dialectichaos

  • 178
  • 1
  • 1
  • 0
  • evvelsi gün

jürgen habermas

-''birleşik bir avrupa'da ulus devlet ve demokrasi'' üzerine;

habermas, avrupa topluluğu'nun siyasi geleceğinin, yurttaşlık ve ulusal kimlik arasındaki ilişkiye ışık tuttuğunu söyler ve yurttaşlık konseptinin aristoteles tarafından, özünde şehir ya da şehir devletlerinin boyutu için uygun hale getirmek amaçlı geliştirildiğini belirtir. nüfusun, milliyetçilik bayrağı altında oluşan devlet olarak biçimlenmiş uluslara dönüştürülmesiyle, cumhuriyetçi fikirler daha geniş ölçüdeki modern teritoryal devletlerle uyumlu hale gelmiştir. bununla birlikte, modern ticaret ve alım-satım yükselişe geçer. böylece, bürokratik devlet gibi, kapitalist ekonomi de kendi sistematik mantığını geliştirmiş oldu. idari güç, hükümet bürokrasilerinin içine dahil edildi ve para, toplumsal bütünleşmenin meçhul bir vasıtası haline geldi. tam da bu noktada habermas, sistem bütünleşmesinin, aktörlerin bilinçleri tarafından yönlendirilen bütünleşme biçimiyle rekabet etmeye başladığını söyler. bu aktörlerin bilinçlerini ise ''toplumsal bütünleşme'' olarak adlandıran habermas, bu türden bütünleşmelerin, değerler, normlar ve karşılıklı uzlaşma sonucunda oluştuğunu belirtir. siyasal bütünleşme ise ancak ve ancak demokratik yurttaşlık temsiliyeti yoluyla gerçekleşebilir. bu yüzden, habermas'a göre, kapitalizm ve demokrasi arasında, -her ne kadar liberaller bunu sık sık inkar etse de- oldukça güçlü bir gerilim vardır.

habermas, between facts and norms: contributions to a discourse theory of law and democracy adlı kitabında, t.h marshall'ın yurttaş hakları ve görevleri konulu çalışmasına da değinerek örnekler veriyor. bu bölümde marshall, yurttaş hakları ve görevleri ile kapitalist modernizasyon arasındaki bağlantı üzerinde duruyor ve hakları,

1- sivil haklar
2- siyasal haklar
3- sosyal haklar olmak üzere üç gruba ayırıyor.

bu noktada, sivil haklar dediğimiz liberal negatif haklar, özel ve yasal özneyi, özgürlük ve mülkiyetin illegal hükümet ihlallerine karşı korur;
siyasal katılım hakları, yani siyasal haklar, aktif yurttaşa, fikri demokratik sürece katılım imkanı sağlar;
sosyal haklar ise, refah devletinin istemcilerine minimum bir gelir ve sosyal güvenlik bahşeder.
marshall'ın analizinde, negatif özgürlük hakları ilk olarak demokratik haklarla desteklenir ve sonra bu iki klasik tipteki hakkı, sosyal haklar takip ediyor. tüm bu sürece bakarak, nüfusun büyük bir kısmı, üyelik haklarının tümünü, adım adım gerçekleştirerek kazanır sonucuna varılabilir.

bir başka konu ise, habermas'a göre, liberal haklar, özel mülkiyet sahibinin toplumsal pozisyonu etrafında belirginlik kazanır. burada, fonksiyonalist ve normatif bakış açılarını karşılatıran habermas, fonksiyonalist bir bakışla, liberal hakları, bir pazar ekonomisinin kurumsallaştırıcısı olarak görebiliyorken; normatif bir bakış açısıyla da, liberal hakların, bireysel özgürlükleri güvence altında aldığından bahsediyor. fonksiyonalist bir bakışla, sosyal haklar, refah bürokrasilerinin kurumunu ifade ederken; normatif bakış açısı ise sosyal normların, sosyal zenginliğin adil paylaşım için dengeleyici unsurları bahşettiğini söyler.

habermas, gelecekteki avrupa vatandaşlığı olasılıkları incelendiğinde, bazı empirik izler derlenebileceğini söyler; özellikle de sivil hakların, ulus-devletler içerisinde kurumsallaşmasının tarihi üzerine, bu tip ipuçlarının yakalanabileceğini vurgular. habermas'a göre, açık bir şekilde temelde sınıf savaşımlarının ürünü olarak sivil hakları sunan şema aşırı kısıtlı. tüm göçleri ve savaşları da kastederek, diğer tüm toplumsal hareket biçimlerinin, eksiksiz bir yurttaşlık statüsünün gelişmesini sağlayabileceğini savunur habermas. peki bunu nasıl sağlar? ona göre, nüfusun siyasal olarak mobilizasyonu, varolan yurttaşlık haklarının aktivasyonuna katkıda bulunur ve dolayısıyla bu durum, yurttaşlık statüsünün gelişiminde önemli rol oynar.

sonuç olarak habermas, gelecekte, ortak siyasal kültürün, kendini çeşitli ulusal kültürlerden farklılaştırabileceğini ve bu farklılaşmanın, avrupa çapında bir siyasal kültürde ve çeşitli ulusal gelenekler (sanat, tarih, felsefe, edebiyat dalında) arasında ortaya çıkabileceğine vurgu yapar.

