daphne aria

  • 7471
  • 201
  • 63
  • 2
  • bugün

ekşi itiraf

sene 1991, lise 1. sınıfta okuyorum. babam özel bir şirkette muhasebeci annem ise ev hanımı. ancak babam o sıralarda oturduğumuz ilçenin zamanın önemli partilerinden birinde gayet aktif. seviliyor, sayılıyor sonunda seçimler ile il genel meclisine kadar yükseliyor. ancak babamın son aylarda eve sürekli geç gelmesi, sık sık şehirlerarası seyahatlere çıkması haricinde bizim hayatımızda değişen bir şey yok. zamanında her ergen gencin yaşadığı şeyleri yaşıyorum. okulda tost yemek yerine biriktirdiğim para ile blue jean dergisi alıyorum, posterleri asıyorum, içinden resim kesip okul klasörümün üstüne yapıştırıyorum, arakladığım şarkı sözleri ile sınıftaki kızlara hava atmaya çalışıyorum. hayat böyle devam ederken hiç unutmadığım o gün yani 15 şubat 1991 geliyor.
kardeşim henüz ufak kendi oyuncakları ile oynuyor, anneannem gelmiş annem ile beraber akşam için gül böreği yapıyorlar. bense o gün para verip alamadığım bir kasedi bir arkadaştan birbir yalvar yakar ile almışım apar topar evde çift kaset çalar ile kopyalamaya çalışıyorum. telefon çalıyor, telefonu annem açıyor. alo demesiyle taş kestiğini, suratının bembeyaz olduğunu ve elindeki bıçağı yere düşmesi 2-3 dakika içinde oluyor. yanına gidiyorum “anne ne oldu” diye soruyorum, kardeşim ağlıyor. annem o sırada yerde sık nefes alıp, tavanda bir yere sabit bakıyor. komşuları çağırıyorum işte kolonya limon derken annem kendine geliyor. anneanneme ne olduğunu anlatırken kulak misafiri oluyorum. ve öğreniyorum ki, arayan bir kadın ve babamın şu an onun yanında olduğunu söyleyerek uzaktan onun sesini dinletiyor, evli bir kadının duymaması gereken şeyler ifade ediyor. zira babam manevi olarak meğer başka bir boyuta geçmiş haberimiz de olmamış.
ve hayatımızda o gün sanki bir domino etkisi yapıyor, hayatımız hiç alışık olmadığımız bir mecraya doğru sürükleniyor. annem psikolojik olarak çöküyor, babam ise şehirdışında. kadın bu zamanlar aramaya devam ediyor aynı zamanda babam da aradığında başka hikayeler anlatıyor. ben okula gitmeye devam ediyorum ama ruhen bir yıkımın da eşiğindeyim. zaten çok sosyal olmadığım için iyiden iyice yalnızlığa sürükleniyorum. etrafta gülüşen, neşe içinde vakit geçirenlere artık daha bir başka imreniyorum. çünkü artık bizim evimizde her akşam kavga oluyor, annem evi terkedip akrabalarının yanına gidiyor, babam öyle bir şey olduğunu reddediyor. bu süre zarfında okula gidemiyorum, annemin eve döndüğü zamanlarda ise bazen okulda aktivite olan günler özellikle okula gitmiyorum, kaçıyorum. artık zaten dersler ile bir alakam da yok, velasıl devamsızlık hakkım tavan yapıyor. o sene sınıfta da kalıyorum velasıl. sonradan eve mektupla babamın kadınla çekilmiş resimlerinin yanısıra daha sonra çok aşina olacağımız tebligatlar da gelmeye başlıyor. meğer babam kadın için bir takım değişik işlere girip, hayatı boyunda ödemesi mümkün olmayan borçların içine girmiş. bizi 18 sene kutu kadar evde kirada oturtan babam o kadına daire, oğluna da commodore 64 almış, yemiş içirmiş gününü gün etmiş. bunları yaparken de ikametgah olarak evi gösterip birçok senet imzalamış. kapıya gelenin, onun borcu için 1 kadın 2 çocuğu tehdit edenin, imalı tekliflerde bulunanın haddi hesabı olmadığı gibi icra makamları da o ukala avukatları ile bizi herkese rezil edecek şekilde eve geliyor. tabiri caiz ise iğneye kadar alıp kamyona yüklüyorlar. evde kalan bir tüp, dolaptan çıkardığımız yiyecekler var. komşular yemek getiriyor, bizim dolaptan çıkarılanları dolaplarına alıyorlar. ekmek parası dahi bulamıyoruz, ev sahibi yine insaflı adam en azından bizi kapının önüne koymuyor bugün bile hala ona minnet duyarım. annem , kardeşim ile dedeme gidiyoruz yardım et diye ancak o bize bir ekmek parası vermek yerine öğüt veriyor ve yolluyor. kimsemiz yok, birikimimiz yok, elimizden tutan başka biri yok zira annemde babası daha kendisi 6 yaşındayken trafik kazasında vefat etmiş, 3 kardeş biribirinden farklı yerlerde büyümüşler filan. bırak destek olmayı paraya ihtiyacımız olduğunu bilip artık aramayanlar, gittiğimizde bize görünmeyen insanlar bir dağ oluyor. okula gittiğim tek bir ceket, pantolon ve kravatım var. eğer komşular yıkarsa yıkanıyor, bana ve kardeşime çocuklarının giymedikleri kıyafetleri vs getiriyorlar. güzel bir şey bulduğumuzda seviniyoruz. annem okulu bırakmamı istemediği için sabah akşam dantel yapıp komşulara satarken ben de ancak tatillerde bulduğum her işte çalışıyorum. video kasetçi, kırtasiye, pastahane, gemide hamallık dahil iş ayırmıyorum, parasına bakmıyorum. bu zamanlarda annem sinir hapları kullanmadan duramadığı gibi bana da saçlarımı tek tek yolma tiki bulaşıyor, bugün bile hala ufak ufak devam eder.
bu şekilde geçen senelerden bugün keşke geçmişe baktığımda benim de güzel okul anılarım olsaydı diye üzüldüğüm çok oluyor ama herkes gibi asla şimdi keşke genç olsam demiyorum. o kabus dolu günleri yaşamak istemiyorum, böyle birşeye nasıl dayandığımızı hala merak ederim
neticede evet babam hayatta ama kendisi ile senelerdir görüşmüyoruz. burada babasının fakir olmasının dezavatajlarından bahseden, insanların geçmişte ne yaşadığını şartlarını bilmeden okuduğu okulu belki de okumamaış olmasını eleştirien su katılmamış sığırlar olduğunu gördükçe maalesef üzülüyorum. babanın fakir olmasından daha kötü bir durum varsa o da sana değer vermediği gibi, senin akıbetini istikbalini de kendi menfaati uğruna çarçur eden babadır. siz siz olun kimseyi bedava yargılamayın, sizi seven yanınızda olan, elindeki ile size birşeyler vermeye çalışan bir aileniz varsa onlara sımsıkı sarılın. unutmayın herkesin bir hikayesi var.

devamını okuyayım »
24.07.2015 16:38