dedim ve entere bastim

  • 282
  • 3
  • 0
  • 0
  • 3 hafta önce

hogar

yazarların basit buldukları ve çözdüklerini/tamamıyla anladıklarını düşündükleri film.

filmlerde foreshadowinglere dikkat etmek gerekiyor. nitekim bu film de en başından sonunu anlatıyor. adam kurguladığı ev aletleri reklam filminde bile hayalindeki cenneti yani filmin adındaki gibi mutlu ve refah içinde, lüks içinde bir yuvayı göstermiş. müşteri reklam filmi beğenmemesine rağmen zorlamış ve onaylatmış. yani hayalindeki şeye zorla sahip olacağının sinyalini daha ilk saniyelerinde veriyor.

buraya kadar hepimizin malumu... peki kaçırdığımız nokta ne? film aslında başarı olgusunu ev sembolü üzerinden sorguluyor.

iyi bir evde yaşamak mı başarıdır yoksa o evi nasıl elde ettiğin mi? tomas bu evi eşinin babasının çok zengin olması sayesinde elde etti çünkü bu evlilik sayesinde o yüksek iş pozisyonuna geçebildi. nitekim kendisini başarılı görmediği için belki de içiyordu ve içkili olarak araba kullanıp kaza yaptı, eşine şiddet uyguladı vs. javier ise reklamın altın çağlarında; klişe ve basitçe bulunmuş, cesur olmayan, buna rağmen konjonktür gereği işe yarayan reklam fikirleriyle parayı ve kariyeri yakalamış biri. yani yaratıcı biri değil, ki zaten o nedenle çağa ayak uyduramayıp kariyeri bocalıyor. bu nokta çok hoş çünkü günümüzde tüm toplumlarda karşılaşılabilecek ama filmlerde çok az işlenmiş gerçek bir insan profili javier. tomas da javier de aslında ideal açıdan bakıldığında haketmedikleri bir başarının içindeler. javier bir noktadan sonra başarıyı ayağına gelen bir top ya da şans değil de; hayattan söküp alınması gereken bir meziyet olarak tanımlamaya başlıyor. yukarıdaki entrylerde eleştirilen karakter değişiminin iyi yansıtılmaması olayı işte bu ve evet katılıyorum. bu aydınlanma anı daha net gösterilebilirdi.

artık javier kendime başarı imgesi olan eve ulaşmak için onu haketmek gerektiğini kodladı. tomas kayınbabasından bu başarıyı elde ettiği için javierin gözünde tomas bu evi haketmemişti. (filmin ilk repliği: "hakettiğiniz hayat" ) böylece aranılan güdü bulunmuş olur ve olaylar gelişir...

günümüzde hakikatten de başarıya nasıl ulaşıldığı çok da önemli değildir. göz önünde olan asıl şey başarı metalarıdır. prestijli dergilerde verilen mülakatlar ya da hayat hikayelerinin anlatıldığı sohbetlerde gelinen aşama bazen hoş bir laf akçesi olsa da kimse bunlarla ilgilenmez. başarılı insanların otobiyografileri çok satmaz. satanlar da sadece kitaplık rafını süsler. ne yazık ki aslolan metadır. metaya nasıl ulaşıldığı değil. o nedenle film böylesine protest bir sonla biter. izleyicisine o beklediği adalet duygusunu vermez. çünkü dünya adil değildir.

bana göre bu adaletsizliği yaratan insanlığın kolektif bilinci. eğer yeterince çok sayıda insan bu dövüş ya da kaç ilkel güdüsünden kurtulup bütünün iyiliğini düşünmeye başlarsa ancak o zaman dünya adil bir yer diyebiliriz. ama şu an filmdeki javierin bakış açısı insanlığın fotoğrafı.

başarı olgusunu kendimi bildim bileli sorgulayan biri olarak çok sevdim filmi. umarım herkese kara ayna tutmuştur film başarı üzerine.

devamını okuyayım »