-''göç ve zenginlik şovenizmi'' üzerine;

ikinci dünya savaşı sırasında yerinden yurdundan edilen insanlar, bir süre sonra barışçıl ve refah düzeyine eren avrupa'ya hem güneyden hem de doğudan göç etmeye başlayınca, avrupa'da bir ''sığınma'' ve ''göç seli'' oluşmaya başladı. istatistikçilere göre, gelecek yıllarda, avrupa'ya, sadece doğudan göç edecek olan 30 milyon kadar göçmen olacağını belirten habermas, bu sorunun yalnızca avrupa devletlerinin ortak hareketi ile çözülebileceğini söyler.

avrupa'da uzmanların, bu sığınmacıların ve göçmen grupların, ekonomik sistemin kapasitesine nasıl absorbe edilebileceğini tartıştığını belirten habermas, siyasal olarak bütünleşmiş göçmenleri, ekonomik bir düzeltmeye tabii tutma isteğinin, yerli halkın göç sonucu ortaya çıkan sosyal ve ekonomik sorunları, ne derece ve nasıl algılayabildiğine bağlı olduğunu vurgular. bununla birlikte, tüm avrupa genelinde (fransa ve macaristan başta olmak üzere), sağ kanat zenofobik reaksiyonların giderek arttığının altına çiziyor habermas. ona göre, görece yoksul sınıflar, kendilerini sosyal bir çöküntüyle tehlikede hissetmiş ya da parçalara ayrılmış marjinal gruplara eklenmiş olsunlar, her zaman kendi kolektivitelerinin ideolojize edilmiş üstünlüklerini destekler ve yabancı olan her şeyi reddederler. bu durum, her yerde artmakta olan ''zenginlik şovenizmi''nin temelini oluşturur habermas'a göre. bu sebeple, barınma sorunu, aynı zamanda vatandaşlık ve ulusal kimlik arasında oluşacak potansiyel bir gerilimi besler.

habermas bu konuda, nazi almanyası döneminde milliyetçilik ve polonyalı düşmanlığı hisleri üzerinden örnekler veriyor. bu noktada, oder ve neisse nehirleri (bugün de geçerli olan polonya-almanya sınırı) bölgesinde yaşayanların kazandığı vatandaşlığın, halkın çoğuna, onlara artık ikinci sınıf alman vatandaşı olarak davranılmayacağı için etno-merkezci bir memnuniyet vermiş olduğunu, ancak vatandaşın haklarının, özgürlüğü güvence altına aldığını, çünkü bu hakların evrensel insan haklarını içerdiğinin unutulduğunu belirtiyor.

federal cumhuriyette, bir çok batılı yasal sistemde olduğu gibi, yabancıların, yurtsuz yabancıların ve devletsiz kişilerin legal statüsü, en az vatandaşların statüsü kadardır diyen habermas, bunun nedeninin, temel hukukun mimarisinin ''insan hakları'' fikriyle belirlenmiş olmasından ve her ikamet eden kişinin, anayasanın koruması altında olmasından kaynaklandığını söyler. habermas'a göre yurttaşlığın bileşeni, supra-nasyonal (ulus-üstü) haklar ve özellikle siyasal etkinin kullanımında ana fırsatları etkileyebilen avrupa sivil hakları yoluyla güçlendirilebilir.

habermas'a göre, ulusal kimlikten ayrışan bir vatandaşlığın normatif içeriği, sınırlayıcı ve engelci barınma ve göç politikaları için herhangi bir argüman sunmaz. bu noktada habermas, ''özel görevler'' ve ''özel zorunluluklar'' konseptlerine değinir ve bu kavramların, yalnızca bir komünitenin toplumsal toplumsal sınırları içerisinde varolabileciğini belirtir. dahası, devletin de, üyelerine bu özel zorunlulukları empoze ettiği belirli bir yasal komünite biçimlendirdiğini söylemekte habermas ve böyle bir durumda, tartışmayı beş adımda özetliyor:

