eksiokuryazar

  • 19
  • 1
  • 0
  • 0
  • geçen hafta

hadi be oğlum

kıvanç tatlıtuğun başrolünde olduğu film. oğlum kıvanç oyunculuğuna harbiden bayılıyorum senin, ülkedeki iyi oyunculardansın.

filmin konusu, özel bir çocuğa tek başına bakmaya çalışan bir baba ve başından geçenler. özel çocuk ne midir? sosyal, psikolojik, fiziksel problemler yaşayan her çocuk özeldir ve özel bakıma ihtiyaç duyar.

--- spoiler ---

efe, insan iletişiminde sorunlar yaşayan bir çocuk, sosyofobi olabileceğini düşündüğüm bir sorunu var, çünkü nöbetleri özellikle etrafında fazla insan bulunduğunda yaşanıyor.

hiç “baba” dememiş, hatta hiç babasının yüzüne bakmamış bir çocuk düşünün. annesi ona bakamayacağına karar verdiği için doğurduktan sonra babasına, ali’ye bırakmış. ali bu çocuğu babasının da yardımıyla yetiştiriyor.

okula gidemeyen, hiç konuşmayan, hiçbir şeyle ilgilenmeyen efe’nin ilgisini belki de ilk kez bir şey çekiyor: piyanoda çalan akıcı müzik. feridun düzağaç’ın çaldığı bir mekana dalıveren çocuk piyanoya kilitleniveriyor. ertesi gün ali hemen oyuncak orglardan alıyor çocuğuna, çocuk rastgele notalara basmaya başlıyor, ama ali’yi görseniz nasıl seviniyor! belki normal bir ailede hiç önemsenmeyecek bu durum, ali için dünyalara bedel. oğlu, bir şeyle ilgileniyor! nefes alan bir ölüden farkı olduğunu hissediyor çocuğunun.

çocuğu hiç mola vermeden rastgele notalara saatlerce basmaya devam ediyor. ilerleyen saatlerde bu notalar rastgelelikten çıkıp minik parçalar haline gelmeye başlıyor, bütünlük kazanıyor, armoni kazanıyor. ali gece bu melodiye uyandığında çocuğunun “problemli” olmadığını, özel olduğunu kavramaya başlıyor.

feridun düzağaç’a tekrar götürdüğünde bu yeteneği çok daha iyi ortaya çıkınca feridun ali’ye efe’yi bir şekilde, yurt içinde veya dışında, mutlaka konservatuvarda okutması gerektiğini söylüyor.

film hep ali’yle efe arasındaki görünmez duvar üzerinden ilerliyor. efe için her şeyi yapan bir baba figürü olan ali (tabletinden orguna, defter-kalemine oğlunun hiçbir şeyini eksik etmemeye çalışan, onun için ek işlerde çalışan, kavga eden bir baba), oğlundan asla tepki alamadığı için her seferinde gözleri doluyor, “hiçbir şey söyleme, sadece yüzüme bak, çok mu şey istiyorum?” diyerek oğlunun onu, onun için yaptıklarını anladığını teyit etmek istiyor; oğlundan sevgi kırıntısı olmasa dahi en azından varlığını kabul etmesini istiyor.

feridun düzağaç onları konserine davet ediyor, diğer müzisyen arkadaşlarına efe’yi dinletmek istiyor. babasının ölümünün ertesinde, para konusunda sıkıntıda olduğu bir zamanda zorla istanbul’a yolculuk edip, ucuz ve paspal bir otel odasında kalan ali, provalar sırasında efe’yi salona getiriyor, ancak efe’nin piyanoyu çalmamasıyla yine fazlasıyla üzülüyor; bir hiç uğruna kendini darboğaza sokmuştur, efe’nin yine onu yarı yolda bıraktığını düşünmektedir, kendince haklıdır da.

konser saati gelip çattığı için sahne arkasındaki odaya geçiyorlar ve konser başlıyor. ali’nin daldığı bir sırada efe sahneye giriyor ve piyanoya ilerliyor, herkes duruyor, efe piyanistin yerini alıyor. babasının oyuncak orgu ilk günkü gibi tek bir notaya rastgele basmaya başlıyor, bir yandan da nefes almakta zorlanıyor, sosyofobisi yeniden atakta.

tekrar eden nota bir süre sonra o ilk günkü gibi birkaç notaya çıkıyor, bütünleşmeye başlıyor. ardından hafif bir melodi, bir armoni... artık zengin bir müzik ziyafeti vererek tek kişilik bir şov yapıyor efe. çalmayı bitirince seyirciler alkışlarken ali onu sahne arkasına götürüyor, öpüyor, sarılıyor.

efe, babasının yüzüne bakıyor.

--- spoiler ---

müzikler için de ayrı bir parantez açılabilir, filmin başından sonuna dek çalan müzikler o melankolik havayı, umudu, kırgınlığı, sevinci öyle güzel veriyor ve bunu bir duygudan diğerini çok yumuşakça geçerek öyle yapıyor ki, izleyenin ne hissedeceğini en az senaryo kadar etkiliyor.

filmde bazı noktaların bir yere bağlanmamasını es geçemeyeceğim:

- efe’nin annesinin hasta olduğu söylendi, ancak ne olduğu asla söylenmedi. filmin başında ali’yle tanıştıkları gece intihar girişiminin sebebine dair de bir ipucu verilmedi. efe’yi doğurup ali’ye verdikten sonra da kendisine ne olduğu, hayatta neler yaptığı muamma kaldı.
- ali midye satarken, tezgahın önüne gelen kadının ali’yi (kıvanç tatlıtuğ) midye satmak için çok yakışıklı bulmasından olsa gerek, “midyeci nerede?” diye sorması, daha sonra ali’yle flört edercesine konuşması hiçbir yere bağlanmadı. sadece kıvanç’ın yakışıklılığını dile getirmek için konulmuş bir sahneydi, hikayeye katkı sağlamaması ne kadar gerekli olduğunu sorgulatıyor. (küçük bir nokta)
- ali’nin babası öldükten sonra tekneyi sattığı söylendi, ancak filmin sonunda sahilde tekneleri vardı, yeni tekneyi hangi parayla aldıkları belli değildi. (küçük bir nokta)

genel olarak bakılacak olursa, uzun bir süre sonra, babam ve oğluma duygu ve anlatım bakımından benzer bir türk filmi bulduğumu düşünüyorum. zaten baba ve oğlu veya genel olarak bakılacak olursa ebeveynle çocuğu arasındaki ilişkiyi anlatan filmler/diziler/oyunlar/kitaplar, eğer güzel aktarılabilmişse, fazlasıyla iz bırakıcı oluyorlar.

8.7/10. izleyiniz, efendim.

bir başka benzer konulu film için (bkz: her çocuk özeldir)

devamını okuyayım »