dumuzid

  • 168
  • 1
  • 0
  • 0
  • 2 hafta önce

2000'li yıllar

ilk gençliğimi ve üniversite yıllarımı geçirdiğim güzel dönem. mükemmel bir refah dönemi olmasa da benim ve benim kuşağımdaki birçok kişi için geleceğe umutla baktığımız bir dönem olarak zihinlerde yer edinmiştir.

1990'lı yılların imajı, sscb'nin yılıklması ve ona bağlı olarak yaşanan karışıklıklar, yugoslavya savaşları, 1999 depremi gibi kötü anılar ve kaosla dolu bir dönem olarak zihinlerde yer etmişti. fakat 2000'ler yeni bir devri müjdeliyordu. henüz 2000e girmeden, yeni duyduğumuz "milenyum" kelimesi medyada çokça yer almaktaydı. yeni milenyum, cep telefonlarının hayatımıza girmesi, küreselleşme, internetin yaygınlaşması, ülkemiz özelinde avrupa birliği gibi umut dolu çağrışımlarla berabler geliyordu. şu an hayatımızın normal bir parçası olan teknolojilerin erken örnekleri bize bilim kurgu filmlerinin çıkmış gibi geliyordu.

spice girls - "generation next" çalan pepsi reklamları, teoman'ın "dünya aslında yanıbaşımızda" dediği reklam kuşağı bile bu yeni dünyayı müjdeliyordu hep. öte yandan da y2k (veya 2000 yılı problemi) olarak bilinen bilgisayarların tarihle ilgili işlemlerden ötürü bir çok sistemin çökeceğine dair korku da vardı. sonuçta 31 aralık 1999 yılbaşını kutladık ve 2000'e girdik. sistemler çökmemişti.

eğer evimizde bilgisayara ve telefon hattıyla sürekli meşgul çalan servis sağlayıcılara günde en fazla bir iki saat girebildiğimiz bir internet bağlantısına sahip olan şanslı azınlıktan değilsek, arkadaşlarımızın veya akrabalarımızın evinde ya da havalı internet kafelerde interneti tanıdık. mırc, icq ve daha sonra msn ile ülkenin ve dünyanın farklı yerlerindeki insanlarla ilk defa mesajlaşmanın verdiği his bambaşkaydı. iloveyou virüsünün yayılmasından bahsedilmeye başlandı bir ara. korktuk, acaba virüs bulaşır mı bilgisayarımıza diye. yine de çılgınlar gibi bu yeni dünyayı keşvetmeye devam ettik. 2000 yılı, her şeyin daha iyiye gideceğine, türkiye'nin ve dünyanın daha güzel bir yer haline geleceğine inandığımız umut dolu bir yıldı.

milenyum tatsız başladı ama bu ilerleme havasını bozmaya yetmedi. 2001 krizi geldi önce. sonra 11 eylül saldırısı bu güzel küreselleşme rüyasına ilk ciddi darbeyi vurdu. inanılmaz bir görüntüydü uçakların kulelere çarpması. ölenler için üzüldük. bizim nesilde yaygın olan abd nefreti henüz yoktu. afganistan operasyonu ve ırak savaşı hem rüyamıza birer darbe daha vuracak, hem de bu nefretin oluşmasına sebep olacaktı ama henüz bu değişimlerin etkisini bilemiyorduk.

öte yandan 2000lerin ilk yarısında umut dolu gelişmeler birbiri ardına geliyordu. 2002'de ilhan mansız'ın attığı golle dünya kupasında yarı finale çıktık. 2003'te, sertab erener, "everyway that i can" şarkısıyla bize eurovision şarkı yarışması birinciliğini getirdi. 2004'te avrupa parlamentosunda, parlamenterler türk bayraklı, türkçe "evet" yazan pankartlarla tam üyelik müzakerelerini başlattı. bu gelişmeleri orhan pamuk'un nobel ödülü takip edecekti.

genç olmak gerçekten çok güzeldi bu yıllarda. h2000 festivali hım, muse, suede gibi, rock'n coke, pet shop boys, cardigans, ıggy pop, the cure, korn, the offspring, placebo, franz ferdinand, chris cornell gibi isimleri getirdi. festivalden festivale koşacak paramız olmasa da, boğaziçi, ıtu, hacettepe, odtu gibi büyük kampüs üniversiteleri bizim aktivite ve topluluk doluydu. mor ve ötesi, duman gibi grupların üniversite festivallerini kasıp kavurduğu yıllardı. film festivalleri, tiyatrolar ne ararsan. öğrenci cebindeki parasını sıfırlamadan iki bira içip arkadaşlarıyla güzel vakit geçirebiliyordu. taksim olsun, kızılay olsun barların pubların marjinalleşmediği zamanlardı.

özet olarak bu yıllarda artık modern dünyaye entegre olmuş, herhangi gelişmiş bir ülke gibi hissetmeye başlamıştık. 2000li yılların ilk yarısındaki her şeyin iyiye gittiği duygusu, hrant dink cinayeti, ergenekon ve balyoz davaları, arap baharının getirdiği yıkım, gezi olayları ve suriye ile birlikte tamamen sonlanacaktı.

devamını okuyayım »