dream endless

  • 266
  • 0
  • 0
  • 0
  • 7 ay önce

jose mourinho

sene 1998. okul futbol takımıyla şampiyonluktan şampiyonluğa koşuyoruz. başımızda yalova'nın en önemli teknik dehası muzaffer hoca. yeri göğü inleten mobiletiyle idmana geliyor. üstünden çıkarmadığı eski adidas montu ve kafasıyla olabilecek en az şekilde temas eden beresiyle adeta mancini'nin atkı karizmasını lokal çapta yaşatıyor. ama durum bundan ibaret değil.

bölge şampiyonasında final oynuyoruz. ben düşük tekniğime rağmen uzun boyum ve sonlarda gezinen determinizmim ile adeta bir jaap stam, ilkel dönem servet çetin'iyim defansta. gel gör ki rakip forvetlere yetişemiyorum, devamlı olarak "defansa gelsenize lan!" diye bağırıyor, takımı saha içinde yöneten adam olmaya çalışıyorum. kenarda muzaffer hoca sessiz, muzaffer hoca düşünceli. ilk devre bitince soyunma odasının yolunu tutuyoruz. final havasına girememişiz, o ünlü kolej takımı ruhundan uzağız. maç berabere ama biz kakara kikirizi yapıyoruz. en sonunda soyunma odasının kapısı açılıyor, beresi ve adidas montuyla muzaffer hoca elleri cebinde içeri giriyor. bize -özellikle bana- yaklaşık bir 10-15 saniye boyunca jest ve mimikten arınmış bir şekilde bakıyor, tek kelime etmiyor. en sonunda ağzını açıyor ve şunu söylüyor: "ambaş!" ardından arkasını dönüp gidiyor, soyunma odasında bir ölüm sessizliği. çıkıyor ve maçı kazanıyoruz, bölge şampiyonu oluyoruz. muzaffer hoca beni takımdan kesiyor, varsın olsun. ama tek kelimesiyle bir takıma şampiyonluk sevinci yaşatabiliyor. işte teknik direktörlüğün ne menem bir şey olduğunu o gün anlıyorum.

milyon dolarla oynayan, kaşmir ceketler giyip idmana yüz binlerce euroluk italyan arabalarıyla giden mourinho da böyle bir ortamda futbolun tanrısı olabiliyor. sen mi büyüksün? hayır, biz büyüğüz biz! ben muzaffer hoca, benim yanımda koca bir hiçsin, anlıyor musun, hiç.

devamını okuyayım »