dumanli hava sahasi

  • 197
  • 0
  • 0
  • 0
  • 2 ay önce

gelecekteki sevgiliye not

kime yüz yüze söyledimse, kibarca veda ettiğim şeklinde yorumlanmış nottur.
geldiğinde, olabileceğin en düzgün adamlardan biriyle muhatap olacaksın, ama bu seni mutlu etmeyecek korkarım ki.
bu uyarıyı kime yaptımsa dinlemedi, sen de karşılaştığın sahici düzgünlüğün sersemletici etkisiyle görmek istemeyeceksin ama, istemesen de görmeye başladığında da artık üzüntü eşiğini çoktan geçmiş olacaksın.
ilişkilerde, düzgünlük/olmuşlukla, ilişkiye enerji/coşku veren şeylerin ters ilişkisi vardır dersek çok da yanılmış olmayız. keşke birlikte büyüyebilseydi ruhlarımız.
yeterince yaşamış her insanda olması bekleneceği gibi, görmek istediğim hemen her yeri gördüm, yemek içmek istediklerim de geçti gitti, binilecek arabalara bindim, dönülecek yollardan döndüm, 20 li 30 lu yaşların kaçınılmaz “yaşama” anaforunda en çok ‘merak’ımı tükettim. çok lafa ne gerek, merakı tükenmeye yüz tutmuş bir adam kurumak üzere bir deniz gibidir. bunu fark edip kenara ayırdığım şarkılar filmler manzaralar da arada derede harcandı gitti.
yeryüzünün sayısız acısına tatlısına tanıklık ettim bir şekilde. bu tanıklıklar pek çok şeyle birlikte, yaşamın, herhangi bir insanın olası “taşkın anlamını” da azaltan şeylerdir. o uğruna ömürler feda edilen aşk, bu tanıklıklar karşısında mümkün olabilir mi emin değilim.
her şey dozunda yaşanmalı, ama hiçbir zaman neyin dozu nedir nasıl ölçülür kim karar verir yanıtlanabilir olmayacak. öte yandan, dozu aştığımı fark ettiğim şeyler de var. basit kaygılar mı, tutunma endişesi mi, sorumluluk duygusu mu ne denirse artık, geçen ömrün kahir ekseriyetini, para kazanmaktan öte anlamı olmayan mesleki çalışmaya ve kitaplara ayırmış bulundum. pişman mıyım, yo. peki, harika mı, yo hayır bu da değil. ne aşırı anlam yüklenecek ne de yok sayılacak bir durum bu. ertesi gün çalışamayacak gibi çalışır, bir yandan da sabahlara kadar kitaplarla uğraşır bir ömrüm oldu. sanırım ikincisi ilkinde kaybedilen erdemi bedene ve ruha tekrar giydirme çabası idi. yok hayır öyle olmuyor o. kişinin kendisine malumat yığmasında hiçbir erdem görmüyorum, kalite de katmaz eminim bundan.
ben ilişkiler-dostluklar ve iş ortaklıklarının birbirinden farklı “temeller” üzerine kurulduğuna inanırım. basit bir a priori söylemim vardır bu üçlemede. ilişkilerde kişinin geçmişi, dostluklarda şu anı, iş ortaklığında geleceğe nasıl baktığına göre değerlendirme yapılmalıdır. ve nihayet, pek çoklarının aksine, bir ilişkiye “hazır yaşanmışlıklarla” girilme oranında o ilişkinin özel olmaktan uzak olacağına inanırım. sözün özü, 39 yılın gereğinden fazla yaşanmışlıkları ile ben hiç de özel biri sayılmam azizim. bu kadim şehrin, her manzarasında bir hatıram, her mevsiminde bir esrikliğim, her gün batımında bir gidişim vardır. sana ait, sadece sana tahsisli ne bulabilirim inan bilemiyorum.
not değil mektup sınırlarını da aştı farkındayım, ben şahsen sebe melikesi belkıs tan geldi deseler yine bu kadar uzun bir metni okumazdım.
nihayet, yorgunluğumu da eklemem lazım. işten güçten, eşten dosttan, artık bir diğerini tekrara dönmüş yaşamdan, hep bir başkasını çağrıştıran yeni insanlardan yorgunum. uzun zamandır hayrete kapılmıyorum, deprem olsa şaşırmam gibi geliyor. bu yorgunluk, tatille, keyifle, bir yeni insanla geçecek türden değil öğrendim. bu yorgunluk diye söze döktüğüm şey, yetmişlik efendim. yaşam yetince, artmaya başlayınca, kendi tekrarınının dejavusu her gün yanı başında bulununca kabulleniyor insan.
hiç 40 yaş ruh hali diye geçiştirilecek bir şey değil bu. sıkılmış bunalmış darlanmış da değilim. keşke öyle hissetseydim de, geçince geçer diyebilseydim. işin en kötü yanı, mesudum efendim.
tüm bunları ihbar etsem de, kimse oralı olmuyor. insanlarda bir yaşama, deneyimleme, “kendini ve beni ve bizi test etme” telaşı hatta acelesi görüyorum. bu ise bana ahmakça geliyor artık.
ne kendine eziyet et ne de benim yorgunluğuma katkıda bulun. nasıl olsa ben gideceğim, iyisi mi sen orda kal, sevgiler.

devamını okuyayım »
13.08.2014 01:44