dusselyakaris

  • 23
  • 0
  • 0
  • 0
  • 3 ay önce

lisede yapılan hayvanlıklar

okul yönetimi ortak bir kararla sınıfımız çok yaramaz olduğu için otoriter müdür yardımcımızın hemen yanındaki öğretmenler odasını boşaltarak bizim sınıfı o odaya taşıdı.
amaç müdür yardımcımızın otoriter tavrını ve deli kadir mizacını kullanarak bizi disipline etmekti.
her şey o gün başladı benim için.

ben kendi halinde rutin hayvanlıklar yapan bir öğrenemeyici olarak öğrenim hayatımı sürdürürken, okul yönetiminin bu aldığı gayet gereksiz ve talihsiz kararla lise hayvanlıkları tarihine geçecek bir eyleme imza attım.

malumunuz hayvan habitatına dahil öğrenemeyiciler olarak bizler arka sıraları kendine mesken tutmuş çok hücreli canlılardık.
ben de orta sıranın en arkasında kendi halimde lemanın o haftaki sayısını okurken, gayet iç bunaltıcı bir matematik dersinin henüz dörtte birlik zaman dilimini yaşamaktaydım.
her şey normal seyrinde ilerlerken bir anda sırtımın dayandığı duvardaki, öğretmenler odası günlerinden kalma telefon prizi ansızın yere düştü.
prizi yerden alıp duvara yerleştirmeye çalıştıysam da başarılı olamadım ve sıranın gözünün tozlu ve izbe köşelerine bıraktım kendisini.
daha sonraki günlerde prizden sarkan kabloların 220 v değil 12 v olduğunu öğrendim.
bu voltaj seviyesi insana zarar veremeyeceği için kabloları günlük oyun aracı haline getirdim.
bir gün koparıp tavşan, diğer gün at, başka bir gün çöp adam derken kabloların tükendiği günleri görmüştüm. neden sonra duvardaki boşlukla bir hayli haşır neşir olmaya başladım.
gün gün rotring kalem, gün gün cetvelle duvarın zayıflamış sıvasını hapishaneden kaçmak için tünel kazan andy dufresne (bkz: esaretin bedeli) edasıyla şevkle kazımaya başladım.

