ebmoldcity

  • azimli
  • anadolu çocuğu (308)
  • 1018
  • 6
  • 2
  • 1
  • bugün

ermeni soykırımı

dünyada türk düşmanlarının, varlık sebeplerinin (bkz: raison d'être) türk düşmanlığı olan güçlerin ve onların zavallı piyon milletlerinin götlerinden uydurdukları elementtir. amacı da türkiye'yi uluslararası politikada güçsüzleştirmektir. asla ve asla hukuki değildir; tamamen politik bir olgudur.

toplumsal ve tarihi bir olay gerçekler üzerine ve tarafsızlık ilkesine uygun olarak tartışılması gerekir. soykırım gibi çok önemli ve elastikliği olan bir kavram, hukuk ve tarih çerçevesinde tartışılmayıp politikanın malzemesi olduğunda kutuplaşma belirir, ve bu kutuplaşmanın haklı kazananı olmaz. çünkü politik mücadelede asla haklılığın bir önemi yoktur. ermeniler de konuyu politikanın alanına çekmekle asıl hedefledikleri de bu zaten. hukuki hiçbir dayanağı olmayan bir emelin hala peşinde olmaları politik bir ajandanın kurbanı olduklarını gösteriyor.

ben hadi bu ermenileri geçtim de, türklerden de bu saçmalığa inananlar var ne desem bilemiyorum. bunları da ikiye ayırıyorum:

1) kimlik sorunu yaşayan, batının dalkavukluğunu kör bir şekilde yapıp bunu modernizm sanan gerizekalılar: bu güruh, sözde ermeni soykırıma dair hiçbir bok bilmemesine rağmen, cehaletinin verdiği hadsizlikle utanmadan (bkz: ermenilerden özür diliyoruz kampanyası) gibi aptallıklara girişirler. bazıları o kadar cahildir ve utanmazdır ki, sırf osmanlı düşmanlığı yapacağım diye gider ermeni taşağı yalar. bu malların akplileri arap taşağı yemekle suçlamaları da benim kendilerine götümle gülmeme neden olmakta. durun siz kardeşsiniz. cehaletiniz paçalarınızdan akıyor. umarım bu güruh bir an önce yok olup biterler.

2) yeteri kadar bilgisi olmayan fakat tarafsız düşünmeye çalışan ve cahil bir milliyetçi gibi devletin propogandasına inanmak istemeyen iyi niyetli türkler. bazıları da okumuştur araştırmıştır lakin türklerin ermeni soykırımı yaptığını düşünürler. kendilerinin sağduyularını anlıyorum fakat uyarıyorum: soykırım diye bir şey yoktur ve suçlamalar asılsızdır.

ben burada konuyu hukuk üzerinden çözümlemek istiyorum.

soykırım nedir? birleşmiş milletler soykırımı şöyle tanımlar: soykırım, herhangi bir grubun varlık hakkının inkarıdır.* tabi daha sonra, başta (bkz: icty) ve (bkz: ictr) olmak üzere çeşitli ceza mahkemeleri soykırımı unsurlarıyla birlikte tanımlamaya çalıştılar. en günceli olmasından mütevellit, uluslararası ceza mahkemesinin (icc) yaptığı tanımlamayı kullanacağım.

icc statüsü şöyle der: soykırım; bir ulusal, etnik, ırksal veya dini bir grubun bir kısmını veya tümünü yok etmek niyetiyle işlenen, aşağıdaki eylemlerdir:

(a) grup üyelerini öldürmek,
(b) grup üyelerine ciddi bedensel ve mental zarar vermek,
(c) bir grubu bilinçli bir şekilde fiziksel yıkımla sonuçlanacak hayat şartlarına zorlamak,
(d) grup içi doğumları engelleyecek tedbirler almak,
(e) grubun çocuklarını zorla başka bir gruba aktarmak.

şimdi, soykırım suçunun 3 tane unsuru vardır. bunlar; maddi (material), manevi (mental) ve contextual unsurlardır. şimdi, bunları hemen açıklıyorum. yani, bir takım olayların soykırım olarak adlandırılabilmesi için, bu üç unsurun aynı anda sağlanması gerekiyor. başka bir deyişle (bkz: cumulative requirements).

1. maddi unsur (material element): latince ifadesiyle actus reus. yani soykırımı işleyen kişi, yukarıda belirtilen herhangi bir eylemi işlemelidir. örneğin bir ermeniyle dalga geçmek soykırım olamaz. öldürmeniz veyahut ciddi bedensel ve mental zarar vermeniz gerekir. bu eylemlere prohibited acts denir.

icc'nin suçun unsurları dokümanında da bunlar daha kapsayıcı şekilde işlenmiştir. örneğin, öldürmek kurbanın ölmesine sebep olmak denir. ya da, ciddi bedensel ve zihni zarar olarak da işkence, tecavüz gibi eylemler anlaşılır. *

2. manevi unsur (mental element): latince ifadesiyle mens rea. soykırımın da manevi unsuru da bir grubun bir kısmını veya tümünü yok etmek niyetinin olmasıdır. yani, kasıt (intent). hemen bakıyoruz.

bir eylemin soykırım olması için o eylemin hususi kastının olması (bkz: dolus specialis) şarttır. yani, ceza hukukundaki normal kasıttan farklıdır. icc statüsü 30. maddesinin de belirttiği gibi, eyleme ilişkin, kişi sözkonusu eylemi işlemeye kastetmiş olması; ayrıca eylemin de günün sonunda soykırımla sonuçlanacağının da farkında olmalıdır.

