapan herkese karşı olarak duruyoruz.

kendi adıma konuşacak olursam da, 2010'dan beri gerek siyasi gerek sportif açıdan tanık olduklarıma baktığımda ülke profili için yapacağım yorum şu olur: alçak, hayasız, hırsız, namussuz, münafık, kalleş, yozlaşmış ve inkarcı. kimse ksuura bakmasın ama it gibi yaşamayı hak eden bir ülkenin siyasi ve sportif kokuşmuşluğu içinde ancak böyle bir profil meydana gelebilirdi zaten.

son satırları yazarken şunu da ekleyeyim; mecnun odyakmaz'ı 3 senedir olduğu gibi yine delillerini sunmaya davet ediyoruz. bunu 3 temmuz zamanı da söyledik. eğer bizden bir şike yapan varsa ispatlayın, onun kafasını kendimiz uçurmazsak adam değiliz. sosyalistlerimiz che; sağcılarımız devlet bütünlüğünü sağlayan bir lider olarak görmeyecektir emin olabilirsiniz. ama her ne hikmetse 3 senedir aynı mavrayı söyleyip, hatta mahkeme tutanaklarında açıkça bu söylemini yutan mecnun odyakmaz yine aynı lafları söyler olmuş. her zaman hodri meydan.

ülke futbolu için bir özet geçersek; hala ülke tarafından kapatılmaya çalışılan öyle bir kokuşmuş düzen vardır ki, 3 sene sonra bile men cezası gelebiliyor.

ayrıca, fb'nin aldığı cezalar yüzünden yaşadığı maddi kaybı sayan vicdansızlara söylenecek çok söz yok artık. o sezondan sonra yaşadığı maddi kaybı hala telafi edemeyen, kadrosu dağılan trabzonspor'un derdini anlamayacağınız biliyoruz. zaten tüm mücadelemiz sizin gibilere karşı ki, ülkenin yüzde 90 profilini oluşturuyorsunuz.

baştan edit: imla

devamını okuyayım »
25.05.2014 17:37