bir gün yine rotring kalemin bana verdiği, delme hazzıyla hunharca duvarı kazırken; ki sıkıcı bir ingilizce dersiydi ve ingilizce öğretmeninden hali hazırda yarım dönemde üç kere dayak yemişliğim vardı. bir yandan da öğretmenin bezgin bekir tipine, derse ilgisi olan öğrenemeyici edasıyla saçma mimiklerle bakışlar atıyordum.
o anda rotring kalemi duvardaki deliğe güçlü bir şekilde bastırdım ve kalemin boşluğa doğru kayışını içsel bir şaşkınlıkla bütün bedenimde hissettim.
kalemi geriye doğru çekmeye çalıştığımda zorlandığımı farkettim.
bütün gücümle kalemi kavrayarak bir anda geriye doğru çektim.
kalemi çıkarmıştım saplandığı priz deliğinden. fakat yere düşen toz toprak, vs. çeşitli hafriyat malzemesinin patırtısı bütün sınıfın bana doğru dönmesine neden oldu.
kitabım düştü numarasıyla ortamı yatıştırdım. daha sonra heyecanla deliğe doğru eğildim ve baktım.
o anda gördüklerim öğrenim hayatım boyunca görüp görebileceğim en dehşet verici sahneydi.
uzun metrajlı, bilinçsiz ve zevki uğraşlarım sonucunda sınıfın duvarını delip saygıdeğer müdür yardımcımızın odasına ulaşmış ve kendisiyle göz göze gelmiştim.
adam büyük bir şaşkınlık içerisinde deliğe doğru bakakalmış ve olana anlam vermeye çalışan bir surat ifadesi takınmıştı.
ben ise "yok anasını amı" içsel seslenişiyle şaşkınlığımı ve korkumu dizginlemeye çalışıyordum.
nedendir bilinmez müdür yardımcısına "kolay gelsin hocam" demeyi o an için en ideal tepki olarak kabul etmiş ve çoktan evrenin sonsuzluğuna iki dudağımın arasından üflemiştim.
hoca şaşkınlık içinde teşekkür ettikten sonra "kim olduğunu göremiyorum çabuk odama gel" dedi. "peki" cevabını verdikten sonra ders işleyen öğretmenimizden parmak kaldırarak söz istedim.
gayet net bir ses tonuyla "hocam beni sayın müdür yardımcımız çağırıyor" dedim.
ingilizce öğretmenimiz, bana daha önce attığı dayakların kendine verdiği güvene dayanarak, gayet sert bir ses tonuyla "olum sen doymadın mı? nerden çağırdı seni müdür yardımcısı dersin ortasında? sen gerizekalı mısın? daha başka uyduracak yalan bulamadın mı?" diye bir dizi soruyla üzerime yürümeye başladı.
ben de gayet yatıştırıcı bir ses tonuyla "hocam bakın burdan çağırdı!" diyerek duvardaki deliği gösterdim.
adam beni sıradan çekip aldıktan sonra eğilip delikten diğer tarafa baktı.
gördüğü karşısında dehşete kapılan ingilizce öğretmenimiz diğer taraftan dehşetle bu tarafa bakan müdür yardımcımızla göz göze geldiler. dehşetengiz kelimesinin tanımı olarak bu iki dehşet bakışın çarpışmasını yazabilirsiniz sözlüğe.
biraz bakıştıktan sonra yüksek sesle selamlaştılar.
müdür yardımcısı, ingilizce öğretmenimize iyi dersler dileyerek, ondan beni odasına göndermesini rica etti.
şaşkınlık içinde bana doğru dönen öğretmen bozuntusu kısık ve hayal kırıklığına uğramış bir ses tonuyla "git" dedi.
ben de o andan sonra ömrümün en hissiyatsız, en umutsuz, en boş ve en belirsiz adımlarını atarak müdür yardımcısının odasına girdim.

o otoriter, deli kadir mizaçlı adam, beklenmedik ve az rastlanır şekilde sırıtarak "olum buna bir açıklaman var mı?" diye sordu. adamın o haleti ruhiyesinden feyz alarak ben, her şeyi tüm gerçekliğiyle anlattım. olayın özellikle yapılmış bir eylem olmadığını ve herşeyin prizin doğal akışıyla fizik kurallarına uygun bir şekilde yere düştüğü andan sonra başladığını söyledim.
prizi yerine sokmaya çalışırken olduğuna onu ikna ettim ya da o fazla üzerinde durmak istemedi. bunun ne kadarlık bir zaman diliminde olduğuyla ilgili fazla bir açık vermedim. iki aylık süreyi bir haftaya indirgedim ve özür diledim. o da gayet ılımlı yaklaştı ve olayı disiplin kuruluna götürmeyeceğini söyledi ve ekledi. "yirmi yıllık öğretmenlik, dokuz yıllık müdür yardımcılığı hayatımda, tuvaletin deliğine dolu kola kutusu sokan, lavaboyu yerinden söküp sınıfa götüren öğrenci gördüm. fakat müdür yardımcısının odasına duvarı delerek geçmeye çalışan öğrenci ilk defa görüyorum. gerçekten tebrik ediyorum." dedi şaşkın bir gülüşle birlikte.
ben ise utanarak ve sıkınarak birkaç defa özür dileyerek, nedendir bilinmez üzgün bir hissiyatla sınıfıma döndüm.
ve lise hayvanlıklarında rekor kırarak adımı altın harflerle mezun olduğum okuluma kazıdım.
fakat o günden sonra hiç böyle hayvanlıklar yapmadım.
müdür yardımcısının o babacan tavrı karşısında ansızın ehlileştim.
o baba adamla halen görüşürüz.

devamını okuyayım »