şimdi daha soykırımın ne olduğunu bilmeyen (o zamanlar böyle bir kavram yok) osmanlı askerlerinin zaruri göç politikası kapsamında nasıl soykırım kastı hem de dolus specialis olur sorarım size a dostlar.

ayrıca bu hususi kastın da kanıtlanması lazım. önce direct evidence olması lazım. ama ermenilerin elinde direct evidence’a dair bir şey yok. suç da çok ağır olduğundan ötürü, aksine ihtimal verilmeyecek kanıtların olması lazım. yani kanıtların standartı çok yüksektir ve direct evidence’ın yokluğunda circumstantial evidence’a bakılacaktır.

işte zurnanın zırt dediği kısım da burası. herkesin bildiği üzere, ermeniler bir yerden bir yere tehcir edilmişlerdir. ingilizce olarak ister relocation diyin, ister displacement diyin. hukuki olarak genelde displacement denir. yani; dönemin sorumluları askeri tehdide binaen ermenileri bir yerden bir yere sevk etmişlerdir. yani soykırım işlemeye dair özel bir politika güdülmüyor.

şimdi iddia edilebilir ki, bu tehcir esnasında yüz binlerce ermeni osmanlı askerleri tarafından öldürüldü, bu soykırıma girer. hayır efendim girmez. bosna soykırımına ilişkin olan krstic davasında, mahkeme şu sonuca varıyor:

''krstic'in hususi kastı zorla göçtü. her ne kadar sahadaki askerler bu zorla göç niyetini gerçekleştirirken aynı zamanda soykırım işlemeye kastetmiş olsalar da; bu zorunlu göçün emrini veren krstic'in böyle bir soykırım kastı yoktu. üstelik sahadaki askerlerin soykırım amacıyla katliam yaptığını bilmesine rağmen böyle bir amacı olmadığı için, kendisinin bu bilgisi soykırıma kastettiği sonucuna götürmez.

soykırım insanlığın en ağır suçlarından biridir, ve suçun ağırlığından ötürü, yüksek eşikli 'hususi kasıt' şartının sağlanması gerekiyor. dolayısıyla, radislav krstic soykırım niyetine sahipti denilemediğinden, kendisi soykırım suçlusu da değildir'' *

üstelik, bu circumstantial evidence standardı ışığında, asla ve asla soykırım kastının varlığına ulaşılamaz. bunun tam aksine, tehcir ile ilgili çok kapsamlı kanıtlar da türkiye tarafından da sunuluyor. merak eden şurdan bakabilir. tehcirin sebeplerinden, tehcire tabi olan ermenilerin sağlık durumlarının korunmasına kadar o dönemin tüm hükümet belgeleri mevcut. bakıldığında, circumstantial evidence ibreyi türk tarafına kaydırıyor. mesela, nazi soykırımında tüm belgeler mevcuttu ve circumstantial evidence da sağlanıyordu, yahudilere ölüm ve soylarının kurutulması vb açıklamalar gibi basın yayın organlarından elde edilebilir.

3. bağlamsal unsur (contextual element) : bu da şunu söyler: birbiriyle apaçık bağlantılı ve bir politika örgüsünde gerçekleşen benzer olaylar zincirinin olması lazım. burada önemli olan bir husus var. bu örgünün apaçık olması lazım, yani ingilizce ifadesiyle manifest olması lazım. bu olmazsa eğer, bahsi geçen olaylar isolated hate crimes olmaktan öteye geçemez.

öte yandan, bu şart case law'da da geçiyor, her ne kadar çok güçlü bir şekilde seslendirilmese de. mesela, akayesu* ve krstic* davalarında mahkeme 'widespread and systematic attack' olması gerektiğinden bahsediyor ve daha sonra bu durum icc tarafından da tanınıyor.

tehcir politikasında da soykırıma dair bir contextual elementin olmasını iddia etmek çok zordur. ve bu zorunlu göçteki ölümler olsa olsa isolated hate crimes olur; öte yandan soykırım olacak şekilde widespread or systematic attack ya da manifest pattern of similar conduct'ın varlığından söz edilemez.

ayrıca, kişisel olarak uluslararası ceza mahkemesinin hukuk danışmanına bu soruyu sorduğumda da kendisi türkiye'nin asla ve asla soykırımla suçlanamayacağını söyledi ve tartışmanın tamamen politik olduğunu belirtti.

buna ek olarak, türkiye'nin successor state olarak soykırımla yargılanması imkansız. soykırımdan ancak bireyler yargılanır, devlet değil.

yine de davanın açılması geriye yürümezlik ilkesine (bkz: principle of non-retroactivity) aykırı olur. çünkü bu olaylar 1915'te olmuştur, o zamanlar daha soykırım diye bir şey de yoktur. taa 1945 sonrası soykırım ancak suç olarak kabul edilmiştir. tabi ki, jus cogens bağlamında ağır suçlarda bu ilkenin uygulanıp uygulanmaması da tartışılmakta.
şimdi olay yaşanıyor, aradan 30-40 yıl geçiyor bir kavram çıkıyor sonra o kavramı bir elbise gibi türklerin üstünde deniyorsunuz. yemezler amk cahilleri. o elbise eğreti durur.

sonuç olarak; ermenilere soykırım yapılmamıştır. ve bu başlık da koca bir boş kümeden bahsetmektedir. ekşi sözlük yazarlarını ve okuyucularını (bkz: sözde ermeni soykırımı) başlığındaki politik tartışmaya davet ediyorum. hukuki olarak tartışılmasının son derece anlamsız olduğu bir konuyu tartışmak ancak ve ancak kör milliyetçiliği ve düşmanlığı tetikler. bundan da kimlerin faydalandığı gayet açıktır.

edit: imla.

devamını okuyayım »