dear passenger

  • şeker abi (605)
  • 508
  • 0
  • 0
  • 0
  • 9 ay önce

öğrenildiğinde ufku iki katına çıkaran şeyler

bir kısa devrenin ve ardından okyanus algleri'nin bir savaş pilotuna yol göstermesi. belki de hayatını kurtarması.

hikayemizin baş kahramanı astronot jim lovell. kendisi ilk başlarda amerikan deniz kuvvetleri* yüzbaşısı ve savaş pilotu. ardından nasa'ya seçilerek gemini 7, gemini 12, apollo 8 ve meşhur apollo 13 görevinde yer alıyor.

jim lovell oldukça karanlık bir gecede -ki gece uçuşlarının ve inişlerinin eskiden ne kadar zor olduğunu konuşmasında belirtiyor- kore savaşı sırasında japon denizine konuşlanmış uçak gemisi* shangri-la'dan hava devriyesi için * bir mcdonnell f2h banshee ile kalkış yapıyor. uçuş prosedürüne göre lovell, kalktıktan ve bir kaç dakika hava kaldıktan sonra tekrar uçak gemisine doğru dönüp bu arada kalkan diğer 3 uçakla birlikte kol* olacaklar ve devriye alanına gidecekler. ama işler planlandığı gibi gitmiyor. 3. uçak ta kalktıktan sonra hava şartlarının kötüleşmesinden dolayı 4.uçağın kalkmasına izin verilmiyor. ardından lovell ve ekibi bu kötü hava şartlarından dolayı görevi iptal ediyorlar. hali hazırda full depo yakıt olduklarından ve bu şekilde iniş yapamayacaklarından geminin civarından ayrılmayıp yakıt yakmayı ve ardından lovell'ın da onlara katılmasıyla beraber inmeyi kararlaştırıyorlar.

tabii o esnada bu buluşma için uçak gemisine doğru gelen, daha doğrusu geldiğini zanneden ve adf *'i takip eden lovell, epey bir zaman geçtikten sonra hala diğer 2 uçakla buluşamamasından biraz işkilleniyor. bir süre sonra "la oğlum ben geldim siz nerdesiniz" diye telsizle söylenmesinden sonra " hacı biz geminin üzerinde dönüp yakıt yakıyoruz asıl sen neredesin?" cevabını alır. lovell şöyle tekrar bir adf'e bakar "lan ben o zaman niye hala gemiye doğru yol alıyor gözüküyorum" diye hafif bir tırsma eşliğinde düşünmeye başlar. sonra anlar ki adf'indeki sinyal kendi uçak gemisiyle aynı frekansa sahip başka bir japon üssüne gitmekte. lan ben nereye gidiyorum diye soğuk soğuk terleyen lovell hemen dizinin üzerine yapışık halde duran defterdeki önceden hazırlanmış doğru frekansları adf'e gireyim diye düşünür. bu tip gece uçuşlarında yazıları daha kolay okumak için daha önceden uçuş defterine takılı özel bir aydınlatma sistemi de yapmıştır. dur şunu da uçağa bağlayayım dediği anda "bum" kokpitteki bütün ışıklar gider, bütün sistemler kapanır. kısa devre...

aksilik üstüne aksilik yaşayan ve üç buçuk atmaya başlayan lovell "tamamen karanlıkta kaldım" diye devam etmiş. düşünün iftifayı, hızı, yönü kısacası hiçbir uçuş enstrümanını okuyamıyorsunuz ve kayboldunuz. hemen kolundaki kalemli feneri oksijen maskesini çıkarttıktan sonra ağzıyla tutup bir şeyler görmeye çalışsa da nafile. kara kara ne yapacağını düşünürken birden gemiyle iletişim kurup "hacılar beni radarda görebiliyonuz mu?" diye sorar ve olumsuz yanıtını alır. işin kötüsü gemi savaş modunda olduğu için tüm ışıkları kapalıdır. bari söyleyeyim de ışıkları açsınlar belki görürüm diye düşünür ama alay konusu olmamak için bunu da yapmaz. ya acaba japonya'ya gitsem sonra durumumu anlatıp yakıt ikmali neyin yapsam diye fantastik düşüncelere dalan lovell birden 180 derece dönüş yaparak gemiyi tekrar aramaya karar verir.

uzun süren bu karanlık aksiyonda gözleri duruma iyice adapte olan novell aşağı kafasını çevirir ve bakar ki denizde parıldayan yemyeşil bir yol uzanıyor. bu ne ola ki diye aklından geçirirken bir denizci olmanın da verdiği tecrübe ile uçak gemisinin pervanesinin bioluminescence okyanus algleri'ne teması sonucu oluşmuş olduğunu anlar. gemiye giden yolu bulmuştur. lakin pilot jim lovell'ın çilesi henüz bitmemiştir. kokpitteki hiçbir göstergeyi doğru düzgün okuyamadığından ilk seferde çok alçak kalıp suya çakılma tehlikesi yaşasa da nihayetinde ufak bir kaza ile uçağı indirmeyi başarır.

hikayeyi jim lovell'in ağzından dinlemek isteyenler için şunu da bırakayım

devamını okuyayım »