douch this

  • azimli
  • hırçın golcü (290)
  • 2747
  • 18
  • 4
  • 1
  • bugün

2020 ekonomik krizi

bu, öyle domino taşı gibi insanı yıkıp geçen bir durum ki herkes aslında her şeyin farkında ama insanlar çaresizlikten, hayata tutunabilme çabası için verdiği emekten kafasını kaldırıp neler kaybettiğini düşünemiyor. aslında her gün bir parçamızı kaybediyoruz. kaybeden ya kendimiz oluyoruz ya da sevdiklerimiz.

kriz her gün sıradan insanları yok ederken, varlıklı olanlar hayatlarını en çok kaliteyle, en az strese girerek güle oynaya devam ettiriyor. neden? çünkü örneğin sen şirket kurup vergi kaçırıp kendini yıllarca zararda gösterip ödemediğin vergilerle kendine dünyalık yapmadın, ya da ailenden sana hiçbir miras kalmadı veya zenginliğin ortasına doğmadın...

ya şöyle bir bakıyorum da sen normal halli biri olarak para kazanmak için her allahın günü cebelleşirken, hiçbir kaliteli hizmet alamazken, iyi imkanlara, kapıların ardı arkasına açılmasına sahip olamazken; diğerleri krizi fırsata çevirip varlığını 5'e katlıyor, ömrüne ömür katıyor. ama sen her gün eriyorsun, sürekli bir şeyleri ihmal ediyorsun, sevdiğini kaybediyorsun, o'nun son anlarında yanında olamıyorsun çalışmak zorunda kalıyorsun...

örneğin şubat ayında canım babam yolda yürürken kalp krizi geçiriyor, bir bahçe duvarına oturup bahçeye düşüyor. istanbul'un göbeğinde 5 dakikada orda olması gereken ambulans 13-14 dakikada geliyor, orada duran esnaf öyle mal gibi olayı izliyor. yardıma giden yalnızca yoldan geçen bir iki kişi... esnafa ambulans gelmiyorsa niye 2 dakika ötedeki hastanenin ambulansını çağırmadın diyorum, herif "onun parasını kim ödeyecek o anda nası çağırayım" diyor ve babam kaldırıldığı hastanede vefat ediyor... yani eğer kaliteli hizmet alabilseydi babam o ambulans 5 dakikada gelirdi, ülkedeki doktorlar yurtdışına gitmek istemeseydi belki o ambulansta gencecik bir paramedik yerine bir doktor olurdu... herkes işini doğru yapsaydı babam apartman bahçe duvarından aşağıya düşmezdi, düşmesin diye muhakkak bir korkuluk olurdu... eğer o esnaf müşteri velinimet mantığında olmasaydı ve babam ona traşa gidip para bırakıyor olsaydı 3 ambulans yığardı oraya... yoğun bakım ünitesi bile olmayan hastaneye kaldırılıp kurtarılmaya çalışılmazdı babam... o'nu kurtarmak için hastane doktoru 20 dakika değil 20 saat uğraşırdı... babam 65 yaşında emekli bir insan olmasına rağmen ekmek parası ve çocuklarına destek olmak, torununa hediyeler alabilmek için hala çalışmak zorunda kalmazdı...

yani hayat, bu ülkede böylesine pahalı ve bir o kadar "ucuz" olmasa bunların hiçbiri yaşanmazdı. ama ne oldu, tam feraha ereceği bir dönemde 40 yıl çalıştıktan sonra babam vefat etti. sağlık bakanlığına ihmaller üzerine şikayette bulundum bana geçen gün dönüş yaptılar. nerdeyse 6 ay sonra... ve ben hemen her hafta tam olarak orada ne yaşandı anlatın diye resmen yalvardım sesimi duyan olmadı, hiçbir dönüş yapılmadı... şimdi ben örneğin bir milletvekili çocuğu olsaydım ne babam orda düşerdi, ne ambulans o kadar geç gelirdi ne hastanede 15-20 dakika uğraşılıp morga kaldırılırdı ne de vefatından tam 6 ay sonra dönüş yapılırdı...işte kriz bu. bu dönem beni yedi bitirdi yarın seni yiyecek. domino taşı etkisi dediğim şey bu. bizler aslında öyle ihmaller ve kalitesiz hizmetler, denetimsizlikler, ekonomik sorunlar kaynaklı depresif insanlarla iç içe yaşıyoruz ki ne kimse birbirine yardım etmek istiyor ne sistem sana yardım eli uzatıyor öyle mal gibi acının ortasına bırakılıyorsun ve sonra diyorlar ki hadi unut şimdi, yarın iş var para kazanamazsan nasıl yaşarsın...

devamını okuyayım »