1- ''özel zorunluluklar'', belirli kişiler tarafından, onlara yakın olan üyeler olarak, diğer belirli kişilere borçlandırılır. örneğin, bir ailenin üyeleri, arkadaşlar ve komşular ya da siyasal bir komünite ya da ulusun vatandaşları gibi. ebeveynler, çocuklarına karşı özel zorunluluklara sahiplerdir, onların ihtiyaçlarını karşılamak ve korumak ile yükümlülerdir; bu durum tam tersi de olabilir pek tabii.
aynı şekilde ülkeler, ya da devletler, vatandaşlarının korunma ihtiyaçlarını karşılamada ''özel zorunluluklar''a sahiptir ve bunu kendi topraklarındaki kurumlar ve hukuk/kanunlar yoluyla sağlayabilirler.
bu noktada habermas, faydacı(utilitarian)ların, bir politynin üyelerinin, karşılıklı hizmetleri yoluyla birinden diğerine kazandırılan karşılıklı faydada ''özel görevler'' için temel oluşturmaya çabaladığını belirtir. bu modele göre, her bir üye şunu umabilir ki, uzun vadede kar, diğer üyeler ile olan etkileşim ve değişim ilişkileriyle sağlanabilir. ancak habermas, bu modelin, nihayetinde, fazla katkı sağlamayan üyelere bir görev sağlamayacağını ya da bu doğrultuda bir yardım ihtiyacı getirmeyeceğini söyler (burada bir devletin, diğer bir ülkeden gelen sığınmacılara koruma vermesini örnek verir. (bkz: iltica) ).

2- habermas, ilk adımdaki sonuç sebebiyle, faydacı yaklaşımdan uzaklaşıldığını belirtir ve der ki: ''özel zorunluluklar, bireyler arasındaki toplumsal mesafenin niceliğini doğrudan doğruya değiştirmez.'' örneğin, biz bu ''yabancı''ları der habermas, -kendi ulusumuzun vatandaşı olsa da olmasa- ''diğer'' ya da ''öteki'' kategorisi altında algılarız. dolayısıyla da, ''öteki'' ya da ''diğerleri''ne karşı özel zorunluluklar, ilk olarak belirli bir komüniteye aidiyet ile sonuçlanmaz. bununla birlikte, yasal olarak düzenlenmiş ahlaki bir iş bölümü çerçevesinde, yasal komünitenin toplumsal sınırları, sadece sorumlulukların dağılımında düzenleyici fonksiyona sahiptir. bu durum, bizim zorunluluklarımızın bu sınırlar içinde genel bir son bulduğu anlamına gelmez; aksine bu daha çok, ulusal hükümetlerin, vatandaşların, üye olmayanlara karşı pozitif görevlerini yerine getirmesini anlaması demektir. tekrar: (bkz: sığınma) (bkz: iltica)

3- üçüncü adımda habermas, göçmen haklarının meşru kısıtlamalarının, en fazla rekabet düşüncelerinin ışığında desteklenebileceğinden bahseder ve bu savını şöyle bir örnekle destekler:
toplumsal çatışma ve külfeti bir ölçüde önleme ihtiyacı ile beraber kamu düzeni ya da toplumun ekonomik yeniden üretiminin tehlikeye girmesi durumunda, göçmen haklarının meşru kısıtlaması haklı çıkarılabilir. ona göre, etnik köken, dil, eğitim ya da kültürel bir komüniteye aidiyet kriterleri, göç ve yurttaşlığa kabul sürecindeki imtiyazları destekleyemez.

4- faydacıların ve yasal olarak düzenlenmiş ahlaki iş bölümünün önerdiğinin aksine, ''komüniteryancılar'' -(bkz: toplumculuk)-, bireyin, ortak kader ve yaşamının siyasi bir biçiminin tarihsel bir komüniteye aidiyetini regüle ederler. komüniteryancılar için, vatandaşlık, ''ben kimim?'' ve ''ne yapmalıyım?'' gibi sorulara yanıttır ve bu olgu, ancak ve ancak kamusal alanda ortaya çıkabilir. habermas'a göre, siyasi bir komüniteye üyelik, özel görevlere dayanak noktası oluşturur ve bu temelin arkasında da patriotik (bkz: patriotic) bir tanımlama bulunur.
bununla birlikte habermas, evrensel anayasal ilkelerin uygulanmak zorunda olduğu bir siyasal kültürden bahseder ve bu siyasal kültürel içeriğin, modern devletin sunduğu yaşam biçimi tarafından oluşturulduğunu söyler. bu nedenle habermas, micheal waltz'a referans vererek, ''göç hakkı, yaşam formunun bütünlüğünü korumak için siyasal komünite hakkı tarafından kısıtlanır'' diye yazmaktadır. waltz'un görüşünde, vatandaşların self determinasyon hakları, aynı zamanda her bir yaşam formunun kendini zorla kabul ettirme (self-assertion) hakkını da içerir.

5- yukarıdaki argüman, iki zıt yolda yorumlanabilir der habermas. komüniteryan yorumlamada, ilave normatif sınırlamalar, liberal göçmen haklarına empoze edilmelidir böyle bir durumda.
fonksiyonel sınırlamalara ek olarak, belirli yaşam formunun etnik ve kültürel varlığını güvence altına alan bazı sınırlamalar da vardır. buradan habermas, vatandaşlığın, ulusal kimlik ile değil de, tarihsel olarak spesifik bir kültürel kimlikle iç içe geçtiğini, ya da geçmesi gerektiği sonucuna varır.

devamını okuyayım »
13.09.2013 17:44